Boşanmak... Bu kelimeyi sarf etmek dahi bizleri menfî yönde etkiliyor ve içimizi burkuyor değil mi?
Her ne kadar hoşlanmadığımız bir kelime olsa da hayatın en acı gerçeklerinden biri. Maalesef boşanmalar son yıllarda oldukça artmış durumda. TÜİK tarafından açıklanan resmî istatistiklere göre 2025 yılında evlenen çiftlerin sayısı 552 bin 237 iken ne yazık ki 193 bin 793 çift de boşanmıştır. Bu boşanmaların %34’ü evliliğin ilk 5 yılı, %20,3’ü evliliğin 6 ve 10. yılları arasında, %15,7’si de evliliğin 11 ve 15. yılları arasında gerçekleşmiş.1 Boşanmaların bu kadar kısa süre içerisinde olması dertlenmemize sebep olmuyorsa vicdanımızı sorgulamamız lazım. Zira bizler Müslümanız ve bizim için aile hayatı çok önemlidir. Çünkü “İnsanın husûsan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır.”2
Peki, boşanmak bu kadar basit bir mesele mi? Mesela sadece “mutlu değilim” demek ya da evde küçük tartışmalar yaşamak boşanma sebebi olabilir mi? Her gün mutlu olunacak diye bir kaide mi var? Geçim sıkıntısı yaşamak boşanmaya sebep mi? Rızkı veren Allah değil mi? Erkeğin, çok basit şeyleri öne sürüp karısına kin duyması ve boşamak istemesi insanlığa sığar mı? Bakınız, Peygamberimiz (asm) ne buyuruyor: “Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.”3 Yani kusursuz insan yok ki kusursuz evlilikler olsun.
Bu meselenin basit olmadığı, aile hayatının dünyevî ve uhrevî saadete medar olduğu hakkında insanları bilinçlendirmek lazım. Nur Talebelerinin bu konudaki sorumlulukları daha fazladır. Çünkü Risale-i Nur gibi aileye önem veren, asrın hastalıklarını teşhis edip çareler sunan bir eserimiz var. Risale-i Nur, bir aile terapisti gibi şu nasihatlerde bulunuyor: “Aklı başında olan bir adam; refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fânî ve zâhirî hüsn-ü cemaline bina etmez. Belki kadınların hüsn-ü cemalinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli. Tâ ki, o bîçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayattır”4 ve “Kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa; aynen askerîyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîr ü zeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın.”5
Ne kadar güzel ifadeler değil mi? Kocanın, karısına olan muhabbeti ve kadının, kocasına olan sadakat ve emniyeti aile hayatında hayatî öneme sahip. Kadın, kocasından fenalık ve sadakatsizlik görse de elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışarak evliliğin devamını sağlamalıdır. Boşama ise en son çare olmalıdır.
Kadınların geçerli bir sebebi olmadan, kocasının rızasını almadan, şer’an değil de mimsiz medenî kanunlara göre boşamayı istemesi büyük bir kul hakkıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz (asm) “Herhangi bir kadın, geçerli bir sebebi olmaksızın kocasından boşanma talep ederse, Cennetin kokusu ona haram olur!”6 buyurmaktadır. Ne kadar dehşetli bir durum değil mi? Değer mi şu fânî dünyanın geçici sıkıntıları için, ebedî Cennet kokusundan mahrum kalmaya?
Dipnotlar:
1- https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58165
2- Lem’alar, Said Nursî, Yeni Asya 2022, s. 322.
3- Müslîm, Radâ’, 61
4- Lem’alar, Said Nursî, Yeni Asya 2022, s. 323
5- Age, s.323
6- Ebu Davud, Talâk, 17-18