31 Ekim 2012, Çarşamba
İnsan dünya okyanusunda bir yolcudur. Ama başkasının gemisinde seyahat eden bir yolcu değil. Bizzat kendisinin kaptanı olduğu bir gemide yolcudur. Bu yolculuğu sabavetten, gençlikten, ihtiyarlıktan kabre gider. Kabir bir limandır. Dünya denizinde kendi gemisini batırmadan sahil-i selâmete ulaştırmakla yükümlüdür. İçerisindeki kıymetli yükleri sahibine sağ salim ulaştırmakla vazifelidir.
Dünyada gemileri sevk ve idare eden kişilere ‘kaptanlık’ payesi veriyoruz. Kaptan geminin sorumlusu olan, gemiyi idare eden, gemideki yolcular ve mallar kendisine emanet olan kişidir. Gemiye seyahat için binmemiştir. Belli bir süre içerisinde belli bir limana gemisini ulaştırmayı amaçlamaktadır.
Risale-i Nur’da ‘cesedimiz’, içerisindeki maddî-manevî cihazatıyla bir gemiye benzetiliyor. İnsan için ise kaptan değil de ‘dümenci neferi’ tâbiri istimal ediliyor. Bu tâbirin ‘kaptan’ kelimesine tercihen Üstad tarafından istimâlinde şöyle mânâlar zihnime geldi.
1- İnsan bu geminin bütün levâzımatını tedarik etmemektedir. Onlar sultan tarafından karşılanmaktadır. O sadece dümeni sağa sola hareket ettirme vazifesi olan bir askerdir.
2- Bu gemi kendisinin değildir. Gemi ve içindekiler sultanındır. İnsan ise sadece bir vazifedardır.
3- Geminin rotasını tayinde serbest değildir. Rota sultan tarafından tayin edilmiştir. İnsan bu rotaya uygun biçimde gemiyi ve emanetleri istenen limana ulaştırmakla memurdur.
4- Geminin sevk ve idaresinde çok kritik bir rol üstlenmiştir. Vazifesi basittir, ama büyük sorumluluk taşımaktadır. Tayfa değil kaptandır. Tâbi değil, metbudur.
5- Dümencilik ettiği için gemi ve içindekilerin uğrayacağı zararlardan doğrudan o sorumlu olacaktır. “Ben sadece bir dümenci neferiyim” diyemeyecek ve cezaya müstehak olacaktır.
Hepimiz çok kıymetli yükler taşıyan bir gemide dümenci neferiyiz. Dağlar gibi dalgaları olan, buzulları ve kayalarına dikkat edilmesi gereken ve dehşetli korsanları eksik olmayan bir okyanusta seyahat ediyoruz. Vazifemize azamî ihtimam göstermemiz gerekiyor.
Sultan-ı Zülcelâl rotamızı tayin etmiş. Kur’ân’ı ile Habibinin (asm) sünnetiyle tarif etmiş. Her asırda da rotasını şaşıran ümmete karanlıklarda ve fırtınalarda limanı görmelerini sağlayacak fener vazifesi gören müceddidler göndermiş. Bu en karanlık ve en dehşetli fırtınaların hücumuna maruz âhirzaman ümmetinin yardımına da Nurları göndermiş.
İnsanın elinde sadece cüz-i ihtiyârî denilen bir meyelân veya meyelândaki tasarruf var. İşte bu meyelân, bizim dümenimiz. Bu meyelânımıza göre hayrı da, şerri de Cenâb-ı Hak yaratıyor. Biz ise hâsıl olan hayırlara fazlen, hâsıl olan şerlere ise adlen sahip oluyoruz.
Herbir günah işlediğimizde, her şüphe ve tereddüte düştüğümüzde ve her nefis ve şeytanın telkinatına kapıldığımızda rotamızdan sağa-sola inhiraf etmiş oluyoruz. Sırat-ı müstakîmden ayrılmış oluyoruz. Gurur, enaniyet, benlik, ego ile bu deryada seyreden gemiler derya dibinde bir kalıntı olmaya namzettir. Şu dünya hanında tarih levhalarını şöyle bir karıştırdığımızda nice batan gemiler göreceğiz. Aynı zamanda hadisatın dağlarvârî dalgaları karşısında hiç rotasını şaşırmamış ve gemisini sahile ulaştırmış nice neferler göreceğiz.
Tövbe ve istiğfarla rotayı düzeltmek mümkün, ama bazen insan inat eder de gemiyi sahiplenir ve rota tayininde kendini hür telâkki ederse o zaman dönüşü olmayan bir yola girmiş olur. Maksut limana gemisini ulaştıramamış, kendisine emanet edilen malları zayi etmiş ve gemisini batırmış bir kaptan olmaya mahkûm olur. Okyanusun dibinde ibretlik bir kalıntı olarak kalır.
‘Kaptan’ kelimesi kulağa daha hoş geliyor. Nefis bu kelimede kendine bir paye çıkarıyor. Kendini önemli ve serbest addediyor. ‘Dümenci neferi’ kelimesi ise içerisinde gurura sevk edecek bir mana barındırmıyor. Aksine sorumluluklar ve vazifeler taşıdığı için nefse ağır geliyor. Ama gemisini kalıntı yapmamak ve sahil-i selâmete ulaştırıp fazlen gemi ve içindekilere sahip olmanın sırrı ‘dümenci neferi’ olmakta saklı.
Rabb-i Rahimimiz, sağa sola inhiraf etmeden rotasını hep doğru istikamette tutan ve gemisini emredilen limana sağ-salim ulaştıran ‘dümenci neferleri’ olabilmeyi nasip etsin inşâallah...
Okunma Sayısı: 6180
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.