Önce kocaman “evet”ler, ardından, ayağa basmalar. “Yaşa, var ol” tezahüratları ve şaka şamata arasında “imza”lar…
İmzalar!..
Bu imzalar ahittir, akittir, mukâveledir; hayatî önem taşıyan bir sözleşmedir. İnsan hayatının tamamını bağlayan bir “söz” veriştir “evet”ler, imzalar.
Örfte de böyle, hukukta da böyle, dinde de böyle.
Hazır bulunan davetliler ve masadakilerden başka, Allah da şahit buna.
Medenî bir sözleşme olan nikâh, asıl manasıyla evlilik, İslâm dinince emirdir.
“Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimi uygulamayan benden değildir” buyuran Peygamber Efendimiz (asm); “Evleniniz, ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim”4 buyurmuş ve evlilik kurumunu, bilhassa teşvik etmiştir.
Resmî evlenme töreni olan nikâhlar, nikâh salonlarında da olmakla birlikte; düğünün yapıldığı mahalde, düğünle birlikte yapıldığı da oluyor.
Duruma göre, nikâh akdini yapmak üzere lütfedip gelmişlerse şayet belediye başkanı; değilse, onu temsil eden nikâh memuru alır mikrofonu eline:
“Şu an, ikinizi karı koca ilân ediyorum” diyerek davetlilerin, insî, cinnî bütün mahlukatın ve Yaratanın huzurunda ilânatta bulunduktan sonra:
“Sevinçte, kıvançta, tasada; iyi günde, kötü günde; hastalıkta, sağlıkta hayatınızı paylaşacaksınız. Savaşta, barışta; karada, denizde havada, vesaire, vesaire…” Devam eder, gider, öğütler.
Salonda alkışlar, ayyuka çıkar; tezahürat tufanı kopar bir anda.
Şayet var ise, günün konusu, günün konuşmacısı tarafından irat edilir:
“Davul bile dengi dengine” gibi deyimlerle bezenen konuşma bitince, davul sesi sarar salonun dört bir yanını:
“Güm te-kâ, güm, güm…”
Çalgılar çılgılar, ilâhiler, kasideler, marşlar; deyişler, söyleyişler devam eder bir süre…
Düğün merasimi, nihayet dualarla, tekbirlerle, tebriklerle biter; çiftler de evlerine gider.
Düğün biter bitmesine, ama hayat yeni başlar.
Bir, üç, beş gün; bir ay, üç ay, beş ay derken zaman ilerler. “Cicim ayı” bitmeye, akıllar başa gelmeye başlar. İş kolay toparlanmış, düğün suhuletle yapılmışsa nurun alâ nur olur. Arkada bakiye kalmış, senet sepet düşüncesi sarmışsa bacayı, hayatın tadı yavaş yavaş başlar!
Düğünlerin kendine mahsus birtakım örfü, âdeti, geleneği olsa da düğün masraflarındaki aşırılık, “servet” denebilecek boyuttaki bol bolculuk dinimizin “kolaylık” prensibine uygun düşmemektedir. Çünkü bunda, israf ve zorluk söz konusu. Ömür boyu sürecek bir beraberliği başından sıkıntıya sokmak ne İslâm’a ne de insafa uygun düşer.
Ahmet b. Hanbel’in rivayet ettiği hadislerinde, Peygamber Efendimiz (asm); “Bereketi en çok olan düğün, külfeti en az olanıdır”5 buyurmaktadır.
Öyle ise, öyle yapmalı.
Dipnotlar:
4- İbni Mâce, Nikâh:1.
5- Müsned, 6: 82.