İnanç, sadece kalbe ait bir mesele değildir. Hem ferdin iç dünyasını, hem de toplumun dokusunu şekillendiren güçlü bir unsurdur. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “İman hem nurdur, hem kuvvettir.”1
İnanç, ferde zorluklar karşısında sabır ve tevekkül kazandırır. Araştırmalar dindar fertlerde stresle başa çıkma oranının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ahlâkî pusula; yalan, haksızlık, bencillik karşısında iç denetim sağlar. Vicdanı diri tutar.
İnanç, öz disiplini yani namaz, oruç gibi ibadetler iradeyi güçlendirir. Zamanı yönetmeyi öğretir.
İnanç, toplumda güven ortamı sağlar: ”Allah görüyor” şuuru, kamu malına zarar verdirmez.
İnanç, sosyal dayanışmayı zekât, sadaka, komşuluk hukuku gibi değerler paylaşmayı kurumsallaştırır.
İnanç, toplumda ortak iyilik kriteri meydana getirir. Adalet, merhamet, doğruluk norm haline gelir.
Güçlü inanç ve cemaat bağları olan yerlerde bazı suç türlerinin daha düşük olduğu gözlemlenmektedir.
İnanç, deprem, salgın gibi kritik zamanlarda ve âdetlerde inanç temelli gönüllülük ve yardımlaşma hızla organize olur.
İnanç fayda üretmesi için şuurla yaşanmalı, bilimle barışık olmalı. Bediüzzaman’ın Medresetü’z-Zehra vizyonu da tam olarak bir iman+akıl+ahlâk formülüdür..
İslâm’da “ihsan” diye vasıflandırılan, “Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmen, her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.” Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme alışkanlığı kazanmaktır. Çünkü Rabbimiz; “Allah her şeyi gözetmektedir”2 buyurmuştur
Ferde iç disiplin sağlar. Kimse yokken de doğruluk devam eder. Polis, kamera gerekmez. Vicdan devreye girer. Gizli günahlardan korumayı temin eder. Riya, gıybet, haksız kazanç gibi sadece Allah’ın bildiği fiillerde fren görevi yapar. Huzur ortamını oluşturtur. Yalnızlık hissi azalır. “Başımın üzerinde gören, bilen, koruyan biri var.”
Niyet temizliğini sağlar. Ameller gösteriş için değil, hakikat için yapılır. Kalp ile davranış tutarlı hale gelir.
Toplumda emanet şuurunu geliştirir. Memur işini savsaklamaz. Esnaf tertıda hile yapmaz. Yönetici kul hakkından korkar.
Adalet zemini: Mahkemeye düşmeden önce kişi kendi nefsini yargılar. Toplumun çürümesi yavaşlar.
Güven sermayesi: İnsanlar birbirine daha çok güvenir. Söz senet olur. Kapılar açık kalabilir.
Krizde ahlâk: Kaos ânında yağma yerine yardımlaşma çıkar. Çünkü; “Bir Gören var” şuuru yerleşmiştir.
Anne-baba, öğretmen, lider kendi hayatında bu şuurla yaşarsa örnek olur.
Medya ve sanat: Dizilerde, kitaplarda “gizli kamera” değil,”gizli murakabe” vurgusu.
Kurumsal kültür: “Etik kod” yerine “kul hakkı” kavramı içselleştirilirse rüşvet, torpil azalır.
Risk ve denge: Şuur, korku değil sorumluluk üretmeli. Yoksa insanı hasta eden vesveseye dönüşür. “Allah’ın Rahman, Rahîm, Afüv” isimleri de beraber öğretilmeli. Görüyor, ama aynı zamanda bağışlıyor.
Bediüzzaman’ın, özet net: “İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder.” “Allah görüyor” inancı hâkim olunca ferd sultan gibi hür, toplum emin bir şehir gibi olur. İmanı anlatılırken sevgi esas alınmalı. Korku ile öğretilen “Allah’ı görüyor” şuuru kalıcı olmaz, ama sevgiyle öğretilen kök salar. Bediüzzaman da “Muhabbet kâinatın mayasıdır”3 der.
Dipnotlar:
1- Sözler, 23. Söz, 3. Nota.
2- Ahzâb Suresi: 33
3- Sözler, 32. Söz, s. 702, 4. Remiz.