"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kalp ve ruhtan ahirete bakan pencere

Sami CEBECİ
14 Ocak 2026, Çarşamba
Bütün varlıklar içinde çok yüksek bir istidat ve kabiliyette yaratılan insanın kalbine, ebedî olarak yaşamak ve sonsuza kadar saadetli bir hayat sürmek arzusu verilmiştir.

Bütün dünya o kalp ve vicdana verilse yine de tatmin olmamaktadır. Demek ki kalp, ebedî bir âlem için yaratılmıştır ve bu fânî dünyaya razı değildir.

Ancak, kalp dediğimiz şey vücudun her tarafına kan pompalayan et parçası değildir. Fikirlerin aynası olan dimağ ile hislerin aynası olan vicdandır. Her ikisine de kalp denmesinin sebebi, maddî kalbin vücudun fiziksel hayatını devam ettirmesinden, manevî kalbin de maneviyatımızı canlı tutmasından dolayıdır. Maddî kalp sekteye uğradığı zaman, nasıl o insan ölüyorsa, manevî kalp de inkâr ile sekteye uğradığı zaman, o insanın yaşayan bir ölüden farkı kalmaz. Bundan dolayı Bediüzzaman Hazretleri “İman, hayata hayat olsa.” der. Çünkü, iman insanı gerçek anlamda hayatta tutar. İman olmadan hayat, hayat olmaktan çıkar.

İnsanın manevî kalbinin çok garip bir hâli vardır. Hangi bir şeyle ilgilenir ve severse, onunla bütün kuvvetiyle bağlanır ve hep onunla beraber olmak ister. Ancak, kalp hangi şeye bağlanıp kalırsa kalsın, o şey fânî olduğu için elinden çıkar gider. Aşk derecesinde bağlandığı şeylerin elinden çıkmasıyla, kalpte dayanılmaz acılar ve yaralar meydana gelir. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, manevî kalp fânî şeyler için yaratılmış değildir, o ebedî âleme açılmış bir penceredir ve bu fânî dünyaya razı değildir.

İşte, böyle ilginç özelliklere sahip olarak yaratılan insan kalbinden ve vicdanından, âhirzaman şartlarında dünyaya açılan o kadar çok pencereler açılmış ki, insanların ahireti düşünecek ve oraya hazırlık yapacak mecalleri bile kalmamış. Bu dehşetli durumu nazara veren Bediüzzaman Hazretleri şu önemli tespiti yapmaktadır: “Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır; tadili [düzeltilmesi] büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet [insan] ruhundan dünyaya nazır [bakan] pek çok menfezler [delikler] açmıştır. Bunların kapatılması, ancak Allah’ın lütfuna [ihsanına] mazhar olanlara müyesser [nasip] olur.” (Mesnevî-i Nuriye s. 198.)

Evet, insan kalbinin, ruhunun ve vicdanının yaratılıştan kendilerine verilen bu vaziyetinden dolayı, ruhtan ahirete bakan manevî pencereyi, daima açık tutmak gerekir. Aksi takdirde, sefih medeniyetin dünyaya dönük olarak açtığı binlerce pencerelerden dolayı, öyle insanlar ahireti unutur ve devamlı bu dünyada kalacakmış gibi yanıltıcı bir hisle ve bütün gücüyle dünyaya saldırır. Her türlü günahların ve pisliklerin içinde günün gün etmeye çalışır. Böylece, insanların büyük bir ekseriyeti ahiretini mahvettiği gibi, dünyasını da berbat eder.

Madem durum böyle ise, aklı başında olan mü’minler dünyayı kesben değil, kalben terk etmesi icap eder. Dünya ve ahiret dengesini muhafaza ederek yaşamak en doğru olanıdır. Onun için hadis-i şerifte “Hiç ölmeyecek gibi dünya için, hemen ölecekmiş gibi de ahiret için çalışın.” buyrulmuştur.

Sahabe-i Kiram, ibadet esnasında dünya ile hiç alâkası yokmuş gibi ibadet yaparlarken, dünya işleri ile meşgul oldukları zaman da, sanki ahiret ile ilgileri yokmuş gibi çalışırlardı. Bahsi geçen dengeyi iyi kurmuşlardı. Bizler de öyle yapmak durumundayız.

Okunma Sayısı: 175
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı