"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Berlin’in iki güzide evlâdı…

Şükrü BULUT
14 Ekim 2019, Pazartesi
Berlin yazıları (9)

Kur’ân’ın ahirzaman’daki en önemli tefsiri olan Risale-i Nur’a girmiş şahıs isimlerine, coğrafyalara ve hatta bütün kelimelere büyük önem addedenleri tebrik etmemek mümkün değil … Zira istikbali kucaklayan bu esere söz konusu isimlerin lalettayin girmediklerini hepimiz biliyoruz. Said Nursî’nin bu isim, anekdot veya coğrafyaları neden yazdığını da derinlemesine araştırıp anlamamız gerekiyor.

Prens Bismarck’tan beş-altı eserinde bahseden Said Nursî onu çok iyi tanıyor. Başarıya ulaşmış misyonunundaki sıfat ve husûsiyetlerinden bize haber veriyor. Kendi zamanında “dünyanın en akıllı ve müdakkiki (araştırmacısı)... Feylesofu ve …Saltanatlı hâkimi… Cür’etkâr, enaniyetli, şöhretli bir düşünce, siyaset adamı ve aynı zamanda feylesof… Büyük Şarlman’dan sonra Germenleri bir araya toplayan bu siyasî dehanın Kur’ân ve Hz. Muhammed (asm) karşısındaki durumu çok derin araştırmalara dayanıyor. Yalnızca İslâmiyet’i ve kaynaklarını değil; bütün dinleri ve bilhassa semavî dinleri araştırmış ve tahrifatlarını görmüş bir araştırmacı… İsm-i Hakîm’e mazhar Bediüzzaman’ın “müdakkik Avrupa feylesofunu“ örnek göstermesi, Kur’ânî bütün tezlerini bütün Avrupalı araştırmacılara tasdik ettiriyor, diyebiliriz. Öncelikle konumuzla alâkalı iktibaslardan ikisini takdim edelim.

“Evet, bir asır evvel dünyanın en akıllı ve en müdakkiki ve filozofu ve saltanatlı hâkimi telâkki edilen ve kendi Hıristiyan iken bütün eski dinleri ve kitapları hiçe indiren, belki inkâr etmek cür’etini gösteren, gayet enaniyetli ve şöhretli olan Prens Bismarck’ın Kur’ân-ı Hâkimin önünde kendi imzasıyla ve bütün kuvvetiyle tasdikkârane secde etmesini yazan ve inat ve enaniyetini ve dinsizliğini bırakıp Kur’ân’a teslim olduğunu âleme ilân ettiğini ceridelerde neşredildiği bir hengâmda… (Emirdağ Lâhikası, s. 235)

Bu iktibasın, Bediüzzaman’ın eski eserlerini yeniden gözden geçirdiği 1950‘lilerden sonraki ilâvelerine ait olduğunu biliyoruz.

“Avrupa’nın asr-ı âhirde en meşhur bir filozofu Prens Bismark diyor ki: “Ben bütün kütüb-ü semavîyeyi tetkik ettim. Tahrif olmalarına binaen, beşerin saadeti için aradığım hakikî hikmeti bulamadım. Fakat Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) Kur’ân’ını umum kütüplerin fevkinde gördüm. Her kelimesinde bir hikmet buldum. Bunun gibi beşerin saadetine hizmet edecek bir eser yoktur. Böyle bir eser, beşerin sözü olamaz. Bunu Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) sözüdür diyenler, ilmin zarurîyatını inkâr etmiş olurlar. Yani, Kur’ân Allah kelâmı olduğu bedihidir.” (Hutbe-i Şamiye, s. 36)

Aklı esas alan Avrupa ve Amerika’nın “zekâ tarlasının“ en şöhretli mahsûlleri İslâmiyeti kabul ediyorlarsa, elbette bugün olmasa da yakında bir gün Amerika ve Avrupa İslâmiyet’in hakaikını kabul edecekler ve ahirzaman dehşetli dinsizliğine Risale-i Nur’daki hakikatlerle mukabele edecekler. Ve ayrı ayrı iken mağlûp olan Hıristiyanlık âlemi ile İslâm âlemi “Risale-i Nur“ ekseninde ittifak ederek ahirzamanın dehşetli dinsizlik ve ahlâksızlığını mağlûp ederek bütün insanlığı kurtaracaklar.

“İşte Amerika ve Avrupa’nın zekâ tarlaları Mister Carlyle ve Bismarck gibi böyle dâhi muhakkikleri mahsulât vermesine istinaden, ben de bütün kanaatimle derim ki: Avrupa ve Amerika İslâmiyetle hamiledir; günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak. Nasıl ki Osmanlılar Avrupa ile hamile olup bir Avrupa devleti doğurdu.“ (Tarihçe-i Hayat, s. 82)

Berlin’in (o zaman ki ismiyle coğrafya olarak Prusya’da) dâhî ve kahraman generali Hindenburg’un Risale-i Nur Külliyatı’na girmesi, Birinci Cihan Harbi’nden bir sene sonradır. Enver Paşa’nın isteğiyle Osmanlı Ordusu’nun kontenjanından Darülhikmet’e tayin edildiğinde de ülkenin içtimaî ve sosyal problemleriyle alâkadar oluyor Said Nursî… Üslûp biraz değişmiş olsa da; duruş ve çizgi aynı… Demokrasi öncesindeki aktif siyasî hayatı gitmiş, fikren karşı olduğu kadrolara vatan ve din selâmeti istikametinde yol gösteren bir Bediüzzaman var İstanbul’da… Daha çok gazeteler, kitaplar ve neşriyat ile düşmana (İngilizlere) karşı koyan Üstad, dostlar meclisinde o günün içtimaî meselelerini ilgilendiren tartışmalardan anekdotlar almış, Sünûhat kitabına…

“Denildi: “Mağlûbiyet mâlûmdu, biz bilirdik. Bilerek bizi belâya attılar.” 

Dedim: “Acaba Hindenburg gibi dehşetli insanlar nazarına nazarî kalmış olan gaye-i harp, sizin gibi acemîlere nasıl malûm ve bedihî olabilir? Acaba fikir dediğiniz şey-el’iyazü billâh-arzu olmasın? Bazan zâlimane intikam-ı şahsî, arzuya fikir suretini giydirir.“ (Sünûhat, s. 70)

Berlin bir mekân, coğrafya, tarih, duruş ve cihanşümul bir mücadelenin adı olduğu kadar; semavî dinlerle savaşan bir felsefenin, semavî ahlâkları yok etmek isteyen bir hareketin, teşkilâtlanarak dünyayı kontrollerinde tutmak isteyen bir zihniyetin de mekânı. Bediüzzaman’ın teşbihiyle Berlin’in de iki yüzü var, bizi gözlüyor. Semavî dinlere bakan, İslâm’a muti ve barışa yatkın bir Berlin’e mukabil, sulhü reddeden, kaosu esas alan, insanî norm ve ahlâkı asla istemeyen diğer yüzüyle de bir Berlin var.

Risale-i Nur Kur’ân’ın malı olduğundan, bütün insanlığa müteveccihen ders veriyor. Orada geçen unsurları incelerken bütün yaratılışı, insanlığı ve insanlığa yönelik hayır ve şerrin adesesinden o unsurları tahlil edeceğiz. 

Bundan önceki yazılarımızda, küçük alâkalar eşliğinde bu iki şahsiyetten kısaca bahsetmiştik. İnşaallah söz konusu şahsiyetleri-anlayabildiğimiz hülâsalar halinde- misyonları cihetiyle inşaallah tahlile çalışacağız.

Okunma Sayısı: 1475
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nadir Ozpamukcu

    14.10.2019 21:42:27

    Bu yazi dizisinden ortaya , neden Istanbul,neden Berlin, sorulari cikiyor.Bu iki sehri daha yakindan tanimamiz gerekiyor demekki.Yorumculara is dusuyor.

  • Nedim

    14.10.2019 13:01:30

    İstanbul ile kaderini paylaşan Berlinin tarihinin önemli boyutlarıyla Türk okuyucusuna sunulmasında mutlaka büyük fayda vardır. Allah razı olsun.

  • Niyazi N.

    14.10.2019 12:18:29

    Berlin’in müsbet olan asli yüzünün, ancak Üstad Bediüzzaman’ın önemle işaret ettiği bu iki mühim şahsiyet üzerinden doğru şekilde anlaşılması mümkün olacaktır. Sayın yazarın takip ettiği yol ve tarz takdire şayandır, devamına merakaveriz. Allah daim refiki ola.

  • Zeliha

    14.10.2019 10:34:19

    Biz sadece bizim tarihi bilmek yeter sanıyorduk, ama bu yazı dizisinden anladım ki dünya küçük bir köy ve biz dünya tarihi derken aslında kendi tarihimizi de öğreniyoruz , risale i nuru mana-i harfi ile okumaya kapı açılıyor bu tür yazılarla. Tarihi doğru okumak Risale-i nuru doğru okumakla çok alakalı imiş. Tarihimizi de bilmeden hizmetlerimizin kıymetini takdir edemiyoruz maalesef. Allah razı olsun

  • Demokrat Avrupa

    14.10.2019 10:24:28

    Bismarck, Hindenburg, İsevi ruhaniler bir tarafta, Enver Paşa, Üstad Bediüzzaman ve mehdinin talebeleri diğer tarafta, ama küfr-ü mutlaka karşı mücadele beraberce.

  • Nur

    14.10.2019 07:43:26

    Dersimize iyi çalışmamız lazım. Günümüz şartlarında bu bilgileri görmezden gelmek değil, üzerine düşünüp anlamak icap eder. Ellerinize sağlık devamını merakla bekliyoruz...

  • Ahmet Said

    14.10.2019 01:35:11

    Prens Bismark ile General Hindenburg'un vizyonlarını biraz daha açıklarsanız, anlamamıza yardım etmiş olursunuz. Bu iki şahsiyetin bizim tarihimize de dolaylı etki ettiklerini düşünüyorum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı