|
Süleyman KÖSMENE |
|
Bitmeyen gündemimiz: Şükür |
![]() |
|
Yasemin Hanım: “Hamd etmek ve şükretmek lâfızları arasında nasıl bir fark vardır? Hamd ile şükrün, derinliğine izahını yapar mısınız? Hangisinin daha geniş, hangisinin daha hususî kaldığının açılımını yapmanız mümkün mü?”
Hamd sözlükte kadir ve kıymet bilmek, takdir etmek, tebrik etmek, sena etmek ve övmek; şükür ise teşekkür etmek, iyiliklere karşı memnuniyet göstermek, memnun olduğunu bildirmek ve hissettirmek, iyiliği iyilikle karşılamak, bir şeyin karşılığını vermek mânâlarında kullanılmıştır. Istılâhta ise; kulun, Allah’ın ihsan ve iyiliklerini takdir etmesi, memnuniyet göstermesi, Allah’ın kadir ve kıymetini bilmesi, Allah’a iyiliklerinden dolayı dili ile kalbi ile ve beden azaları ile teşekkür etmesi, Allah’ın iyilikleri karşısında Allah’a minnet duyması demektir. Kâinata dikkat edilse, kâinatın teşkilâtının şükrü netice verecek tarzda tanzim edildiğinin görüleceğini bildiren Bedîüzzaman Hazretleri (ra), kâinat fabrikasının çıkardığı mahsulâtın en âlâsının şükür olduğunu, yani kâinatta zerrelerden kürelere kadar her ne varsa, her bir şeyin şükre baktığını, şükre dönük olduğunu kaydediyor.1 Cenâb-ı Allah Kur’ân’da bizi şükre dâvet ediyor. İşte örnek âyetler: “Ölü arzda bir âyet vardır: Biz onu diriltiriz ve oradan onların yiyecekleri taneler çıkarırız. Oraları hurma ve üzüm bahçeleri ile donatırız ve aralarından birçok pınarlar fışkırtırız. Elleriyle yaptıkları da dâhil olmak üzere, meyvelerinden yesinler diye! Hâlâ şükretmezler mi?” 2 “Şükredenleri mükâfatlandıracağız.” 3 “Rabb’iniz: ‘Şükrederseniz, muhakkak arttıracağım! Nankörlük ederseniz, muhakkak azabım çetindir’ diye bildirdi.” 4 “Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol!” 5 Cenâb-ı Hak, Kendi Yüce Zatını da “Şekûr” ve “Şâkir” isimleriyle isimlendirmiştir. Bu güzel isimlerle anlıyoruz ki Cenâb-ı Hak, kulunun zerre miktar da olsa 6 yaptığı hayrı, hasenâtı ve iyilikleri asla yok saymıyor, asla görmezden gelmiyor, asla küçümsemiyor, asla hafife almıyor; mutlaka değerlendirmeye tâbi tutuyor ve eksiksiz mizana koyuyor, kuluna teşekkür ediyor. Öyleyse kendimize bir kere soralım: Cenâb-ı Hakk’ın; sırf kulunun lehine ve çıkarlarına sonsuz imkânlar, iyilikler, ihsanlar, nimetler, rızıklar, güzellikler yaratması ve hepsini kuluna tahsis buyurması; varlıkları ve kâinatı yaz-kış âdeta bir nimetler ve güzellikler armonisi halinde sunması karşısında kulu ne yapmalı? Nasıl karşılık vermeli? Bu nimetlerin ve nimetler içindeki İlâhî iltifatın kadir ve kıymetini bildiğini nasıl göstermeli? Allah’a nasıl şükretmeli? Bütün kâinatı ve mahlûkatı senin imdadına ve ihtiyaçlarına tahsis eden Cenâb-ı Hakk’ın hiç seni bilmemesi, tanımaması ve görmemesi mümkün mü, tarzında yönelttiği soruyla insanı düşünmeye sevk eden Bedîüzzaman Hazretleri (ra), devamla; “Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de O’nu bil, hürmetle bildiğini bildir.” 7 diyerek şükrün de, hamdin de aslında temelde Allah’ı bilmekle başladığını hatırlatıyor. Yarın, inşallah devam edelim.
DUÂ Ey dünyanın ve âhiretin Rabbi! Ey Cennetin ve Cehennemin Rabbi! Ey Peygamberlerin ve hayırlıların Rabbi! Ey sıddîkların ve iyilerin Rabbi! Ey küçüklerin ve büyüklerin Rabbi! Ey dânelerin ve meyvelerin Rabbi! Ey nehirlerin ve ağaçların Rabbi! Ey sahrâların ve çöllerin Rabbi! Ey kölelerin ve hürlerin Rabbi! Ey açığa vurulanların ve gizlenenlerin Rabbi! Ey gecelerin ve gündüzlerin Rabbi! Sen bütün kusurlardan, aczden, şerikten ve noksan sıfatlardan münezzehsin. Senden başka ilâh yoktur ki, bize imdât etsin. Bize eman ver. Senden eman diliyoruz. Bizi Cehennem azabından kurtar! Âmîn...
Dipnotlar:
1- Mektûbât, S. 348. 2- Yâsîn Sûresi, 36/33-35. 3- Âl-i İmrân Sûresi, 3/145. 4- İbrâhîm Sûresi, 14/7. 5- Zümer Sûresi, 39/66. 6- Zilzal Sûresi, 99/7. 7- Lem’alar, S. 100. 12.12.2010 E-Posta: [email protected] |