"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fıtrat mı? Fabrika ayarları mı?

Şemseddin ÇAKIR
24 Eylül 2021, Cuma
Fıtrat: Kökeni Arapça ve yoktan yaratma demek olup, aynı zamanda onun kanun ve kurallarıdır.

Fabrika? İşlenmemiş veya yarı işlenmiş maddeleri, insan makina ve benzeri araçlar kullanarak işleyen ve kullanıma hazır bir duruma getiren sanayi kuruluşu.

Bugünkü teknoloji bir çok fabrikanın pabucunu dama attığına göre, bunun değişik versiyonlarından da bahs edilebilir. Ben fabrika deyince gerçek fabrikayı, ayarı hiç bozulmayan ve her asra hitap eden,

“KAF, NUN” fabrikasını anlıyorum.

Beşeri soba nere? İlâhî soba olan güneş nere?

O halde soba deyince güneşi, fabrika ayarları deyince kâinattaki şaşmaz nizamı anlamak lâzımdır. Akşamdan sabaha bozulan ayara uysan ne olur uymasan ne olur?

Fakat, İlâhî fabrikada böyle bir ihtimal dahi yok. Yani asıl fabrika böyle olmalıdır. Meseleyi gerçek rayına ve bu güne taşırsak, şimdi GDO’lu besinlerle gerçek fabrika ayarları bozulmaya çalışılıyor.

İnsanlığı zehirlemek için mutlak olan fıtrat ve kâinat fabrikası ayarlarına uyulmuyor. Basit bir fabrikanın ayarlarıyla oynamanın vahim sonuçları malûm iken, bir de mutlak ayarlarla oynamanın bedelini bu insanlık nasıl ödeyecek? Yahudiler; hayvanlarına bile reva görmediği o GDO’ları insanlığa zerk ediyor. 

Kendileri “koşer” gıda alıp, diğer insanları da uyutuyorlar. Buğdayların ve muzların genleriyle oynamışlar, bu günün 160 muzunun 1950’nin bir muzu kadar ancak etkili olduğu söylenir. Halbuki insanın günlük ihtiyacı gerçek gıda ile bir yumruğu kadardır.

Bunun anlamı, o nispette insanlığın ihtiyaç ve meşgalesini arttırıp, dine imana, ahirete ve insanlığa yer bırakmamaktır. Zaten alınan son bilgiler, insanlığın “inanç genini” yok etme gayretleri imiş.

Bu inanç ve insanlık caniliğinin mutlaka bir çare ve müeyyidesi olmalı! Her derde lâyık devayı veren Allah (cc) bunun devasını da, mutlaka yaratmış ve verecektir. Zaten “gargat” hadisi de, aynı gerçeği haber vermiyor mu?

Şu tarihi hadise dahi bu gerçeği ifade eder ki, 1948’de İsrail’i devlet olarak tanıyan “ilk Müslüman ülke” Türkiye olup, ondan sonra onlar dünyanın başına gaileler açtı. Bu gaflet böyle ne zamana kadar devam edecek? Yoksa İslâm âleminin ve bütün insanlığın başına gelen bu musîbetten Türkiye sorumlu olur.

Allah (cc) isyan ve iftira edenden insanlığa vefa olur mu? Bediüzzaman’ın “Biz, imanı kurtarmak ve Kur’ân’a hizmet için, Mekke de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü, en ziyade burada ihtiyaç var” (Emirdağ Lâhikası, s. 169) demesi boşuna değildir.

Aslında bu gün, bu hile ve zulmü insanlığa reva gören Yahudi milletinin kendisi bunun tarihteki en bariz örneğini teşkil eder. Cenab-ı Allah’ın onlara indirdiği kudret helvası ve bıldırcın etine iktifa etselerdi millet olarak da, cihana hakim olacaklarını vadettiği halde Yahudiler, uymadıkları için asırlarca sefalet çekip devlet kuramadılar.

Bunların durumu aynen: En samimî dostları olan iblisin, Allah’ın (cc) secde emrine uymayıp bedelini bütün insanlığa ödetme intikamı gibi bir zulümdür. Bunların insanlık adına mutlak fabrika ayarlarına çağırılması gerekir. 

Üstad Bediüzzaman Hz. bu manayı te’yit için bu sisteme “kaf, nun fabrikası” der. (bu bir “kün” emri demektir. Bu sadece olmayı değil uymayı da, ifade eder. Yani sonsuz kudret her şeyi iki harfe sıkıştırmıştır. Yine Bediüzzaman “hayatı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün harekâtı şer ve tahrip hesabına geçer” diyor. Buradan da anlaşılıyor ki; “kanun-u fıtrata tatbik-i harekete mecburiyet vardır”. İşte bu önemli hadisenin en baş sorumlu temsilcileri peygamberlerlerdir. Hatem’ül enbiyadan sonra da, asır mücedditleridir ve en son Mehdi aleyhimürrıdvandır. Demek mehdinin görevi de, diğer mücedditler gibi İslâmı yeniden orijinalleştirmektir. Yani bilmana fabrika ayarlarına döndürmektir. O da asrın ihtiyacına göre olmalı. M. Âkif de, “Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alarak ilhamı/ Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı” demekle, aynı manayı kastetmektedir ve Risale-i Nurlar işte tam da o dur.

Bunların herbirinin İslâm literatüründe ayrı ayrı karşılıkları vardır meselâ:

1- Sünnetullah veya adetullah vardır. Asıl ayar budur. Bir de buna bağlı olarak,

2- Sünnet-i Rasulullah vardır ki bu bu adetullahın insanî bir görünümüdür.

3- Üsve-i hasene vardır ki o Efendimizin (asm) gerçek hali ve ahlâkıdır.

Bediüzzaman bu gibi gerçek ayarları sünnetullah olarak ifade eder ve özellikle 11. Lem’a’da, “Sünnette yapılan tembelliğin; hasarati azime, önemsememenin, cinayeti azime ve Allah korusun! İnkârının ise dalâleti azime” olduğunu açıkça ifade eder. Burada her şey açık değil mi? İşte Rahmanî güçlere karşı şeytanî güçlerin en son durumu bu olup, hayatı bir mayın tarlasına çevirmişlerdir. “Tahrip ise kolaydır” kaidesine göre, şeytanî ve Nemrudî namertler; işin kolayını seçiyor. 

Sonuç olarak bizdeki fabrika ayarları fıtrat kanunları olup bunlar aynı zamanda İlâhî emirlerdir. Hem de cezası sadace uh- revî değil dünyevîdir. Onun için âyeti kerîmede “onlara musîbet gelince sadece zalimlere değil umumuna gelir (…)” buyurulmaktadır. 

Allah (cc) açıkça Efendimiz’e (asm) ittiba-ı da, emrederek, âyeti kerîmede kendisine itaatin hemen peşinden “Resul’üm’e itaat ediniz” buyrulur. (Enfal a. 25) 

Demek asıl soba kalpteki imandır. Pürşer beşer su-i ihtiyarı ile o kanunları sabote etmeye devam ederse, ne yazık ki, bedelini bir insanlık ödeyecektir. 

Tedbirimiz ne olmalı? Bunun için şu andaki konumumuza bakmalıyız. Yani bakacağız mücedditler döneminde miyiz? Mehdi döneminde mi? Bu çözümü ona göre tesbit etmeliyiz, zira bu zatlar muvazzaf olup o asırdaki fıtrî ayarı Kur’ân’dan ancak onlar sunabilir. Biz Nur Talebeleri, Kur’ân eczahanesinden yazılan reçeteler olarak çözümü Risale-i Nurlar’da görüyoruz. 

O halde bu asrın fıtrat problemlerini bu asrın mesûlüne sormak gerekmez mi? Cenab-ı Hakk’ın “Fes eli ehlezzikr” (bilmediğinizi meslek erbabına sorun) fermanı bizim için esas değil midir?

Aslında fabrika veya fıtrat ayarları demek: İslâmlık, insanlık ve maşeri vicdan ayarları demektir. Meseleyi fabrikaya indirgemek ucuzculuk ve kaçış olur kanaatindeyim.

Ancak hangi ve nasıl fabrika olduğunu izaha çalıştım.

Yine Üstad: “Nasıl bir harika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor; (Meselâ: Topraktan) şeksiz, bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttırır. Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbaniye, ne derecede bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede okuduğunuz fenni makine mikyasıyla, küre-i arzın ustasını ve sahibini bildirir ve tanıttırır” der. 

Ben buna fabrika derim ve fabrika ayarlarına dönmeyi de, bu kâinat sarayının teşrifatcısı olan fahr-i kâinatın (asm) talimatlarını dinleyip ona göre adaba riayet ederek o sarayı kirletmeden yaşamayı anlarım.

İşte bu zat saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, lika istiyor, Cennet istiyor ve saray sahibinin evamirine imtisal istiyor. Fabrika ayarları budur. 

Efendimiz (asm) “size iki şey bırakıyorum biri Allah’ın kitabı, diğeri ise Sünnetim ve Ehl-i Beytimdir. İşte fabrika ayarları bunlardır yani; Kelâmî olarak; âyet ve hadis anlaşıldığı gibi fiilî olarak da, yani rol model olarak da, Ehl-i Beyt anlaşılmaktadır. İşte bunlar aynı zamanda fıtrat kanunu anlamına gelir.

Üstad şöyle tadat eder:

1- İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakfı nazar ettik ve aldandık. Ve 2- Sui Fehmi ve su-i edep ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Ta o da bizden nefret ederek evham ve hayatların bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

Hem de hakkı var. Zira A- Biz İsrailiyyatı usulüne ve B- Hikâyatı akaidine ve C- Mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada tedip için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak yine O’nun merhametidir.

O halde çare-i yegânesi nedir?

Öyle ise ey ihvanı müslimin! Geliniz O’na terziye vereceğiz (özür dileyip) yeniden biat edip O’nun hablül metinine sarılacağız.” (yani bilmana fabrika ayarlarına döneceğiz.)

“İtikadım ve yakinimdır ki, Hak neşv ü nema bulacaktır. Eğer çendan toprak ta gizlense de taraftarlar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır. Eğer zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar dahi.” (Muhakemat s.10)

Bilumum gerçek kurtuluş olan kanun’u fıtratta buluşmak arzusuyla fi emanillah.

Not: Daha önce bu gibi kaynakları naklettiğim ve “Ahir zaman alâmetleri” kitabımda da, olduğu için zikretmedim.

Okunma Sayısı: 1267
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nahit Topaloğlu

    24.9.2021 11:04:30

    S.A. Şemsettin Kardeşim, Üstadımız "Sözün güzelliği kısalığındadır." diye nakleder. Yazılarınız fazla uzun. Ya 1,2 diye bölüp "devamı yarın" tarzında yapın, ya da anafikre doğrudan yardımı olmayan tâli mâlumatı ayıklayarak yazın.Müsamaha ile karşılayacağınız inancıyla yazdım. Sadece Şahsî fikrim de olmadığını bilmenizi isterim. Rabb'im yâr ve yardımcınız olsun, kaleminize güç versin. Cümlemizi istikamette dâim etsin. Fî emânillah! Bâki selamlar

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı