"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hem suçlu, hem masum olunur mu?

Ahmet BATTAL
22 Haziran 2021, Salı
“Masum” olmak “suçlu” olmanın zıddıdır. Dolayısıyla ilk bakışta “bir insan hem suçlu hem masum olmaz” gibi görünebilir.

Ama öyle değil. Bunlar ten rengi ya da saç rengi gibi “zıt sıfatlar” değil ki “ya öyle ya böyle” olsun. 

Şöyle

“Suçlu” olmak, nasıl, bir insanın “belli bir” suçu “işlemiş olması” anlamına geliyorsa, masum olmak da bir insanın kendisine isnat edilen ya da kendisi hakkında şüphe duyulan “belli bir suç” açısından “masum” olması demektir. Yoksa, küçükler ve akıl hastaları dışındaki herkes günah ve suç işleyebilir ve dolayısıyla bu kişiler için “masumiyet” daimi bir statü değildir. 

(Bunun elbette tek istisnası İsmet sıfatına sahip olan bütün peygamberlerdir. Vazifeleri ve vazifeli olmaları onların masum kalmalarını gerektirir ve öyle de olmuşlardır.). 

Masumiyet sadece bir karinedir, suçluluk ispat edilinceye kadar geçerli ve herkes için çok kıymetli bir varsayımdır. 

Bin bir hikmetle dolu Kur’ân bu konuda da bize şöyle yardımcı oluyor:

Hikmetli Kur’ân beş ayrı defa “lâ tezirû vâziratun vizra uhra” diyerek suçun ve cezanın şahsiliği prensibini zikrederken “hiçbir ‘insan’ başkasının suçu ya da günahıyla cezalandırılamaz” demiyor. 

Müthiş bir nüansla “hiçbir ‘günahkâr’ başkasının günahıyla/suçuyla cezalandırılamaz” diyor. 

Âyetlerde neden “insan” değil de “günahkâr” denmiş?

En iyisini Allah ve Resulü ile onun yolunun yolcusu âlimler bilir. Biz de onlardan öğrendiğimiz üzere aklımızın yettiği kadarını söyleyelim.

Birincisi:

Günahkârlık ve suç işleyebilirlik burada bir kabiliyetin ve bu kabiliyetin getirdiği bir statünün adı. 

Böylece bu âyet “günah işleme kabiliyeti kazanmadan yani erişkin hale gelip dinî ve hukukî mükellefiyet başlamadan önce kimseye ceza verilemez” demektedir. Aynı durum iradesi hükümsüz olan akıl hastası için de geçerlidir. 

(Mayasındaki şefkate ve onun gerektirdiği adalete zıt hareket ederek başka canlıları parçalayan ve böylece haddi aşıp zulmeden bazı hayvanların dünyevî ve uhrevî hesabı ve bunun usûlü ayrı bir konudur.). 

Demek, günahkârlık kabiliyetini ve kudretini kazanmamış olana, ne kendi suçunun ve ne de başkasının suçunun cezası verilemez. 

İkincisi:

Akil baliğ olan yani aklı başında ve yetişkin durumda olan herkes -peygamberler hariç- sınava tabidir, az çok günah ya da suç işleyebilir, işlemiş olabilir. Zaten “yetişkinlik” denilen durum “günah işleme ka-pasitesine sahiplik” demektir. 

İnsanoğlunun işlettiği noksan adalet sistemlerinde, bir yetişkin günahkâra veya suçluya, işlediği bir suçtan (ya da bazen aslında işlemediği bir suçtan) ceza verilirken genellikle onun başka kusurları ya da suçları da akla getirilir ve bahane edilir. 

İşte, Kur’ân, o âyetle insanın adaletten şaşma bahanesini görüp gösteriyor ve diyor ki; 

- Bir suçluya ceza verirken daha önce işlediği ve cezasını çekerek sabıkasından temizlendiği suçu hatırlayıp hatırlatamazsın. 

- Bir kişiye, aslında işlemediği bir suçun cezasını, “o zaten suçlu” diyerek yükleyemezsin. 

- Böyle yaparsan sen de bir suç işlemiş ve dolayısıyla suçu katlamış olursun. 

(Suç ve günah farkını ve ilişkisini de yarın inceleyelim.)

Okunma Sayısı: 1872
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı