Bu dünya hayatına gelen her bir canlıda, ebedî olarak burada kalmak isteği vardır.
Fakat, üzerine Cenab-ı Hak tarafından fânîlik damgası vurulan bu âlemde, hiçbir varlık ebedî olarak kalamamış, ecel vakti geldiği zaman istemese de, bu dünyayı terk etmek zorunda kalmıştır. İlk insan ve ilk peygamber olan Hazret-i Âdem Aleyhisselâm bin yıl yaşadığı halde, ecel vakti geldiği zaman dünyayı terk etmek durumunda kalmıştır.
İnsanlık tarihine baktığımız zaman, her gelen bir müddet yaşamış ve Allah tarafından tayin edilen ecel geldiği zaman, her insan bu dünyadan göçüp gitmiştir. Halbuki, her insanın fıtratında ve vicdanında ebedî olarak yaşamak hissi vardır. Başına gelen her türlü musibet ve hastalıklara karşı direnmeye ve hayatını korumak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışır. Fakat ne çare ki, Allah’ın koyduğu kanundan kurtulamaz ve er ya da geç bu dünyadan istemese de göçüp gitmek mecburiyetinde kalır. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, bu dünya daimî olarak kalınacak ve yaşanılacak değil, ecel geldiği zaman geçilecek bir imtihan yeridir.
Bediüzzaman Hazretleri bahsi geçen hakikati veciz bir tarzda şöyle nazara vermektedir: “Bu dünya ebedî olarak kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak, Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedi olan ‘Darü’s-Selâm’ menziline davetlisi olan mahlûkatın içtimaları için han ve bir bekleme salonudur.” (Mesnevî-i Nuriye)
Ekser insanların bu dünyanın niçin yaratıldığından haberleri bile yoktur. Etrafında gördüğü bütün varlıkların ve meydana gelen olayların tabiî ve tesadüfen meydana geldiğini zannetmekte ve Allah’tan habersiz olarak hayatlarını yaşayıp gitmektedirler. İşte, insanlık tarihi boyunca, böyle insanları gafletten uyandırmak, kendisini ve kâinatı yaratan Allah’a kul olduğunu hatırlatmak için, yüz yirmi dört binden fazla peygamberler, yüz yirmi dört milyondan fazla evliyalar ve milyarlarca âlimler vazifelendirilmiş ve insanlık ikaz edilmiştir.
Ancak bu hakikat böyle olduğu halde, insanlığın büyük bir ekseriyeti bahsi geçen hakikate karşı hem peygamberlere, hem de onların vazifelerini devam ettiren evliyalar ve âlimlere sırtlarını dönmüşlerdir. Bu dünya hayatını, ölümlü olduğunu bile bile ebedî olarak kalınacak bir yer zannı içinde, kendi hayatlarını ziyan ederek yaşamışlardır. Bu gaflet içindeki durum hâlâ devam etmektedir.
İlim adamlarının tespitine göre, her gün bu dünyadan ölümle dört yüz bin insan ahiret tarafına göç etmekte, beş yüz bine yakın yeni çocuk da dünyaya gelmektedir. İnsanlık tarihi boyunca devam eden bu doğum ve ölümler boşu boşuna değildir. Bu hakikati Cenab-ı Hak, Mülk Sûresi 2. ayette şöyle haber vermektedir: “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da O yarattı.”
Evet, yaratılıp bu dünyaya gönderilişimizin asıl maksadı, iman ile ibadet ederek bu dünya imtihanını kazanmaktır. “Dünyaya bir defa geldik, bir daha mı geleceğiz? Öyleyse hayatın tadını çıkaralım” diyenler çok büyük gaflet içindedirler.
Bu hakikate binaen Bediüzzaman Hazretlerinin “Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fânî dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme” ikazı, her zaman hatırda tutulmalıdır. Boş eğlenceler ve haram fiiller ise, ahirette insanı perişan edecektir.