"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Selâmlaşmak da Şeair-i İslâmiyedendir

Ahmet ÖZDEMİR
06 Ocak 2022, Perşembe
Resul-i Ekrem (asm) Efendimiz Medine’ye yerleşince evi ziyaretçilerle dolup taşıyordu. Putlarını kırıp Hak dine giren bu insanlar Resulullah’dan (asm) güzel tavsiyeler almak istiyorlardı. Bu tavsiyelerin başında şüphesiz ki “selâm” gelmektedir.

Müslümanlar arasında alınıp verilen “Selâmün aleyküm” sözü selâmetle duâ etmek manasındadır. Allah’ın bir ismi de Es-Selâm’dır. Peygamber Efendimiz (asm), “Selâm Yüce Allah’ın isimlerinden bir isimdir ki, onu Allah yeryüzüne koymuştur. O halde, selâmı aranızda yayınız!” buyurmuştur. 1

Yahudi iken Müslüman olan Abdullah b. Selâm, “Resûlullah (asm) Medine’ye gelince, halk ona koşuştu. ‘Resûlullah geldi!’ denilince, onu görmek için ben de halkın arasında onun yanına gittim. Resûlullah’ın (asm) yüzünü görünce, anladım ki, onun yüzünde yalan yoktur! Konuşurken, kendisinden ilk işittiğim söz de, ‘Ey insanlar! Selâmı aranızda yayınız, yemek yediriniz! Akrabalık haklarını gözetiniz!  İnsanlar uykuda iken siz namaz kılınız ki, selâmetle Cennete giresiniz’ sözü” olduğunu anlatır. 2

Resul-i Ekrem’in (asm), Medine’ye gelince selâmlaşmayı tavsiye etmesi, bunun Müslümanlar arasında tanışma ve kaynaşmaya biricik sebep oluşuyla ilgili olmasındandı. Nitekim bir gün Efendimiz (asm), “Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe, Cennete giremezsiniz! Birbirinizi sevmedikçe de gerektiği gibi, iman etmiş olmazsınız! Ben sizi, yaptığınız takdirde sevişebileceğiniz bir şeye kılavuzlayayım mı?” demişti. Sahabeler “kılavuzla!” dedikleri zaman Allah’ın Resulu (asm), “Selâmı aranızda yayınız!” buyurmuşlardır. 3 

Selâm Kur’ân-ı Kerîm’de, duâ mahiyetinde ve Cennetin ismi olarak da anıldığı görülür: “Ayetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman sen onlara ‘Size selâm olsun! Rabbimiz size rahmetini vaad etti. Sizden kim cahillik ederek bir günah işlerde sonra pişman olarak tevbe eder ve kendisini ıslah ederse, bilsin ki Allah Gafur’dur, günahları affeder ve Rahim’dir merhametiyle muamele eder.” 4 “Ona kavuştukları gün Allah’ın mü’minlere hediyesi, ‘selâm’ dır. Her türlü korkudan emin kılarız. Bir de onlar için pek güzel, sonu kesilmeyen bir mükâfat vardır.” 5 

Selâm verme âdetinin Hz. Âdem’le (as) başladığı rivayet edilir. Selâm verme ve alma adabı Sünnet-i Seniyye ve âdab kitaplarında geniş olarak anlatılmıştır. 

Peygamber Efendimiz (asm), bir mecliste otururken, bir zât gelip, “Esselâmü aleyküm!” diyerek selâm verdi. Peygamberimiz (asm) onun selâmına karşılık verdi. Adam oturunca, Peygamber Efendimiz (asm) on sevap kazandığını söyledi. Sonra başka bir adam geldi ve “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!” diyerek selâm verdi. Peygamberimiz (asm), onun selâmına karşılık verdi. Adam oturunca, Peygamberimiz (asm) ona yirmi sevap verildiğini söyledi. Sonra başka bir adam geldi ve “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!” diyerek selâm verdi. Peygamberimiz (asm) onun selâmına karşılık verip adam oturunca, ona da otuz sevap verildiğini söyledi. O sırada, meclisten bir adam kalkıp selâm vermeden gitti. Bunun üzerine, Peygamberimiz (asm), “Arkadaşınız (selâm vermeyi) ne çabuk unuttu. Sizden biriniz meclise gelince selâm versin, oturmayı uygun görürse otursun! Meclisten ayrılmak için kalkınca da yine selâm versin! Verilmeye lâyıklık ve gereklilikte, önceki selâm sonrakinden farklı değildir” buyurdu. 6

Bediüzzaman Said Nursî, yazdığı mektuplarda selâma çok önem vermiştir. Mektuplarını selâmlarla süslemiştir. Meselâ bir mektubuna şöyle başlar: “Ömür dakikalarınızın aşireleriyle vücudunuzdaki zerrelerin çarpımı sayısınca Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!” Bir başka mektupta ise, “Allah’ın selâmı, rahmeti ve berekâtı üzerinize olsun. Allah’ın selâmı, rahmeti ve berekâtı senin, validenin, kardeşinin ve ihvanlarının üzerine olsun” der. 7

Selâm vermek veya verilen selâmı almak, Müslüman’ın Müslüman üzerindeki haklarındandır. Selâmlaşmakta cimrilik etmek, iyi sayılmamıştır. 8

Dipnotlar:

1- Buhârî, Edebü’l-Müfred, s. 257. 2- Ahmed b. Hanbel, 5:451. 3- Buhari, Sahih, Edebü’l-Müfred, s. 254-255. 4- En’am Sûresi, 54. 5- Ahzab Sûresi, 44. 6- Ahmed b. Hanbel, 2: 287, Buhârî, Edebü’l-Müfred, s. 256. 7- Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 449. 8- Buhârî, Edebü’l-Müfred, s. 268.

Okunma Sayısı: 1345
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı