"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstibdat, her yerde kısırlaşmayı netice verir

Süleyman Uçar
24 Haziran 2023, Cumartesi
İstibdat, ”neme lazım başkası düşünsün” anlayışını empoze eder. Bu algının etkisinde bırakılan biçare millet, bu kudsi vazifelerin, biçare reis veyahut müdahin memurlar, (bürokrasi) veya akılsız zabitler (askeri kadrolar) tarafından yapılmasını beklerler. Hiç kimse kendisinde sorumluluk hissetmez. Talimatla hareket etmeyi bekleme, insiyatif almama gibi durumlar her yerde kısırlaşmayı netice verir.

DİZİ: Yüzde Biri Anlamak - 4
Süleyman Uçar
[email protected]

Meşrutiyet-i ilmiye

Siyasetin meşveret zeminine oturtulması, toplumun her tabakasında müsbet tesirler meydana getirir. Her meslek gruplarının kendi sahasında meşveret ortamı kurmalarını sağlar. Farklı fikir sahiplerinin ilmi istişare zeminleri tassubun önünü keser ve fikr-i infiradî hastalığını kaldırıp, ilmî istibdad marazını tedavi eder. Taklitçiliği silip ortadan kaldırır. İlmi branşlarda hakikati araştırma meyline yeni sayfalar açar.

Şeriatın bütün meseleleri, farklı ihtisas sahiplerinin fikir platformlarında müdavele-i efkar edileceğinden, hakikatler çok yönlü olarak değerlendirilir. Dinin ulvi manalarıyla fennin hakikatleri mezcedilip, aklî ve kalbî hastalıkların tedavisine ilaç olur.

İlmî istibdatların mahsulü olan taklitçilikle çoraklaşan beyinler, ilmin hürriyetiyle yeniden yeşerir. Hakikat hazinesi olan Risale-i Nurlara hürriyetçi fikir ile yönelen ilim erbabları telahuk-u efkar ile hakikat cevherlerini ortaya çıkarırlar.

İstibdadın kitleler arasında duvarlar örmesi, önyargı ve yabani haşerat gözüyle baktırmasından dolayı, ilmî istibdatların tahakkümü devreye girdiğinden ilmî heyetler yeterince tesis edilemez.

En çok ihtilafların yaşandığı siyasi konularda, Risale-i Nurun siyasi mesleği üzerinde ilmî çalışmaların yapılması, İslam âlemi ve dünya barışı açısından büyük bir ufuk açacaktır. Hür zeminlerin istidatları şevke getirmesiyle beraber, hür medyanın neşriyatıyla hakikatler dünyaya ilan edilecektir. Yeni Asya gazetesi, hürriyetini hiç bir tahakküme feda etmeyen bir anlayışla çıkarıldığından efkâr-ı ammeye, doğru İslamiyeti, doğru Müslümanlığı ve doğru siyaset manalarını neşretmeye devam etmektedir.

“Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûradır.” Türkiye’de Risale-i Nurla teşekkül edecek bu hakikatler Asya kıtasının bahtını da açacaktır.

Meşrûtiyet imtizac ettirir

“İşte şu arkasında şems-i saadeti telvih eden ve temayül ve incizab ve imtizaca yüz tutan lemaat-ı meşverettir ki bana Meşrutiyet hükûmetini bu kadar sevdirmiştir.” (ESDE, s.130)

Yüzde birlik siyasetin meşrûtiyet zeminine oturmasının maddi ve manevi kazanımları saymakla bitmez. Üstad, bu faidelere tek tek izahlarıyla dikkat çekmiştir.

Şöyle ki; hükümet yönetiminin hürriyetçi parlementer sistem olması, işleri meşveretle yürütmenin üzerine bina etmesini gerektirir. Meşverette hüküm ekseriyete göredir. Verilen karar herkesi bağladığı için ortak çizgide dizilmiş rakamlar gibi büyük kuvvetleri ortaya çıkarır. Üç tane birin yan yana gelmesiyle yüz on bir olması gibi, meşveret zemininde sunulan  her bir parlak fikir, diğer katılımcılarda farklı ufuk açar, güzel meyiller meydana getirir. Nihayet ortak kabule mazhar güzel fikirlerin, karşılıklı muhabbet ve samimiyetin mayası da içine girince macun gibi mezciyeti netice verir. İnsanların, hür bir tarzda, hiç bir tahakküm ve hile hissetmeden yapılan müzakere zemininde alınan kararlarda, serdedeceği fikirler de, vicdanlar üzerinde manevi elektrik meydana getirir. Samimi tesanüd bu şuralarla elde edilir.

“Ancak yalnız kalb-i millet hükmünde olan Meclis-i Mebusan ve fikr-i ümmet makamında olan meşveret-i şer’î ve seyf ve kuvvet-i medeniyet menzilinde bulunan hürriyet-i efkâr o devleti taşıyabilir ve idare ve terbiye edebilir. Bu hakikate misal, eski hükûmet-i müstebide ve yeni hükûmet-i meşrutadır.” (ESDE, sh 80)

Üstad, milletin kalbi olan mecliste, ümmetin fikrini temsil edecek hakikatlere, hür meşveretle ulaşılabileceğine dikkat çeker. Müttehit millet ve güçlü devlete bu yolla ulaşabilmek mümkündür.

İstibdatta rey-i vahid olduğu için ince tel gibi zayıftır. Hariçten çok etkilenir. Hür meclisler meşveretle daha mukavemetlidir. Hariçten etkilenmez.

“Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vahid idi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi. Onun fikrini tashih ve tadil ederdi. Şimdi ise zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevîdir ki şûrâlar o ruhu temsil eder.” (ESDE, s.292)

“Üç yüz ârâ-i mütekabile ve efkâr-ı mütehalife, hak ve maslahattan başka bir şey ile musalâha etmez veya sükût etmezler. Hak ve maslahat ise Şeriatta esastır.” (ESDE, s.125)

Meşrutiyette Kur’an sedası

Yüzde birlik siyasetin meşruti olmasının farklı faidesi şudur: Şeriatın doksan dokuzluk kısmı olan iman, ahlak, fazilet gibi değerlerin hayata geçirilmesi için, milletin imanı, şevki, hamiyeti ve imani teyakkuzunun devreye konulmasına fırsat sağlar. 

İstibdat, ”neme lazım başkası düşünsün” anlayışını empoze eder. Bu algının etkisinde bırakılan biçare millet, bu kudsi vazifelerin, biçare reis veyahut müdahin memurlar, (bürokrasi) veya akılsız zabitler (askeri kadrolar) tarafından yapılmasını beklerler. Hiç kimse kendisinde sorumluluk hissetmez. Talimatla hareket etmeyi bekleme, insiyatif almama gibi durumlar her yerde kısırlaşmayı netice verir.

Kur’an’ın yüksek sedasını imanın kulağı ile dinleyen kişiler, tüm ihtiyaçlarını bu menbadan alır. Vicdanında yankılanan bu ses her şüpheyi def eder. Her haseneyi ihlas kuvvetine dayanarak yapar. Hiç bir maddi ve beşeri kuvvete ihtiyaç hissetmez. Meşrutiyetin telkiniyle, nefsiyle teşebbüs etmesi gerektiğini ve başkasından beklemenin yanlış olduğunu bilir.

Bu sorumluluğu ilk hissetmesi gerekenler şüphesiz âlimler, hatipler, şeyhler olmalıdır. Onlar Kur’an’ın yüksek sesine karşı akıl, kalp ve dillerini mağara gibi yapıp, sadece Kur’an’dan gelen yüksek hakikatlerin yankılanmasına tahsis etmeleri gerekir.

Mağara, sesi aslına uygun olarak yankılandırdığı gibi, Kur’ana muhatap olanların  ortaya koyduğu manalar da, Kur’an hazinesinin  içindeki cevherlerin sunumu olmalıdır. Elde edilen manaları selef-i salihinin fikirleriyle meşveret ettirerek o manayı yankılandırmak lazımdır.

Kur’andan süzülmüş fıtri hakikatlerin kitaplaşmasının getirdiği yüksek sesi, Kur’anın ezeli ve ebedi sesiyle bütünleşmiş olarak, kıyamete kadar beşerin başı üzerinde yankılandırmak lazımdır. Bu ses, hiç bir menfaat ve maksat gözetmeden insanlara sunulduğundan, vicdanlarda kimsenin sökemeyeceği bir kuvvetle hükümranlığını devam ettirecektir. Vicdanlarda yankılanan bu ses hiç bir zaman endişeye ve korkuya maruz kalmayacaktır. Velev ki, devleti temsil eden şahıslar bütünüyle menfileşse  bile hiç müteessir etmeyecektir.

Mesela, namazı emreden yüzlerce ayetle beraber, manasını anlatan kitapların ve yapılan derslerin fertler üzerindeki tesirini yetersiz görüp, devlet kadrolarında yapılanmayı hedefleyerek kuvvet yoluyla dinin uygulanmasını beklemek, istibdada davetiye çıkarmaktır. Harici tazyikler ile yapılan ibadetler halis olamaz.

Risale-i Nur Kur’ana muhatap olarak o sesin içindeki ahenkli musikiyi yankılandırdığı için, kıyamete kadar nev-i beşerin vicdanlarında makes bulacağına ümitvarız. Bu eserler çok hakikatlerin kapılarını aralayacak nüveleri vaz ettiğinden, istikbal nesli bu hakikatleri fünûn-u sâdıkanın yardımıyla daha da parlattıracaktır inşallah.

“Padişahlar padişahı olan Sultan-ı Ezelî, Kur’ân denilen musika-i İlâhiyesiyle umum âlemi doldurarak, kubbe-i asumanda şiddetli ses getirmekle sadef-i kehf (mağara) misâl olan ulema ve meşayih ve hutebanın dimağ, kalp ve femlerine vurarak, aks-i sadası onların lisanlarından çıkıp seyr ü seyelân ederek, çeşit çeşit sadalarla dünyayı güm güm ile ihtizaza getiren o sadanın tecessüm ve intıbaıyla umum kütüb-ü İslâmiyeyi bir tambur ve kanunun bir teli ve bir şeridi hükmüne getiren ve her bir tel, bir nev’iyle onu ilân eden o sadâ-yı semavî ve ruhanîyi kalbin kulağıyla işitmeyen veya dinlemeyen, acaba o sadaya nisbeten sivrisinek gibi bir emîrin demdemelerini ve karasinekler gibi bir hükûmetin adamlarının vız vızlarını işitecek midir?” (ESDE, s.138)

Sonuç

 Bu çalışmayla siyasetin Şeriat meseleleri içinde kemiyeten oranının yüzde bir olmasından dolayı yanlış yorumlanmasının, önemsiz kabul edip Risale-i Nurun siyasi mesleğine lakayt yaklaşmanın ve de nasıl olursa olsun sonuçta yüzde birdir diye geçiştirilmesinin bedelinin çok ağır olacağını ortaya koymaya gayret ettik. Bununla beraber, hürriyetçi siyasetin keyfiyetini kavramanın, kazanımları açısından çok ehemmiyetli olduğunu bir nebze de olsa ifade etmeye çalıştık.

—SON—

Okunma Sayısı: 8555
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı