Son yıllarda toplumda hızla yaygınlaşan “kolay para kazanma” arayışları, artık basit bir ekonomik tercih olmaktan çıktı.
Üretim yerine rantı, liyakat yerine yakınlığı, emek yerine kısa yolları tercih eden zihniyet; iktisadın ötesinde ahlâkî ve hukukî yapımızın da aşındığını gösteriyor. Kripto hevesleri, bahis tutkusu ve spekülasyonlarla zengin olma hayalleri, genç kuşakların değer dünyasında ciddi bir kırılmaya işaret ediyor. Bu manzara, bir ekonomik tercihten ziyade köklü bir zihniyet değişiminin sonucudur.
Bediüzzaman Said Nursî, “Kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir” düsturuyla İslâm medeniyetinin temel direklerini hatırlatır. Üstad’a göre toplumun gerçek dirliği; adalet, hürriyet ve meşveret üzerinde yükselir. Adalet dağılır, hürriyet daralır, meşveret işlemeyecek hâle gelirse; ne hukuk işler, ne ekonomi düzelir, ne ahlâk korunur. Hukuk, iktidarın sopası değil; toplumun ortak vicdanı olmak zorundadır.
Bugün hukuk devleti algısındaki zedelenme, genç kuşakları “kurala değil, sonuca bakan” bir zihniyete itiyor. Kohlberg’in ahlâk gelişim kuramı, toplumların ahlâki olgunluğa ancak “evrensel ilkeler” düzeyine ulaşınca kavuşacağını söyler. Ahlâk, ceza korkusuyla değil; çıkar beklentisiyle hiç değil; sırf doğru olduğu için yaşanmalıdır. Bediüzzaman’ın “adalet-i mahza” vurgusu tam da bu düzeye işaret eder: Güçlü olduğu için değil, haklı olduğu için güçlü olmak. Masumun, adaletin ve hakikatin hatırına hareket etmek.
Kohlberg’in seviyeleri bu tabloyu daha da netleştirir:
• Gelenek-öncesi ahlâk: “Salla başını, al maaşını”, “Bal tutan parmağını yalar” mantığı bu ilkel evreyi yansıtır.
• Geleneksel düzey: “Uzayan boynuz bizden olsun” anlayışı; aidiyetin, hakikatin önüne geçmesidir.
• Gelenek-sonrası düzey: Bediüzzaman’ın “Hak, hak sahibinindir” düsturu; evrensel ilkelere dayanan en üst ahlâk evresidir.
İktisadî çürüme ile ahlâki çürüme arasındaki bağ burada ortaya çıkar. Üretim yerine rantı, liyakat yerine sadakati, emek yerine yakınlığı koyan bir düzen; insanları davranışın sonucuna göre motive eder. Bu da en alt düzey ahlâkî evredir. Hâlbuki medeniyet, insanı ilkel tepkilerden evrensel değerlere yükseltebildiği ölçüde medeniyettir.
Bugün futboldan bürokrasiye, ekonomiden günlük hayata kadar yayılan bahis, kolay kazanç ve kısa yol alışkanlıkları toplumsal bir alarm niteliğindedir. Teknolojideki kısayol tuşlarını gerçek hayata taşımak isteyen bir aceleciliğin sonucudur. Zizek’in “Kötülerin kaybetmediği bir ülke, çocuklarına ahlâk öğretemez” sözü, bize de bir ayna tutuyor.
Üretimi, liyakati, emeği ve hukuku merkeze almak; adalet-hürriyet-meşveret dengesini yeniden kurmak; kısacası haklının güçlü olduğu bir düzeni yeniden tesis etmek, hem ahlâkî hem de medeniyetin tek yoludur.