İslâm peygamberi Hz. Muhammed’in (asm) klasik hadis kaynaklarında yer alan “İşçinin hakkını alın teri kurumadan veriniz”¹ buyruğu, asırlar öncesinden bugüne ulaşan sadece ahlâkî bir öğüt değil; aynı zamanda modern hukuk sistemlerinin temelini oluşturan sarsılmaz bir hak ve yükümlülük prensibidir.
Bu ifade, emeğin kutsallığını vurgularken, günümüz iş dünyasının karmaşık yapısında “ücretin korunması” başlığı altında karşımıza çıkan evrensel bir normun özeti niteliğindedir.
Bu kadim ilkenin modern hukuk sistemlerindeki karşılığına baktığımızda, ücretin zamanında ödenmesinin işverenin en temel borcu olarak tanımlandığını görüyoruz. Örneğin Türkiye’deki 4857 sayılı İş Kanunu, işçinin ücretinin zamanında, eksiksiz ve düzenli olarak ödenmesini emrederken; hadiste geçen “alın teri kurumadan” vurgusuyla paralel bir çizgide, ödeme borcunun öncelikli bir yükümlülük olduğunu tescil eder.² Bu bağlamda, emeğin karşılığının makul sürede teslim edilmesi yalnızca dinî bir hassasiyet değil, yasal bir zorunluluktur.
Emeğin hakkının teslim edilmemesi veya geciktirilmesi durumu, hukuk sisteminde oldukça sert yaptırımlara bağlanmıştır. İşçinin ücreti ödenmediği takdirde iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınma hakkı bulunması, geciken ücretler için fark talep edilebilmesi, sürekli gecikme durumunda iş sözleşmesinin haklı sebeplerle feshedilebilmesi gibi düzenlemeler, hadisin ortaya koyduğu prensibin günümüzde nasıl zorlayıcı kurallara dönüştüğünü açıkça göstermektedir. İdarî para cezalarıyla desteklenen bu süreçler, işçinin emeğini koruma altına alarak adaleti tesis etmeyi amaçlar.
İslâm hukukundaki “kul hakkı” kavramı, modern dünyada alacak hakkı ve sözleşme sorumluluğu olarak hayat bulur. İşçinin emeği, hukukî düzlemde “hak doğurucu bir unsur”dur ve bu hak devletin koruması altındadır. Dolayısıyla hadis-i şerif, günümüz hukukundaki işçi alacağına ilişkin mutlak koruma ilkesine tam olarak denk düşmektedir. Modern devlet, işçiyi ekonomik olarak daha zayıf taraf kabul ettiği için asgarî ücreti belirleyerek ve çalışma sürelerini sınırlandırarak devreye girer. Bu sosyal devlet yaklaşımı, hadisin özünde yer alan “zayıfın hakkını koruma” ilkesinin kurumsallaşmış bir tezahürüdür.
Sonuç olarak, tarihî kaynakların aktardığı bu buyruk, günümüz iş hukukunun temel prensipleriyle kusursuz bir uyum sergilemektedir. Ücretin zamanında ödenmesi, sözleşmeye sadakat ve adaletin sağlanması gibi evrensel değerler, modern kanunlarla yaptırıma bağlanırken; bu kadim hadis, hukukî sürece vicdani ve ahlâki bir derinlik kazandırmaya devam etmektedir.
Kaynakça
1- İbni Mâce, Rühûn, 4.
2- 4857 Sayılı İş Kanunu, m. 32.