"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kitlesel özgüven için zirve fikir

Ahmet BATTAL
04 Temmuz 2020, Cumartesi
Üniversite sistemimizin gidişatı ve siyasetin tavrı konusunda eleştiri içeren dünkü yazımızı şu cümlelerle bitirdik:

“Önce zihin devrimi lâzım. Acaba iki derenin arasındaki bir yüksek tepede olduğumuzu düşünsek ne olur, özgür üniversite fikrine nasıl bir katkımız olur?”

Soruyu şu soruyla destekleyelim: Bu topraklardan özgür ve özgün bir “üniversite” fikri çıkar mı? 

Çıkar. Yeter ki coğrafyamızın ve kültürümüzün ve ona yön veren inanç sistemimizin kıymetini bilelim. 

Yanlışları düzelterek başlayalım: 

* Türkiye Doğu ile Batı arasında “sıkışmış” bir ülke değildir. 

* Türkiye dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke de değildir. 

* Türk devletinin düşmanı dostundan çok da değildir. 

Batımıza ve Doğumuza yüksekten bakınca göreceğimiz şudur: 

Batının laikçi bilim anlayışının çıkmazı açıktır: Batı bilimi ölümün kırk türlüsüne kırk bin türlü çare arar. Fotoğraf, resim ve heykelleriyle ömrü uzatmaya çalışır. Hatta ölümsüzlüğün ilâcını bulma hayalini bile kurar. 

Ama Batı bilimi, asıl işi ölüm ve ötesi hakkında fikir yürütmek olan ve insanı müjdelerle mutlu etmesi gereken dinle barışık değildir. Hayatı ve varlığı salt akıl ile anlamaya çalışır ve maymunun kafatasında sıkışır. 

Güçlüyü zalim, genci sarhoş, yaşlıyı mutsuz eder. 

Bir çukurda mutluluk arayan ve bulamayan Batılılar o yüzden öbür çukura, Doğuya gider. 

Doğulunun kalbi ve dini mistizme batmıştır. Ölümü, “ölüme bilimle çare arama” işini ihmal edecek ölçüde ölçüsüz bir tevekkülle karşılar. Hayatı ve varlığı akıldan ziyade kalp ile anlamlandırmaya çalışır. Kalbi uçurur, ama akılsız uçan kalp yönünü şaşırır. Ölçüsüz mutluluk zarar verir. 

Akla değer veren Doğulular bu sebeple öbür çukura, Batıya akar. 

Oysa bu iki manevî coğrafi çukurun ortasında maddî ve manevî dünyanın teorik zirvesi olan İslâm Dünyası vardır. O zirvenin tepesinde Türkiye vardır. O tepenin işaret ışığı çağdaş Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı’dır. 

İslâm akla ve kalbe birlikte değer verir. Bilime ve dine birlikte hayat verir. Hayata ve varlığa bunlarla yön ve mânâ verir. 

Kur’ân kâinata mana-yı harfiyle yani Allah hesabına bakmayı ve Kâinatta Allah’ın isim ve sıfatlarını okumayı öğretir. Asıl okuma budur. 

Bu öğrenme biçiminin kılavuz hocası Bediüzzaman’dır. Bu öğrenme biçiminin mekânlı mekânsız imkânı Medresetüzzehradır. 

O bir üniversite fikridir. Her Türk’ün, her Müslüman’ın göğsünü kabartacak ve her akıl sahibini heyecanlandıracak bir idealdir. 

Ey siyasetçiler, Ey DP, HDP, CHP, AKP, MHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, Deva Partisi ve diğerleri…

Geliniz zamansal ve mekânsal kavgalara son verecek bu ideali hep birlikte sahipleniniz. 

Zira biliniz ki, içine düşürüldüğümüz sanal çukurdan ancak bu hedefle çıkabiliriz, ancak bu idealle ufka bakabiliriz ve ancak bu tefekkürle dünyayı mutlu ve Allah’ı razı edebiliriz. 

Okunma Sayısı: 1519
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı