"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Allah, kâfire düşman mıdır?

Süleyman KÖSMENE
30 Haziran 2021, Çarşamba
Ali Bey: “Kâfir neden Allah düşmanıdır? Allah, kâfir düşmanı olduğu için mi?”

Allah, Kâfiri Ayırmamıştır

Kâfirin Allah düşmanı olup, Müslüman’ın Allah dostu olması nedendir? Allah’ın hidayetindendir denebilir. Doğrudur bu. Ancak, Allah’ın hidayetinin de bir hikmeti vardır. Hidayet Allah’ın takdiridir. Onu tartışacak değiliz. Ancak bize düşen boyutuyla, kâfir neden Allah düşmanı olur ve Allah inancını kucağında bulan Müslüman’ın bu büyük nimete karşı ne gibi sorumlulukları vardır?  

Kâfir, son Peygamber Hazret-i Muhammed’in (asm) çağrısına Müslüman’ın aynasında muhatap oluyor. Ayna kirli ve kırık olursa, bu İlâhî çağrı kâfire sağlıklı ulaşmıyor. Bu ise Müslüman’ın sırtındaki bir vebaldir. 

Öte yandan Allah yaratmada ve nimetlendirmede Müslüman’ı kayırmamıştır, kâfiri ayırmamıştır. Müslüman’a verdiği nimetlerin aynını, belki daha fazlasını kâfire de vermiştir. Müslüman’a sağladığı aynı imkânları kâfire de sağlamıştır. Müslüman’ın şükredecek çok şeyi varsa, bakıyoruz, kâfirin şükredecek daha çok şeyi vardır. 

Allah, kâfiri eksik yaratmamıştır, engelli ve kusurlu yaratmamıştır, aç bırakmamıştır, susuz bırakmamıştır, ihtiyaçlarını görmezden gelmemiştir, onurunu incitmemiştir, parasız, pulsuz, çulsuz bırakmamıştır. Allah, kâfiri dışlamamıştır, ötelememiştir, kulluğundan atmamıştır, kâfire düşmanlık yapmamıştır. O halde kâfir neden Allah düşmanı olur? Bu sorunun cevabı Allah’ın ona düşman olması değil!

Ağır Veballer 

Müslüman’ın Allah inancını ahlâkına ve ilişkilerine yansıtmaması kâfirin Allah inancını doğru tanımasını engelliyor.

Bediüzzaman Hazretleri diyor ki: “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler, belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehalet edecekler.” 1 

Bu şartlı cümleyi mefhum-u muhalifiyle okuyacak olursak, “sair dinlerin tâbileri cemaatlerle İslâmiyet’e girmemişlerse, küre-i arzın kıt’aları ve devletleri İslâmiyet’e dehalet etmemişlerse, burada sorumluluk, Müslüman’ın “ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemalâtını ef’aliyle izhar etmemesinde” oluyor.  

Öte yandan, bir kişinin senin elinle imana gelmesi sahralar dolusu kırmızı koyuna/ dünya malına bedel olduğu meselesini bir kez de tersinden okuyalım: Senin elinle bunca kıt’anın ve bunca devletin İslâm’dan uzaklaşması ve imana ulaşamaması, barış dini olan İslâm’ı senin elinle bir korku ve şiddet dini görmesi korkunç bir sorumluluk değil mi?

Bunlar ağır vebaldirler. Bu ağır veballer –maazallah- mahşerde Müslüman’ın başını bir hayli ağrıtacağa benziyor. 

Demek, Müslüman’ın Allah inancını kucağında bulması ona cebinde keklik sunmuyor, onu sorumluluktan kurtarmıyor; bilâkis ona yeni sorumluluklar yüklüyor!

Kâfirin Aklı Yok mudur?

Müslüman’ın sorumsuzluğu hiç şüphesiz kâfirin sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Allah kâfire akıl, fikir, iz’an, vicdan, kalp ve hür irade vermemiş midir? Kâfir de bu kâinatın Hâlık’ı olan Allah’ı aklıyla bulmaktan sorumludur. 

Saf akıl bunca kâinatı başka hiçbir güce ve kudrete teslim edemez. Fakat kâfir aklın bu salim bilgisine kanaat etmiyor ve sağlıklı bir imana ulaşmadan cerbezeye sapıyor: Dünyadaki adaletsizlikleri ve zulümleri gördükçe bunun sorumluluğunu Allah’a yüklüyor. Dünyadaki güzellikleri gördükçe, bunu kendinden biliyor ve Allah’ı unutuyor. Ölümü korkunç bir yokluk zannediyor. Cehennemi hukuksuz bir öç alma olarak zu’mediyor. 

Bediüzzaman diyor ki: “Dönmemek üzere zevâle mahkûm olan bir seyirci, zevâlin tasavvuruyla muhabbeti adâvete döner. Hayreti istihfafa, hürmeti tahkire meyleder. Çünkü, hodgâm insan, bilmediği şeye düşman olduğu gibi, yetişmediği şeye de zıddır. Halbuki, nihayetsiz bir muhabbet, hadsiz bir şevk ve istihsan ile mukabeleye lâyık olan bir cemâle karşı zımnen bir adâvet ve kin ve inkâr ile mukabele eder. İşte, kâfir, Allah’ın düşmanı olduğunun sırrı bundan anlaşılıyor.” 2 

DUÂ

Allah’ım! Kinden, nefretten, adavetten, nankörlükten, küfran-ı nimetten, şükürsüzlükten, zikirsizlikten, fikirsizlikten koru! İmanla, iz’anla, ikanla insaniyet-i kübraya ulaştır! Âmin. 

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri, s. 328.

2- Sözler, Onuncu Söz, s. 89.

Okunma Sayısı: 2861
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sezai MUMCU

    30.6.2021 06:20:32

    İçi ağzına kadar labaleb PUTLARLA doldurulmuş KABE İ MUAZZAMA ilk Beytullah olmasını, HACCIN FARZ olmasını 60 küsür ENBİYAnın etrafında medfun olmayı tercih ettikleri kutsal bir mekan olmasını değistirmedi. O PUTLAR cıkarılıp paramparça edildikten sonra orası tamamiyle PAK KILINDI. Arzın Halifesi su kainatın 73 Esma i İlahiyeye mazhar bir mahiyette yaratılan Sultanı olan insan'ın içindeki PUTLAR İMAN ile kırıldığında Allah o kulunu da afvedip pak bir insan olarak kabul edebiliyor. Bunu anlamak için akıl da ihsan etmiş. Buna rağmen KAFİRLİKTE DİRETENİN HİÇ BİR MAZERETİ KALMAMISTIR. Neye layık olduğunu kendisi HÜR İRADESİYLE TERCİH EDER! Lâ ikraha fid-Din /Dinde zorlamak yoktur.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı