"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Helâli harama dönüştüren israf

Yasemin YAŞAR
27 Nisan 2020, Pazartesi
İsraf denince akla sadece daraltılmış bir anlamda yiyecek, içecek, giyecek gibi nimetlerin gelmesi israf kavramını çok da anlamadığımızı göstermektedir.

İsrafı su, ekmek ve sair rızıklar noktasından anlamaya ve tanımlamaya çalışmak eksik bir algı ve dikkatsiz bir yaşantıyı netice verecektir. Zira Kur’ân’da geçen âyetlerde, israf edenlerle ilgili ciddî tehditler ve tanımlamalar vardır.

İsraf sadece boşa akan su mudur?

İsraf sadece çöpe atılan ekmek midir?

İsraf sadece giyilmeyen kıyafetler midir?

Ya boşa geçen hayat…

Boşa geçen zaman…

Peki, insan neleri israf eder?

İnsanın en büyük israfı önce kendisini israf etmesidir. Kâinatın en değerlisi, en büyük nimeti, halife-i zemini olan insanın israfıdır.

İradesini israf eden, duygusunu ve hislerini israf eden, kabiliyet ve istidatlarını israf eden, imkânlarını israf eden ömür dakikalarını, nefeslerini israf eden… Sayıyı çoğaltmak mümkündür.

İsraf bir hastalıktır. Malı, canı, ruhu ve toplumu çöküntüye uğratır.

İnsan tüketirken tükenir.

Kelime manası haddi aşma, sınırları zorlama, itidali terk etme, azma, gereken önemi vermeme, farkında olmama, ihmal etme gibi manaları vardır. Bununla da kalmaz isabet etmeme, hatalı iş yapma, cehalet, zulüm, haksızlık manalarına da gelmektedir.

Bazı İslâm âlimleri aşırılık manasında “israf” kelimesini şöyle tasnif etmiştir. Eğer aşırılık yani “israf” kalpte olursa, adavet manasındadır. Muamelede olursa haksızlık, adaletsizlik, zulüm manasındadır. Ulûhiyet anlayışında ise israf yani aşırılık küfür, şirk, inkâr manasındadır.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Şefkat-i insaniye merhamet-i Rabbaniye’nin bir cilvesi olduğundan elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil Âlemin olan zatın mertebe-i şefkatinden taşmamak gerekir.” tesbitinde geçen israf yani taşmak ve aşmak hali bir duygu ve his israfıdır. Bu noktalardan bakınca hayatımızda adaletsizlikle, zulümle, şirkle, fitne ve fesadı yaymakla ne çok şeyi israf ettiğimiz ve Allah’ın da israf edenleri neden sevmediği biraz daha anlaşılmış olur.

İsra Sûresi, 26. Âyette geçen tanımlama ilginçtir. “Saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.” Yani israf edenler şeytanlara benzetilmiştir. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür. O, kendisine verilen imkânları fesat ve bozgunculukta kullanmıştır. İşte savurganlık yapanlarda kendisine verilen nimetleri verenin (Allah’ın) rızası doğrultusunda kullanmadığı içindir ki şeytan gibi nankör olmuşlardır.

Hasılı, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, nesnesi, konusu ne olursa olsun, israf, anormal ve dengesiz bir ruh yapısının göstergesidir. Hayatın içerisinde görülen her aşırılık her haddi aşma, helâli harama dönüştüren israfın ta kendisidir. “Allah israf edenleri sevmez.” hakikatini bu pencereden bakıp bu mübarek ayda bir kez daha düşünmek lâzımdır. İsraf ettiğimiz sadece ekmek mi, su mu diye.

Okunma Sayısı: 1752
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı