"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Haseki’nin hafif hocaları, afif hocalara karşı

Ahmet BATTAL
16 Şubat 2019, Cumartesi
Ankara’nın yakın, orta veya uzun vadede Kayseri’ye iade etmeye hazırlandığı Özhashaseki, Kılıçdaroğlu’na karşı açtığı ve kazandığı tazminat dâvâlarından aldığı paralarla ilgili olarak şunları söylemiş:

“25 bin lira daha -Allah bereket versin- kazandık. Bakalım şimdilik paralar geliyor. Cumhurbaşkanımız sordu ‘bu paraları ne yapacaksın?’ diye. Hocalardan fetva istedim bu adamın parası yenir mi yenmez mi? Hocaların bir grubu, ‘Oğlum sen temiz adamsın bunların parasını yeme’ dedi. Bazıları ise ‘Oğlum bu ganimet harpte alınmış para, ye helâl olsun’ dedi. Cumhurbaşkanımız sonra tekrar sordu ‘sen ne yapıyorsun?’ diye, ‘aş evindeki fukaralara sucuk dağıtıyorum’ dedim.”

Anlaşılıyor ki HasHaseki aldığı paralara hem Allah’tan bereket diliyor ve hem de babası yaşındaki hocalardan fetva istiyor.

Fetvayı, nedense Erdoğan’ın sorusundan sonra düşünmüş. 

Biriyle yetinmemiş, çok sayıda hocadan fetva istemiş.

Bazı “görünüşte afif”hocalar; “yeme, sucuk yap fakire yedir” demiş. (Artık o sucuk Kayseri’de mi yapılıyor bilemiyoruz!). 

Bir de bu iffet timsali (!) hocalar “sen temiz, ben temiz, o kirli” oyunu oynamışlar anlaşılan. 

Ama kendisine fetva sorulan ve sayılarının az olmadığı anlaşılan başka bazı hocalar “sucuk yapmana bile gerek yok, afiyetle ye” demişler. Ancak onlar bununla yetinmemişler. 

O hafif hocalar “oğlum bu ganimet, harpte alınmış para, o yüzden ye, helâl olsun” demişler ve kapu gibi ya da tapu gibi fetvasını vermişler. 

Özhaseki kendisinin bu fetvayı verenlerin dediğini tutmadığını söylüyor, ama olayın başka bir tarafını ortada bırakıp üstünden atlıyor ve böyle yapmakla aslında kendisini ele veriyor. 

Şöyle ki: O tazminatı “harpte alınmış ganimet” olarak gören hocaların aslında siyaseti savaş olarak görmelerini Haseki garip karşılamamış ki bu saçma fikri matah bir şeymiş gibi nakledebiliyor.

Onlara “burası harp meydanı mı, siz ne diyorsunuz!” dememiş.

Onlara “bu nasıl fetva gerekçesi, siz nasıl hocasınız!” dememiş.  

O hocaları Diyanet’e şikâyet etmemiş, kendi nazarında da hocalıktan ıskat ve azletmemiş. Onlara halen de “hoca” sıfatını yakıştırıyor. Bunda beis görmüyor.

O hocaların bu fetvalarıyla amel etmemiş. Ama bu seferlik ve bu konuda. 

Yoksa hocaların siyasî rekabeti savaş olarak görmesinden Hasekkî’nin bir rahatsızlığı yok yani.

Ankara’yı kimlere emanet edeceksiniz? Gördünüz mü ne günlerdeyiz? 

Hem bu memlekette kaç afif hoca var? Onların kaçı iffetli ağırlığıyla terazinin hafif hocalar kefesini ne kadar havaya kaldırır? 

Diyanet İşleri Başkanlığı o hocaları Hassekî’den sorsa keşke… Kim olduklarını bir öğrense de gereğini yapsa!

Okunma Sayısı: 2450
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-2

    16.2.2019 18:03:11

    Mesela, "Yolsuzluk hırsızlık değildir" diyebilen teolog(hoca) öncelikle 'yolsuzluğun' açık, net, anlaşılır tarifini yapmalı, ölçü ve kriteri ortaya koymalı ancak ondan sonra hükmünü vermelidir. Vazifenin emanet olduğu kabul edilirse ve "Emanetin nâehillere verilmesi emanetin zayi edilmesi" ve "Emanetin zayi edilmesi de kıyamet kopması" olarak tavsif ediliyorsa, fetvacı hocaların (yaranarak değil) kılı kırk yararak kaleme sarılması gerekmez mi? Siyasetin yalan rüzgarına kapılarak, durumdan vazife çıkarıp, sanki ortada gerçek anlamda bir 'harp' ya da 'savaş' hali varmışcasına fetvalar vermek; toplumsal barış ve huzura, birlik ve beraberliğe, toplumun refah ve mutluluğuna hangi katkıyı yapıyor acaba? Özellikle dine ve dindara katkısı nedir? Adavete mi muhabbete mi hizmet eder? Sahi 'Diyanet'in vazifesi' nedir? 'Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete.' Allah (cc) sonumuzu hayreylesin!

  • Gündüz Alp

    16.2.2019 17:45:35

    Sayın Battal, çocukluğumuzdan bu tarafa sıkça duyduğumuz şu sözü haklı çıkartırcasına, dindar tarafta savrulmalar yaşanıyor. O sözde şuydu: "Kıyamet hacı hocadan kopacak!" Aslı-astarı olmayan şu sözü, "hayaldi gerçek oldu" bağlamında değerlendirdiğimiz zaman dindarların, "dindar iktidar" zannettikleri şu aldatıcı süreçte sınıfta kaldıklarını söyleyebilirim. Siyaseti halka hizmet yarışı değil de "savaş" olarak gören siyasetçi ile öyle gösteren tarafgir "Hocaların" fetvaları kendilerini bağlasa da, peşinden giden kitleleri maalesef yanlış yola ve istikamete sokmaktadır. Yazık ki ne yazık! Demek iki sınıfın (Ulema ve Ümera) elindeki yol haritası sağlam ve doğru ölçü ve parametreleri içermediği zaman, onları izleyen kitlelerin yol haritası da yanlış yönü gösteriyor.

  • HÜSEYİN İLHAN

    16.2.2019 00:16:55

    'TÜRKİYE'de RÜŞVETİN EN ÇOK OLDUĞU YER İMAR İŞLERİDİR,diyerek rüşveti resmi ağız olarak kabul eden, DEMOKRASİ de muhalefet kazanırsa hiçbirşey yapamazlar,diyerek biz kazandığımızd arkamızda AĞAMIZ var deme GAFLET,DALAELT VE HIYANETLİĞİNİ itiraf eden bu baylara değil başkentin idaresini vermek bunlara 3 haneli mezrada dahi idarecilik verilmemelidir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı