"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Doğrucu Davud’un yolu

Ahmet BATTAL
20 Haziran 2019, Perşembe
Hayrettin Karaman 13 Haziran tarihli “Doğrucu Davut Olmak” başlıklı yazısında şu cümleleri kurdu:

“Söz doğru olacak, ama doğru söz yerinde, zamanında, faydadan çok zarara sebep olmadığında söylenecek ki, hikmetli de olmuş olsun.”

“Islaha, hakkın yerini bulmasına, yanlışın düzeltilmesine… faydası olmadığı halde düşmanın, zalimin, kötü niyetli kimselerin işine yarayacak doğruyu söylemek fazilet değildir; nefsi şişirebilir, alkış da alabilir, ama hayırlı sonuç doğurmaz; bunu yapanların sorumlu olacaklarını hesaba katmaları gerekiyor.”

Karaman’ın dolaylı biçimde günlük siyasete temas eden ve seçmene ve medyaya yön veren bu cümlelerinden biz şunu anladık: “Siyasetçiyi eleştirmek caizdir, ama yeri ve zamanı önemlidir. Gün iktidarı eleştirme günü değildir.” 

Ama şunu anlamadık: Siyasî rekabetin “dost / düşman” kavramı ile ilgisi var mı? Varsa nedir? 

***

Bir gün sonra aynı köşeden aklımızdaki sorunun yanına yeni sorular geldi: Karaman, “Kötüyü ayıklamak (ayıkla pirincin taşını)” başlıklı yazısında da şunları yazdı: 

Beğenilen bazı yöneticilerin yakın veya uzak çevrelerinde, genel olarak icraatı takdir edilen bir iktidarın bir kısım mensuplarında ahlâk, liyakat, adalet, hakkaniyet… bakımından arızalar, eksikler, çürüklükler oluyor, iyi niyetli bazı insanlar da yetkili sorumlular bunları niçin ayıklamıyorlar diye “haklı olarak” yakınıyorlar; yakınmakla kalmıyorlar, Doğrucu Davutluk adına olur olmaz zamanlarda biraz da abartarak ve genelleme yaparak şikâyetlerini yayıyorlar. Siperde bekleyen muhalefet -ki, kendilerinde de ayıklanacak pek çok unsur olduğu halde bunu yapmazlar- fırsatı kaçırmıyor, iktidar dostlarının yersiz ve zamansız ifadelerini kullanarak amaçlarına ulaşmaya çalışıyor, bazen de ulaşıyorlar.

Dostlar, “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” akla ve hikmete uymaz…

Mevcut iktidarı yıpratmak ve yok etmek isteyen iç ve dış mihraklara bakıyorum; bunların ve özellikle dışarıdakilerin ve içerideki “yönü ve dâvâsı farklı olanların” derdi ahlâk, liyakat, hak-hukuk değil (keşke olsa), dertleri ve hedefleri Türkiye’yi teslim almak; mel’un emellerine mani olmaya çalışan, zalimlere karşı dik durup hiç değilse hakkı söyleyen lideri bertaraf etmekten ibaret. Dünyayı güce dayalı zulümle yöneten güçler ne yazık ki, bazı adı Müslüman olan liderleri/ülkeleri teslim aldılar, ümmetin malını ve canını bu hainler sayesinde çalıyorlar. Türkiye’yi de -Allah korusun- teslim alırlarsa hem maddi hem de manevî olarak kayıplarımız çok büyük olacaktır.

Meseleye pirinç ayıklamakla başlayıp bu noktaya geldik; şunu demek istiyorum:

1. Bize benzeyen ülkelerde tasfiye (pirincin taşını/kötüleri ayıklamak) kolay değildir, ama yapılmalıdır.

2. Savaş sırasında âdî suçluların cezası infaz edilmez ve biz zalimlerle savaş halindeyiz. Her şeyin uygun bir zamanı vardır ve bunu gözetmek gerekir.

Islah niyetine dayalı olup hikmete de uygun olan her uyarı, tenkit, gayret makbuldür elbette, ama Doğrucu Davutluk adına düşmana fırsat vermek ve bindiğimiz dalı kesmek de makul ve meşrûdur diyemem!

***

Böylece Karaman yeni bazı soruları aklımıza getirdi: 

Mü’minlerin kâfirlerle ve adillerin zalimlerle savaş halinde olmadığı bir yer ve dönem olmuş mudur? 

Siyasette düşman kimdir? Kime düşman denebilir?

Doğrucu Davutluk dış düşmana ne fayda sağlar? 

İç düşman diye bir düşman türü var mıdır? 

Siyasî muhalefet suç olabilir mi? Olursa ne zaman “düşmanlık” seviyesinde bir suç olur? 

Muhalefeti topluca düşman kategorisine koymak mümkün müdür? 

Elbette bu sorulara bir cevap gelirse hem okumak ve hem de yayınlamak isteriz. 

Okunma Sayısı: 2642
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Selman Toprak

    22.6.2019 05:23:42

    “Batılı tasvir, safi zihinleri idlaldir.” “Risâle-i Nur’un mesleği odur ki; zihinlerde bir iz bırakmamak için, sâir ulemâya muhâlif olarak, muârızların şûphelerini zikretmeden öyle bir cevap verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz.”

  • Gündüz Alp-3

    20.6.2019 12:45:48

    Muhalif olanlara düşman ve hele suçlu muamelesi yapmak asla kabul edilebilir bir şey değildir. "Hükümet ele bakar kalbe bakmaz." İktidar ve yandaşlarının söylem ve eylemlerini artık ezberledik. Birbirine benzer, bildik söylemler. Adını bir türlü zikretmedikleri iç-dış düşmanlar ile dahildeki "hain, terörist. darbeci, zillet, illet, çete.." ittifakları, "azgın azınlıklar." Tamam da kim bunlar? Açıkça söylensin ki, biz de dostu düşmanı bilelim.Sanki yaşanan siyasal, sosyal ve ekonomik kriz yetmezmiş gibi merhum Mursi'nin bile dahili siyasete alet edildiği tuhaf, tutarsız, çelişkili, absürt, ayrıştırıcı, kışkırtıcı siyasal bir süreç yaşıyoruz. Mısır nire Türkiye nire? Makyaveli bile mezarında ters döndüren menfi ve bir o kadar da menfaatçi siyaset! O bile herhalde "Prens" isimli kitabını yazarken işin buralara kadar geleceğini düşünmemiştir. Siyasette çağ atladık! Onun için bizi hem çekemiyorlar(!) hem de kıskanıyorlar(!) Çatır çatır çatlasınlar(!) Vesselâm.....

  • Gündüz Alp-2

    20.6.2019 12:32:09

    Alışkanlıkları terk etmek hayli zordur. 17 yıldır "kazanmaya" ve fakat "sorgulanmaya" alışmamış bir iktidar, iki şeyden korkar:Birincisi, kaybetmek, ikincisi, hesaba çekilmek. Hesabını vermeye hazır olanlar ise ne kaybetmekten ne de hesaba çekilmekten korkarlar. 17 yılın sonunda lüks, israf, kibir ve saltanat illetiyle baştan aşağı malul bir siyasal yönetim anlayışı, elde ettiği güç ve imkanları elbette kolay kolay bırakmak istemeyecektir. Ne var ki, eğer demokrasi ve hukuk diyor ve onu istiyorsak, milletin önüne konan sandıktan çıkan millet iradesine de saygılı olmak zorundayız. Aksi halde hem sandık koyup hem de tecelli eden irade beğenilmezse onun adı demokrasi görünümlü istibdat ve tahakküm rejimi olur. Şu anda coğrafyamız bunun sancılarını yaşamaktadır. İktidara taraftar olmak suç olmadığı gibi muhalif ve muarız olmak da asla suç değildir. İktidar her rejimde bulunur. Muhalefete ise yalnızca demokrasilerde olur.

  • Gündüz Alp

    20.6.2019 12:22:52

    Sayın Battal, her zaman olduğu gibi bu kez de uyarıcı ve uyandırıcı yazınız için teşekkür ediyorum. İsmi iktidar ile özdeş hale gelmiş bir ilahiyatçının, aslında "Doğrucu Davut" metaforu ile ne demek istediğini ve vermek istediği "subliminal" mesajı çok ama çok iyi anlıyoruz. Kulaklarımızda hâlâ "Yolsuzluk hırsızlık değildir!" sesi yankılanıp duruyor. Söylem tipik bir iktidar söylemi. Merkeze "düşmanın" konulduğu bir argüman. Düşman kim? Muhalif ve muarız olanların hepsi. Çok da kaale almamak gerekir diye düşünüyorum. İşte absürt bir örnek: "Pazar günü Sisi mi diyeceğiz Yıldırım mı?" (Basın,196) Ne alaka? İstanbullu Kahire Belediye Başkanı mı seçecek? Muhalifine "Sisi taraftarı" muamelesi yapan bir anlayış ve siyasal zihniyetin demek Türkiye'ye söyleyeceği, verebileceği yeni ve orijinal şeyler kalmamış olacak ki "Sisi" diyor. Elbette her yerde ve her iktidarın karşısında hem Doğrucu Davutlar hem de Molla Kasımlar olacaktır. Ki "denge ve denetim" mekanizmaları çalışsın.

  • Kasım Özdemr

    20.6.2019 11:49:24

    O sorulara cevap gelmez. Hal belli değil mi. Kendilerine oy vermeyen herkes düşman. İllet zillet hain terör...

  • HÜSEYİN İLHAN

    20.6.2019 07:21:09

    'Yolsuzluk,hırsızlık değildir,diyen birinin sözleri asla mihenk olmaz,ölçü alınma,kendisine itibar edilmez. Ülkede iftiralarla,kin ve intikam duygularıyla HAKKI GASBEDİP,HUKUKU ÇİĞNEYEN,ADALETİ yokedene karşı sesini çıkartmayan biri önce 'ALLAH ADALETİ EMREDİYOR,hitabına zımni değil aşikare karşı çıktığı ortada olan-lara asla İTİBAR edilmez.Onlar kaale alınmaz.İstedikleri kadar yazsınlar,akıl satsınlar amma o sattıkları akıl bozuktur ifsad eder.Yazdıkları şer'e destektir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı