"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hançerin zehri işlemeye devam ediyor…

Şükrü BULUT
27 Eylül 2019, Cuma
İHANET HANÇERİYLE YARALI İKİ MAZLUM ŞEHİR - 2

Manipülasyon, komplo teorisi ve son zamanlarda sıkça duyduğumuz Feknews gibi tabirlerden ne kadar nefret ettiğinizi tahmin edebiliyorum. Fakat maalesef, günümüz savaşının en alçak ve tesirli silâhları arasına girmişler. Dinsiz global sermayenin büyük paralarla kurduğu “medya tezgâhlarında” kullandığı bu silâhların; Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalardan daha dehşetli neticeler ortaya çıkardığını biliyoruz.

Amerika’nın –sözde- müttefikleriyle 1990’ların başında Irak Savaşı’na hazırlandığı zamanlardaki medyayı incelerseniz, o günden zamanımıza kadar burada can vermiş bir milyonu aşkın mazlumun yukardaki hükmümüzü tasdik ettiğini anlarsınız. Meşhur 11 Eylül ihtilâli ve cinayetlerini işleyen Neoconların elinde bu iğrenç silâhlar olmasaydı dayanabilirler miydi… Fakat en dehşetlisi de; hem Birinci Dünya Savaşı öncesinde, iki dünya harbinde ve hem de günümüze gelen bir çok savaşlarda; sosyalist ve fukara yandaşı geçinen komünistlerin, dehşetli kapitalistlerin emrinde işledikleri cinayetlerin söz konusu medyaca örtbas edilmesi değil mi?

Hindenburg’un savaşı araştıran bir komisyona verdiği ifadede ikrar ettiği “İhanet Hançerini” Alman milletinin araştırmasına Aşkenazlar fırsat vermediler. Wilhelm’den sonra devletin başına geçen Frederich Ebert’in zamanındaki Weimer Cumhuriyetindeki intikamcıların icraatlarıyla Almanya’nın Adolf Hitler ve ekibine mahkûm olduğunu da birçok Alman çocuğu bilemiyor. Zira İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa genelinde yürürlüğe koydukları “Antisemitizm” kanunuyla, araştırmacıların o dönemlere girişleri bir nevi yasaklandı. Ve ellerindeki medya ile hakikî Almanların üzerine yürüdüklerinden; sağdan soldan sızan bazı hakikatlerin neşrine de maalesef izin vermediler. Böyle bir kanun olmasaydı, araştırmacılar harp esnasındaki Spartakusçuların milleti nasıl ihtilâle sevk ettiğini, Troçki, Pavrus ve Lenin’in arkadaşları olan Karl Liebknecht, Rosa Lüksemburg ve İlluminatinin kurucusu Adam Weishaupt gibi militan Marksistlerin mahiyetleri de yazılıp- çizilecekti. Kasım 1918 Berlin Komünist devrimlerinin ta 1923’e kadar devam eden kalkışmaları, isyanları ve halkı canlarından nasıl bezdirdikleri herkesçe okunup öğrenilecekti. Hindenburg’un Prusya Savaşı sonrası madalya için gittiği Versaillers’da, Alman halkını tam yüz yıl mahkûm edecek anlaşmalara hangi sosyalist delegelerin katıldıkları bir bir ortaya çıkacaktı. Bu ihanetin kıvılcımlarıyla dünyamızın 1939’da yeniden tutuştuğunu o tarih sayfalarında gözlerimizle görecektik. Hepimizin bildiği üzere hem bu “ihanet hançeri” hadisesi ve hem de daha binlerce ihanetlerin üzerini antisemitizm kanunuyla kapattılar.

İstanbul ihanetinde de aynı senaryoyu görüyoruz. Ticani denilen bir grubun eline verilen balta, kazma ve çekiçlerle tahrip ettirilen bir-iki heykelden sonra, 5816 numaralı bir kanun ile, tarihimizin tam yüz yirmi üç senelik etabı zifiri karanlıklara mahkûm edildi. Osmanlı Hanedanının yerine nifak ile sessizce oturanlar, Osmanlı çocuklarının tarihe soru sormasını suç sayıyorlar… Ve sonra da iftira, tezvirat, yalan, istihza, itibarsızlaştırma ve bütün insanî değerlere saldırma üzerine yazılmış tarihlere bizleri mahkûm ettiler.

Bu kanun olmasaydı, Osmanlı’nın yerine kurulan gizli hanedanı herkes tanıyacaktı… Kemalizm ile komünizm veya Bolşevizm arasındaki yakın akrabalığı çocuklarımız öğreneceklerdi. İttihat ve Terakki’nin en önemli danışmanlarından Pavrus Efendi’nin organizesiyle Balkan Harpleri ve Birinci Dünya Savaşı’ndaki acıklı hallerimizden milletimiz haberdar olacaktı. Türk Milliyetçiliğinin okulu Yusuf Akçura’nın “Türk Yurdu’nda”, Türk Milletinin aleyhine dönen dolaplarda kimlerin daha aktif olduklarını öğrenecektik. Ermeni tehcirini hazırlayan Talat ve Cavit Beylerin akıl hocası Pavrus Efendi’nin Ermenilere düşmanlığının nereden geldiğini ve bilhassa Talat’ın başlattığı” Millî İktisat”! projelerinin arkasına gizlenmiş “millî felâketlerin” mahiyetlerini modern iktisatçılarımızla beraber okuyacaktık.

Ne İstanbul’un kanaması ve sızısı 1909 baharında kaldı, ne de Berlin’inki 1918’in yazında bitti. Hindenburg’un kahramanca seslendirdiği ve maalesef aydınlarımızın hâlâ kabullenmekte ayak direttikleri zehirli hançerin acısı ve kanaması devam ediyor. Bu iki bahadır milletin yaraları bir türlü kapanmıyor. Domino etkisi yapan o ihanet, her iki millete karşı darbelerle devam ediyor. Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin ve hilâfetin yıkılışı, Şark İsyanları, 27 Mayıs İhtilâli’yle masumların katledilmesi, 12 Mart Muhtırası ve bilhassa 12 Eylül cinayeti; bu ihanet zincirinin halkalarını teşkil ediyorlar.

Alman ve Avrupa tarihçileri, İkinci Dünya Savaşı’nı, Versaillers’da müttefiklerin dikte ettikleri anlaşma ile başlatıyorlar. Ve sonra parçalanmış, işgal edilmiş vatan… Askerî, idarî, siyasî ve ekonomik kısıtlamalarla ta 2012’ye gelmiş Almanya… Bu iki tarihî ve medenî şehrin uğradığı su-i kastlardaki tenasübü arz etmeye devam edeceğiz.

Okunma Sayısı: 1658
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Niyazi N.

    29.9.2019 00:33:54

    Üzerleri itinayla örtülegelmiş gerçek tarihlerinin labirentlerinde doğru izleri takip ettikçe, iki şehrin mahzun kader birliğini görme ancak bunun da istikbaldeki mühim ittifaklarının mayasına hayat verecek bir hikmet olacağını anlama imkanı ortaya çıkar, devamını merakla bekleyeceğim bu yazı dizisiyle...

  • Sultan selim

    28.9.2019 20:36:12

    100 yıldır kat kat karanlıkta özenle örtülen, insanlıktan büyük çabalarla saklanılan sırların ortaya dökülmesine çok önemli bir katkı olduğuna inanıyorum. Selam ve dualarla

  • Zeliha

    28.9.2019 11:44:32

    Aslında çok şaşırmamak lazım,niye dünya da birşeyler hala duzelmiyor dediğimizde aslında bu kadar çok olayların gizlendiğini hiç birimiz düşünmüyorduk belkide, Allah razı olsun gayretlerinizi ve gazetemizi tebrik ediyorum. Sadece ostbamlu arşivleri değilmiş demekki açılmayan,belki de gerçeklerin gün yüzü e çıkması da batıdan baslayacak bilakis Almanya'dan,nekadar çilekeş bir toplum inanıyorum ki çektikleri sıkıntıların karşılığını verecektir Allah,ve bizede onların nimetlerinden faydalanmak düşer korkarım ki

  • Süleyman

    28.9.2019 10:05:33

    Bir taraftan acılı bir hikaye öbür yandan yaşanmış hakikatler. Ne türk çocukları biliyor ve ne de kamuoyu. Tarihimizi meçhuliyetten kurtarmaya yönelik güzel bir gayret. Tebrike şayan bir yazı.

  • Abdurrahman Koçak

    27.9.2019 18:39:19

    İletişim araçları çok önemli, okumak anlamak çok önemli ihlas ve kavli leyyin hareket etmek daha da önemli..Aksi takdirde bu dairenin içinde esir olur insan.

  • Süleyman

    27.9.2019 16:59:50

    Çok farklı bir perspektifden olaylar incelenmiş. Olaylara yabancı olduğumuzdan arka planları yakalamak kolay olmuyor, bizim için. Tebrikler..

  • Ahmet Said

    27.9.2019 13:16:01

    Yakın Tarihimizi bir bütün olarak aydınlatıcı bir yazı dizisi oldu. Belki de 5. Şua'daki manaları deşifre eden bir makaledir. Bu yazılara ümmetin ihtiyacı var. Yeni Asya'yı tebrik ediyorum.

  • Fatma

    27.9.2019 10:19:03

    Insanlik tarihi hep acilarla yogurmus ne yazikki okurken ibutun dunya uzerin oynanan iyunlar dinmeyen kavgalar akan goz yaslari neyi paylasamiyirlar oda. Belli degil rabbim oyunlarini bozsun ne diyelim cok guzel bir yai olmus elinize emeginize saglik gercekleri okuyunca dayamiyir insan

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı