17 Eylül 2014, Çarşamba
2. Abdülhamid’in 30 yıl hilâfet merkezi olarak kullandığı Yıldız Sarayı, 1926’da yıllığı 30 bin liradan 30 seneliğine bir İtalyan kumarhane ve gazino işletmecisine kiralandı.
Sarayların ve bilhassa Yıldız Sarayı’nın eşyalarının, binalarının satılması veya kiralanması 27 Temmuz 1924’de gündeme geldi ve Türkiye Cumhuriyeti Başvekâleti’nin 27/07/1340 (27 Temmuz 1924) tarih ve 733 numaralı yazısıyla, Yıldız Sarayı’nın bahçesiyle buna bağlı diğer bahçelerin halkın hizmetine tahsis edilmek üzere İstanbul Şehremaneti’ne verilmesi kararlaştırıldı. Yıldız Sarayı’nın uğradığı akıbetin en kötüsü 28 Haziran 1925 tarihinde yaşandı. Bu tarihteki tahsiste, saray binaları, park ve bahçeleri, eğlence ve oyun salonları yapılmak üzere İstanbul Belediyesi’ne verildi. İstanbul Belediyesi, 9 maddelik kira sözleşmesine 13 Ağustos 1925 tarihinde son şeklini vermiş. Sözleşmenin birinci maddesi şöyleydi: “Yıldız bahçelerinde oyun, dans ve gazino gibi müesseseler vücuda getirmek ve işletmek hakkı münhasıran kendilerine ait olmak üzere en müsait şart dermeyan eden talip -tabiiyet farkı gözetilmeksizin tercih edilir.” Yani hangi milletten veya ülkeden olursa olsun, parayı çok veren ve şartları yerine getiren herkese kiralanacaktı.1
Bediüzzaman, Yıldız Sarayı’nın kötü akıbetini kerametkârane keşf ve tesbit ederek Sultan Abdülhamid’e ve efkâr-ı ammeye muhteşem bir ahlâkî, içtimaî-siyasî ders verir:
“Daire-i İslâmın merkezi ve rabıtası olan nokta-i hilâfeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sabık sultan, merhum Abdülhamid Han Hazretleri, sabık içtimaî kusuratını derk ile, nedamet ederek kabul-ü nasihate istidat kesb etmiş zannıyla ve “Aslah tarîk, musalahadır” mülâhazasıyla, şimdiki en çok ağraz ve infialata mebde ve tohum olan bu vukua gelen şiddet sûretini daha ahsen sûrette düşündüğümden, merhum sultan-ı sabıka cerîde lisanıyla söyledim ki:
“Münhasif Yıldız’ı Darü’i-fünûn et; ta, Süreyya kadar alî olsun. Ve oraya seyyahlar, zebaniler yerine ehl-i hakîkat melaike-i rahmeti yerleştir; ta Cennet gibi olsun. Ve Yıldız’daki milletin sana hediye ettiği servetini milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dînî darü’l-fünunlara sarf ile millete iade et. Ve milletin mürüvvet ve muhabbetine îtimat et. Zîra, senin şahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf ahireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et. Zekatü’i-ömrü, ömr-i sanî yolunda sarf eyle…”2
Ne dersiniz, dünyaya, evlerimize, köşklerimize, bağ ve bahçelerimize bu gözle bakmamız gerekmiyor mu?
Dipnotlar:
1- Tarihçi yazar Ömer Faruk Yılmaz / Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi, Eylül 2014. 2- Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 62.
Okunma Sayısı: 5554
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.