"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dünyaya niçin gönderildik?

Ahmet ÖZDEMİR
31 Mayıs 2020, Pazar
Hâlbuki hayvanlar daha dünyaya gelir gelmez, ne yapacaklarını biliyorlardı. Adeta başka bir yerde öğretilip gönderilmişlerdi. Bediüzzaman’a göre onların asıl vazifesi, “istidadına göre taammüldür, amel etmektir, ubûdiyet-i fiiliyedir (fiilî kulluk).”

Biraz hayal edelim... Dünyaya geldiğimiz veya gönderildiğimiz ilk günleri, ayları, yılları…

Gözümüzü dünyaya açtığımız- da karşımızda pek çok şeyi bir arada gördük. 

Daha önceki dünyamızda görmediğimiz ve bilmediğimiz garip şeylerdi. Anlaşılmaz sesler duymaya başladık. Sonra gözlerimizi kapatıp kulaklarımızı açtık.

Etrafımızda gördüklerimiz ade- ta kendi cinsleri adına sanki bize hediyeler sunuyorlardı. Belki de bunlarla bizi kendilerine çekmek istiyorlardı. Onları seçmeye, birbirinden ayırt etmeye ne bilgimiz, ne de tecrübemiz vardı. Biz her şeye, ama her şeye cahildik. Ne yapacağımızı ise hiç bilmiyorduk. Fakat başucumuzdaki iki melek etrafımızda pervaneler gibi dönerek bizim her istediğimizi yerine getiriyordu.

Hâlbuki hayvanlar daha dünyaya gelir gelmez, ne yapacaklarını biliyorlardı. Adeta başka bir yerde öğretilip gönderilmişlerdi. Bediüzzaman’a göre onların asıl vazifesi, “istidadına göre taammüldür, amel etmektir, ubûdiyet-i fiiliyedir (fiilî kulluk).”

Peki, biz ne yapmalıydık veya ne yapabilirdik?

Dünyaya gelen veya gönderilen bütün insanların önüne cevaplandırılmak üzere üç önemli soru konulmuştu: “Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Buradaki vazifemiz nedir?”

Bizi dünyaya gönderen ve bütün ihtiyaçlarımızı ummadığımız tarzda karşılayan Zat, bu soruların cevaplarında yardımcı olmak üzere peygamberler ve İlâhî kitaplar da göndermişti. Peygamberler ne söylüyor, kitaplarda neler yazıyordu?

Bediüzzaman insanın yaratılış vazifesinin hayvanların aksine “taallümle tekemmül” ve “duâ ile ubûdiyet” olduğunu belirtir. Yani, “Kimin merhametiyle böyle hakîmâne idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müşfikàne terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lûtuflarıyla böyle nâzeninâne besleniyorum ve idare ediliyorum?” sorularına doğru cevap verebilmektir.

Kısaca, insan bu dünyaya ilim ve duâ vâsıtasıyla mükemmelleşmek için gelmiştir. Bütün hakiki ilimlerin esâsı, mâdeni, nuru ve ruhu, mârifetullahtır (Allah’ı bilmek ve tanımak). Onun temeli de Allah’a imândır. (İman ve Küfür Muvazeneleri, s. 120)

İmanımız ile amellerimiz arasında bir köprü kurulmuştu. İmanımızı koruyacak ibadetlerimiz acaba hangileridir? Bunlar da bize peygamberler vasıtasıyla bildirilmişti. Sonra nasıl yapılacağı gösterilmişti. Fakat bunları yaparken önümüze engeller çıkıyordu. Peki, bu engeller nelerdir?

Başta günahlarımız...

“Bismillah her hayrın başıdır” deyip hayırlı işlerimize besmele ile başlıyoruz. Peki, hayırsız işlerden, günahlardan kurtulmak için ne yapmamız gerekir? Şerli (hayırsız) işlere bizi sevk eden başta nefsimiz ve şeytanımız değil mi? Onlardan kurtulmak için öncelikle söylememiz gereken besmelemizin önüne bir de “eûzü” yü koysak ne güzel olur.

Malûm ya, “def-i şer, celb-i nef’a râcihtir.” Yani şerri kovmak, hayrı çekmekten önce gelir. 

Bediüzzaman’ın “çok defa” okunmasını tavsiye ettiği Meyve Risalesi’nin Dördüncü Meselesinde geçen şu müthiş cümleleri dikkatle okuyalım:

“Herkesin, İmân mukabilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer İmân vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?” (Şuâlar, s. 185)

Ebedî hayatta lâzım olacak bağlar, bahçeler, saraylar, yiyecekler ve içecekler bu dünyada imanla kazanılacaktır. Zamanımızda maddecilik hastalığı ile çoklar imanını kaybediyorlar. Kendilerini Müslüman kabul eden kırk kişiden ancak birkaçı imanla kabre girebilmişler, diğerleri ise dâvâyı kaybetmişler ve imansız gitmişler.

Okunma Sayısı: 1995
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı