"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dini cemaatlerde ve tarikatlarda demokratikleşme mümkün mü?

Şükrü BULUT
13 Eylül 2019, Cuma
Mevzunun ne kadar çetrefilli, netameli ve içinde yaşadığımız hayat ve hadiselerle telifinin ne denli müşkil olduğu, kendiliğinden görünüyor.

Fakat madem İslâmiyet ve Kur’ân; hayatın, fıtratın ve yaratılışın bizzat kendileridirler. Ve tarikatlarla dinî cemaatler de İslâmın realiteleridirler. Öyleyse konunun bize garip görünmesi, anlaşılmasını zorlaştırmamalıdır. Ön kabullerimizi gözden geçirdiğimiz takdirde, meselenin basit olduğunu da söyleyebiliriz.

Hem tarikat ve hem de dinî cemaatler Kur’ân ve sünnet çerçevesinde hayat bulduklarından ve daha doğrusu bu daire içinde hareket etmeye mecbur olduklarından, söz konusu cemaat ve tarikat usûllerinin “Asr-ı Saadet” pratiği dışında kalma şansları da yoktur. Bu dairenin dışında kalma meyli gösteren veya şeriat dışı düşünce ve ritüellerde ısrarcı olanlar, Kur’ân’ı kendilerine ölçü kabul etmediklerinden, onlarla alâkamız da kalmıyor, demektir.

Peygamberimizin (asm), içinde bulunduğumuz zamana müteallik ve istikbali irşad eden çok hadisleri var. “Kavmine hizmet eden, onların efendisidir”, hadis-i şerifine kadar… İlmî inkişaflar, ulaşım ve haberleşmenin bu denli kolaylaşması, mu’cizevî gelişmeler ve nihayet Rabbimizin Mülk Sûresi’nde buyurdukları üzere dünyamızın bir köye dönüşmesi gerçeği, bütün Müslümanların Kur’ân ve hadis çerçevesinde kendilerine çeki-düzen vermelerini emrediyor. Ahmed-i Serhandî’nin (ks) zamanındaki gibi “Nakşiliği” Hind Yarımadası’nda tatbik etmek mümkün mü? Nifağın global düzeyde teşkilâtlanarak ve arkasına “deccaliyetin” dev sermayesini takarak ehl-i İmana ve semavî dinlere hücum ettiği bir zamanda, Bağdat’ın, İsfahan’ın, Belh’in, Basra’nın ve San’a’nın mutlu sekizinci, dokuzuncu yüzyıllarını hayal etmenin, zamanımıza hiçbir faydası olmayacağı da bir başka hakikat… Eski zamanın derin derelerinden, istikbalin sıra dağlarına yaslanmış zamanlarına gelmek zorundayız. Buraya tarikat de, dinî cemaatler de, dünkü idareler de ve bütün sivil hayatı temsil eden kurumlar gelmeye mecburdurlar. Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi, zamanın çarklarına itiraz edenler altında kalır ve ezilirler.

Dinî cemaatlerde değişimi teceddüt üslûbuyla anlamalıyız. Ehl-i dünyanın “demokratikleşme”, bizim ise “meşveret-i şeriyye” olarak anladığımız “zamanın ruhuna intibakın”, şeriat ile çelişmediğini de göreceğiz. Asr-ı Saadet içinde örneğini bulacağımız her değişim, yenilik ve yeniden yapılanma; fıtratın bizatihi kendisidir. Cehaletlerinden, taassuplarından, tarafgirliklerinden, tarikatın ritüelini şeriatın önünde görme yanlışından kaynaklanacak itirazları, yine dinî cemaat ve tarikat içindeki “ulema” karşılayacaktır. Bu konunun istediğimiz açıklığa kavuşması ve müşahhaslaşması, ancak demokrasi ile şeriatın telifini ortaya koyacak tez ve eserlerin okunmasından sonra mümkün olabilir. 

Ahirzaman dinsizliğini “birleşik cephede” temsil eden komünist ve masonların, her türlü neşir ve medyadaki insafsız iftira ve saldırıları karşısında bunalan tarikat ve dinî cemaat mensuplarının bu güne kadar, “doğru demokrasilerin” Kur’ân’ın malı olduğunu isbat eden eserleri yazmaları ve tezlerini bilimsel olarak ispatlamaları gerekirdi. Belki de ihtiyacımız olan çalışmalar çalışmalar yoldadırlar.

İnşaallah yakın bir zamanda, söz konusu çalışmalar ellerimize geçer ve şu iddialarımızın altını doldurmada ellerimizden tutarlar.

Her tarikat ve dinî cemaat; orijinal temellerini, esas ritüellerini ve çağlar üstü evradını koruyarak; günümüzdeki demokrasiyi bahane ile hücum eden din düşmanlarına cevap verebilirler. Nasıl?

 

Demokrasi mi, meşveret-i şer’iyye mi?

Bu noktayı, İslâmiyet’in en büyük meselesi olan tevhide inanmayanlara anlatmak hiç de kolay değil. Zira, “istihdamı” (Allah tarafından çalıştırılmayı) kabul etmeyenler, dinin esas aldığı çoğulcu yasama-karar verme hususunu anlayamazlar. Demokrasi söz konusu olduğunda daha çok devlet idaresi, inanç farkı gözetilmeksizin genel toplumun sosyal hayatının dizaynı, ve dış dairedeki yönetim hatıra gelir. Meşveret-i şeriyye denildiğinde ise; dinin bütün kurallarını kabul eden, ön şartlarını yerine getiren, tamamen serbest iradeye bağlı, karşılığı yalnızca Allah rızası olan, vicdanî meyillerin hareket merkezini teşkil ettiği insanların karşılıklı fikir teatileri, meseleyi çözmede düşüncede birbirilerine yardımları, bütünü tamamlamak üzere parçaların mana etrafında bir araya getirilmesi, muhabbet esaslı ve hiçbir devleti güce dayanmayarak yaptıkları meşverettir. Bu gayet eksik ve sıkıntılı tarifimden daha açık ve kapsamlı tariflerin yapılacağına inanıyorum. 

Burada anlaşılması gereken nokta; bütün yurttaşların ve hatta insanların üzerinde “fikir birliğine“ gitmeye çalıştığı demokrasi, ancak inançlara hürmetkâr olur, dini hayatın pratiğindeki maniaları bertaraf eder ve imkânı nisbetinde hayatta “adaleti” sağlamaya çalışır.

Demokrasinin toplumdan topluma, ülkeden ülkeye ve kültürden kültüre nasıl bir değişiklik kazandığını merak edenler; Avustralya’dan Amerika’ya, Fransa’dan İspanya’ya ve Yunanistan’dan İskandinavya’ya şöyle fikri bir seyahatte bulunsunlar. Kalın çizgileri, çok canlı renk farklılıklarını ve bilhassa “hürriyeti” yorumlama biçimlerini bizatihi görsünler. İki bin senelik Hıristiyanlık-Musevilik dini, Koca Roma ve Grek Medeniyetleri, henüz “Batı’da” demokrasi tanımında ittifak edememişlerken; Müslümanların tarif ve şartlarını Şeriattan aldıkları ”meşveret-i Şeriyyelerini” demokrasi ile mukayese etmek yanlış olur. Meşveret-i şeriyyedeki ölçülerin, adalet anlayışının, sosyal hayat prensiplerinin ve şûrâda zikredilmesi çok zor olacak yüzlerce değerinin, (dindeki tarif, misyon ve pratiği itibariyle) mevcut demokrasilerin henüz ulaşamadıkları noktalarda olduğunu unutmamamız lâzım.

Şeriat ile uyumlu bir demokrasi anlayışına itiraz edecek ne bir tarikat ve ne de bir dinî cemaat düşünemiyorum. Tarihteki ferdiyetçiliği, taklit edilen saltanatvari postnişinliği, ritüellerle hürmeti korunan necipliği ve kendisiyle meşveret edilmez zannedilen manevî makam sahipliliği gibi hususların; önce Sünnet-i Seniyye dairesindeki ilmi çalışmalar, ihtisas sahibi ve tarikatin bütün esaslarına sadık heyetler ve cemaat-tarikatın bedeninde kanalların açık bırakılmasıyla vücutta meydana gelecek kontrollü dolaşımlar, namahreme şeffaf bir yapı ve her an girdisini-çıktısını murakabe edecek yetkili heyetlerle zaman içinde giderileceğine, imanım kadar inanıyorum. İnsanlarla hiç uğraşmaksızın ve yalnızca şeriat dairesinde; sistemin her türlü hürriyetlere müsait hale getirilmesiyle bütün fitne ve müdahale kanalları kapatılabilinir. Şu halleriyle hem dahilî ve hem de haricî cereyanlarla anlaşarak hayatlarını idame peşindeki bu manevî yapılar, zamanla bağımsızlıklarına kavuşabilecekleri gibi, dış müdahalelerden korunacaklarından dolayı, ”kısmen millî” kimliklere de kavuşacaklardır.

Yukarıdaki ifadeler, dinin mahiyetini bilmeyenlere; tarikat ve dinî cemaatler “demokrasiye uygun değiller” manasını tedai ettirebilir. Büyük İslâm hukukçusu Shobel’in dediği gibi, doğru bir demokrasi uzun süreli bir tekâmülden sonra, ancak İslâm Şeriatına yanaşabilir. Meşveret-i şeriyyeyi yirmi dört ayarındaki altını işleyen bir kuyumcu tezgâhına benzetirsek, demokrasi ancak soğuk demiri işleyen kaba bir atölyedir. Fakat her ikisi de insan için “madene şekil veriyor” diyebiliriz. Bu önemli konunun bütün Müslüman Asya toplumlarının önündeki engelleri ortadan kaldıracağına inandığımız için, önem veriyoruz. Ve inşallah devam edeceğiz…

Okunma Sayısı: 1495
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İ. Seyda

    13.9.2019 19:03:36

    "Dini cemaatlerde ve tarikatlarda demokratikleşme mümkün mü?" 1-Mümkündür; ama devletten uzak durmaları, arka bahçe gibi çalışmamaları lazım. 2-Mümkündür; birbirlerini ötekileştirmemeleri ve sosyal medyadan uzak durmaları lazım. 3-Mümkündür; ama farklılıkları hakikatin diğer rengi olarak algılamaları lazım. 4-Mümkündür; kendi içlerinde de "adalet, meşveret ve kanun hakimiyetini" tesis etmeleri lazım.

  • Ahmet Said

    13.9.2019 18:51:29

    Bu gayet önemli ve iddialı konunun mutlaka delillendirilmesi gerekir. Büyük iddianın altı doldurulmazsa anlaşılması da kabulü de zor olur.Bu güzel ve cazip konuyu anlayabileceğimiz şekilde bitireceğinize inanıyorum. Başarılar dileklerimle...

  • Bahtiyâr Almanya

    13.9.2019 16:52:05

    Günümüzün tarikat anlayışı bana istibdad sistemini hatırlatıyor. Şeyhe mutlak itaat ve hiyerarşik sistem meşveret-i şeriye hususlarına zıd bir tatbikat takip ettikleri için toplumun yaralarını ancak Risale-i Nurdan aldıkları formüllerle sarabilirler. Yazarımız analiziyle inşaallah bu yolda yürüyen ve gerçek demokrasi arayışı içinde olanlara yol gösterecektir.

  • Zeliha

    13.9.2019 15:32:32

    Şeriattan kaçan müslümanlar (nefis hesabına) demokrasiye yakalanacaklar inşaallah,demokraside gercek anlamda tanımlandığı zaman aslında dinde dahil olmak üzere insanların hayrına hizmet ettiği görülecek. İşin enteresan yani demokrasiye en çok İslam alemi karşı çıkıyor halbuki bilseler ki dinin yaşanmasına en büyük destek demokrasiden gelecek,çünkü insanca yaşamayı ön gören İslam dini zaten insan haklarınida korumaktadır. Öyle sanıyorum ki bu yazı yazıldığına göre İslam ve demokrasi anlayışında ufukta güzel gelişmeler oluyor inşaallah

  • Abdurrahman KOCAK

    13.9.2019 14:34:45

    Demokrasi gizemli bir kelime söylemek telafuz etmek çok kolay ama pratikte çok zor.Bir toplulukta uygulanması çekirdekten başlaması lazım.Çocukluktan başlaması lazım hazm edilmesi lazım.Aksi takdirde söylemden ibaret kalıyor.Dini cemaatler, tarikatlar ve STK lar bu kavramı gündemlerine alıp görüşmeye tartışmaya başlamalıdırlar.Zira incelendiğinde Asrı Saadete yakın olduğu gerçeğini öğrenmiş olacaklardır.

  • Nur

    13.9.2019 12:00:20

    Cemaatlerin demokratikleşmesi sürecinde, daha evvel cemaatlerin karanlık köşelerine onları manipule etmek amacıyla şeffaf olmamalarindan ve demokrasi olmamasından yararlanarak yerleştirilmiş olan kimseler ve onları yerleştirenler çok rahatsız olacaktır, bu idea sayesinde cemaatlerimiz için sonbahar temizliği vakti geldi gibi görünüyor. Cemaatleri kökünden temizlemek isteyenlerin bize karşı kullanabilecekleri tüm yanlışları ve zaafları ihlasla ve meșveretle değiştirelim inşallah.. Türkiye ve Dünya cemaatlerinin kendilerine karşı aktif çalışan deccaliyeti farkedip uhuvvet kaidesiyle birlik olarak hareket etmelerinin vakti de gelmiştir, geçiyor. Ellerinize sağlık, ihtiyaca binaen olmuş

  • Bülent Bektaş

    13.9.2019 10:13:15

    Allah razı olsun Şükrü abi Çok istifade ettik Allah sağlık ve afiyet versin ve Cuman Mubarek olsun

  • Hüseyin Çetin

    13.9.2019 10:08:44

    Demokrasi Meselesi-5 Batıda büyük hürriyet mücadelelerinden sonra kilise baskısı ve tek adam istibdadına son verilerek hak, hukuk, adalet, meşveret, kanun hâkimiyeti gibi değerler ön plana çıkarılarak demokrasi olarak isimlendirilen yönetim biçimi geliştirilmiştir. Asr-ı Saadet yönetimine göre ilkel olan bu sistem bile maalesef halen İslam ülkelerinde uygulanamamaktadır. Bediüzzaman Hazretlerinin “Padişah, Peygamberimizin (asm) emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir; biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa Peygambere (asm) tâbi olmayıp zulmedenler, padişah da olsalar, haydutturlar.” hükmü ile “İstibdat zulüm ve tahakkümdür, meşrutiyet (demokrasi) adalet ve şeriattır.” ifadesi gayet açıklıkla yoruma ihtiyaç bırakmadan demokrasi hakkındaki fetvasını ortaya koymaktadır. Bunun üzerine sorumluluk alıp fetva verebilecek bir makam varsa kendisini ispat etmek ve uygulamalı çareyi de bulmak zorundadır.

  • Hüseyin Çetin

    13.9.2019 10:07:56

    Demokrasi Meselesi-4 Tek adam veya saltanat yönetimi ise istibdattan kurtulamaz. Asr-ı saadet ve dört halife döneminden sonra gelen saltanat ve tek adam yönetimleri Hazreti Peygamberin ifadesiyle ‘ısırıcı’ zulümlerle doludur. Bunlardan ancak dindar hükümdarlar ve onlara destek veren dirayetli din âlimleri sayesinde kısmen kurtulanlar olmuştur. Çoğu ise kendilerine cevaz vermeyen büyük mezhep imamlarını dahi öldürecek derecede istibdat göstermişlerdir. Demek gerek doğuda gerek batıda istibdat uygulayan hükümdarlar din adamlarını ve dini kendi istibdatlarına fetvacı yapmak istemişlerdir. Batıda kilise ve papazları kendi saltanatlarına malzeme yapan yöneticiler çıktığı gibi doğuda İslam âleminde de dini ve din adamlarını saltanatı için kullanmak isteyen yöneticiler olmuştur.

  • Hüseyin Çetin

    13.9.2019 10:06:44

    Demokrasi Meselesi-3 Fakat iman da etmiş olsa insanın dünya imtihanı gereği sınırlarını zorladığı, yanlışa girdiği durumlar olacaktır. Bu hallerden şahsını tevbe ile kurtarabilme imkânı verilmesine rağmen ‘kul hakkında’ bu durum değişmekte ve hakkı gasp edilen kulun affı şart koşulmaktadır. Toplum hayatında işte bu yüzden hürriyetlerin kullanılması önem kazanmaktadır. Toplumu ya da milletleri idare eden yöneticilerin sorumluluk bilinciyle hem kendisinin hem de diğer insanların haklarına riayet ederek istibdat yapmaması ve istibdat yapmak isteyenlere de mani olması beklenir. Böyle bir sorumluluğun yerine getirilmesinde tek başına peygamberlere bile müsaade edilmeyip şura ve meşveretle karar vermeleri Cenab-ı Allah tarafından emredilmiştir. Demek böyle bir sorumluluğu peygamber de olsa hiçbir kul kaldıramaz.

  • Hüseyin Çetin

    13.9.2019 10:05:33

    Demokrasi Meselesi-2 Öyle ki bu hürriyetin gücüyle, insan kendisini yaratan Rabbine bile cephe alıp isyan edebilir. Bu derece serbesttir. Yaratıcı insana vermiş olduğu sınırsız duygularla onun hür olarak seçimini yapmasına imkân tanımıştır. İman ancak bu şekilde kazanılacak bir tercihtir. Bu tercihe engel olmak bizzat kâinatın yaratıcısı olan Cenab-ı Allah tarafından özellikle yasaklanmış ve elçileri olan peygamberlere bile sadece tebliğ yetkisi verilmiştir. Hiç kimse insanları zorla dinsiz ya da dindar yapamaz. Bu istibdat olur. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “Hürriyet ne kadar artarsa iman o derece parlar.”Aslında iman; Allah’a kul olmakla nefsin esaretinden yani istibdadından kurtulmaktır. Çünkü duygularına ‘şeriat’ (Allah’ın Peygamberler vasıtasıyla bildirdiği hükümler) ile had konulan insan tercihini yanlış yaptığı takdirde sınırsız duygularının esiri ve kâinata dilenci olacaktır.

  • Hüseyin Çetin

    13.9.2019 10:02:14

    Demokrasi Meselesi-1 Basit meseleleri çetrefilli ve içinden çıkılamaz hale getirmekte üstümüze yok. Bediüzzaman Hazretlerinin bir asır önce doğudaki aşiretlere ders verip basit olarak izah ettiği ve daha sonra Münazarat isimli eserinde topladığı meseleleri biz hala anlamamakta, anlatamamakta ve uygulamamakta ısrar ediyoruz. Bu sebeple de ne cemaatler ne de ülke olarak bir türlü felaha ulaşamıyoruz. Münazarat isimli eserde demokrasi meselesi hürriyet üzerine bina edilmiştir. Hürriyetin zıttı istibdattır. Yani zorbalık, tahakküm, diktatörlüktür. Hürriyet insanın en önemli vasfıdır. Cenab-ı Allah’ın (cc) antika sanatım diyerek övündüğü ve başka hiçbir mahlûka vermediği sınırsız duygu yetkisinin muhatabı olan insanın en önemli fıtri (yaratılıştan gelen) vasfı hürriyettir. İnsanın bu hürriyeti fıtri olduğu için engellenemez. Çünkü fıtrata mukavemet edilemez. Bir ağacın nazenin incecik köklerinin fıtratından aldığı güçle koca kayaları parçalaması gibi.

  • Hüseyin kıymık

    13.9.2019 05:26:34

    Dini cemaat ve tarikatlar asr-ı Saadet’i kendilerine model hale getirmedikçe demokratikleşmeleri (biz meşveret-i şeriyye olarak anlıyoruz) mümkün görünmemektedir..yaklaşık bin senedir uyguladıkları anlayışı İslam gibi göstermeleri ve bu uygulamanın da şeyhlere ve cemaat liderlerine mutlak itaat şeklinde anlaşılması şeyhlerde ve liderlerde nefsi bir haz meydana getirmekte..işte bu anlayışta demokratikleşmenin önünde en büyük bir engel olarak durmaktadır.. Temennilerinize can-ı gönülden Amin diyerek seçtiğiniz konu ve değerlendirmeleriniz için teşekkür ediyorum..

  • Oğuz Yiğiter

    13.9.2019 05:23:19

    İdrakler umumi manada bu fikri seviyeye henüz hazır olmasa da, asrın bediisinin ufkî vüs'atini en azından entellektüel seviyedeki taliplilerine ışık çakmak sorumluluğumuz var. Bu makale serisi, inşaallah bu vazifeye hizmet edecektir inşaallah. Tebrik ve dualar...

  • Fatma

    13.9.2019 05:14:44

    Cok guzel temenniler bunlar insalh oncelikle dinimizi hakkiyla yasabilmek ancak ozaman demokrasilesme ayni zamanda gercek islam dinini hakkiyla anlatabilirsek tez zamanda gercek demokrasiye gecme temennisiyle elinize saglik yazilariniz severek okuyoruz rabbim kaleminize guc versin kalblere duyursun

  • Süleyman

    13.9.2019 03:08:14

    Konuyu bir bütün halinde bir makale ile anlamak kolay olmuyor. Bu konunun parça parça mevzular halinde örneklendirilerek izahı daha faydalı olacak. Gayretlerinizden dolayı tebrik ediyor ve devamını bekliyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı