"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yanmış ekmekler

Ayla AĞRAK
26 Aralık 2020, Cumartesi 12:38
Bahar mevsiminde nazlı nazlı yağan yağmur damlalarının toprağa olan uyumuyla yaymış olduğu o mis gibi kokusu küçücük yüreğime usûlca girip beni başka duygular içine alıp hayal âlemi içinde büyülüyordu.

İçinde bulunduğum hayattan beni bir nebze olsun koparıp rahatlatıyordu. Bedenim ve yaşım küçük olmasına rağmen ağır bir sorumluluğun altında büyümeye çalışıyordum.

Vücudu kötü bir hastalığa müptelâ olmuş o hastalığın içinde kıvranıp duran ve günden güne eriyip kendi gidişini bekleyen hastalıklı zavallı bahtsız anam… Art arda beş çocuğu dünyaya getirmesine vesile olup onlara annelik yapmamanın üzüntüsüyle kafasında biriktirdiği türlü türlü olan sorulara cevap veremeyip bir türlü sonuca varmayan düşünceler onu bu hastalığın iyileşmemesine ve daha çok artmasına sebep oluyordu.

Henüz iki yaşında olan Gül adında en küçük kardeşimiz açılmamış bir gül goncası gibi açılıp süzülmeyi, anne kokusunu sıcacık annesinin kucağında beklerken anne kokusunu bende, ablasında buluyordu. Anne gibi bağrıma basmasam da ona annelik yapmaya çalışıyordum.

On yaşında ve ağır bir yükün içinde olmama rağmen ilkokul dördüncü sınıfa gidiyordum. Okumayı çok seviyordum. Okula gidemediğim günler çok oluyordu. Evde olan sorumluluğum daha ağır basıyordu, çünkü kız olarak en büyükleri bendim. Benden yaşça büyük iki abim vardı biri on iki diğeri on beş yaşındaydılar. Onlar babamla birlikte tarlada çalışıyorlardı. Maddî durumumuz kısıtlı olduğu için onları ancak ilkokulu bitirmeye kadar okutabilmişti.

Zifiri karanlığın vermiş olduğu sessizliğin yerini ağlama sesine dönüşmesiyle gece sessizliğini bozmuştu. Küçük kardeşimin hıçkıra hıçkıra ağlamasıyla uyandım. Acıktığını düşünüp kalktım. Onu kucağıma alır almaz sustu.

Annemin inlemesi, gözyaşları, onu hayattan adım adım koparıyordu. Hastalıkla gelen acizliği, bitkinliği her gün gözümüz önünde canlandığı için alışkın olduğumuz şeylerdi. Ama şimdiki hali içler acısıydı. Öksürükle ağzından gelen kanlarına şahit oluyordum. Anneme yardımcı olabilmek için yanına gittim. Gül cemaline doya doya bakmak geldi içimden belki bir daha göremem diye. Bakışlarımı annemden bir an olsun ayırmak istemiyordum. Böyle bakarken bitkin ve halsiz düşen gözlerini açıp bana baktı hüzünlü bakması içimi burktu. Bakışlarında bu eve bir daha geri dönmeyeceğim diye söyleyişlerini gözlerinden okuyordum. Ağlamakla dolu olan yaşlarını minicik yüreğimize dokunmasın diye gözyaşlarıyla birleştirmiyordu.

Ve babam geldi annemizi alıp götürdü. Sadece sessiz ve uzun bir bakışla gecenin karanlığında kaybolana dek onlara bakakaldık. Ne olurdu gecenin karanlığından sonra doğan güneş farklı doğup evimizi aydınlatsaydı.

Güneşin ilk ışıkları evimizin kırık penceresinden usûlca girip soğuk odamızı bir nebze olsun ısıtmaya çalışsa da bu bizim ısınmamıza yetmiyordu. Üşüyüp tir tir titriyorduk. Gözlerimizi açtığımızda sabah olmuştu. Çocukluğun vermiş olduğu düşünceyle benden küçük olan Hasret adında kardeşimi okula gitmesi için kaldırdım. Aç karnına okula gitmesin diye bir şeyler hazırlamak için mutfağa gittim. Kardeşime yedirecek hiçbir şey bulamadım. Ne yapacağımı bilemez halde hissettim kendimi. Kardeşim Hasret’i okula bırakıp geri döndüm. İki abim de evde yoktular. Tarlada çalışmak zorunda oldukları için erkenden çıkmışlardı.

Evde yiyebileceğimiz bir parça ekmeğimiz bile yoktu. Kardeşlerime ekmek yapmak için ateşi yaktım. Ekmek hamuruna maya koyulacağını bilmiyordum. Bilmediğim için de pişirdiğim ekmeklerim olmamıştı. Yarısını yandırmıştım. Oturup bu halime acıdım. Gözlerim doldu. Bir kendi halime bakıyordum bir de yanmış ekmeklerime. Bu görüntülere baktığım zaman aslında bir nevi kendi gelecekte ki görüntümün yansımalarını görüyordum.

Günler geçmek bilmiyordu. Her gün benim için bir diğerinden daha zor ve ağır geçiyordu. Ev halkı hasret ve özlem içinde anne yolunu gözlerken acı haber kapıya dayandı. Annemiz geldi gelmesine bizi okşayacak ne canlı bir el, ne de yüzümüze bakıp tebessüm edecek canlı bir gülümseme vardı görüntüsünde. Ah annem bizi bu dünyada öksüz bırakıp gittin.

Annem vefat ettikten sonra hayatın bu girintili çıkıntılı sıkıntılarına ve zorluklarını omuzlamam gerektiğini düşünerek çok istediğim okulu bırakmak zorunda kaldım. Bu benim için biraz zor oldu. Henüz iki yaşında olan kardeşime ve diğerlerine her ne kadar annemin yerini tutmasam da onlara annelik yapmalıydım. Babam hem evde hem de tarlada çalışıp beş çocuğun vermiş olduğu sorumluluk altında ezilmesine küçücük yüreğim buna razı olamazdı. Babam ile birlikte annemin yokluğunu hissettirmeyecektik. Maalesef öyle olmadı. Acılar başımıza üst üste geldi. Annemin ölümünden iki yıl sonra babamın acı haberini de aldık. Babamız bir trafik kazası sonucu vefat etmişti. Annemizin yokluğuna alışalım derken babamın acısı da bu acıya eklenince içinden çıkılmayacak problemlerle ve zorluklarla iç içe kaldık. Hem öksüz hem de yetim kaldık. Bize bakıp, sahip çıkacak ne vicdanlı bir akraba, ne de tanıdık vardı. Bazen komşularımızın getirdiği yiyeceklerle yetiniyorduk. İki abim de tarlada iş olunca çalışıyorlardı iş olmayınca çalışmıyorlardı, aldıkları ücrette evin masrafına yetmiyordu. Doya doya yemek yemeden yattığımız geceler o kadar çoktu ki unutamam. Yandırmış olduğum ekmeklere bile bazen keşke olsaydı dediğim oluyordu. Bizim için hayat çok zor geçiyordu. Ağır yükler omuzumdaydı. Çok çaresiz günlerim oluyordu. Bazen oluyordu yemek, ekmek yapacak malzeme yoktu. Biz büyükler bu duruma idare etmeye çalışıyorduk küçükler ise bedenleri buna ne zamana kadar dayanabilecekti.

Kardeşlerime bakmam onların ihtiyaçlarını gidermem benim minik bedenime çok ağır gelip bütün bunlara dur diye haykırmam beni çileden çıkartıyordu. Sessizce kendi dünyama çekilip akıttığım yaşların sel gibi akıp gitmesi bu zorlukların son olacağına işaret etmiyordu bile…

Köy muhtarının bize söylemiş olduğu fikir hem bizi üzmüştü hem de çaresizlikten dolayı en doğru bir fikir olacağını düşünmüştüm. “İki küçük kardeşinizi evlâtlık verin hiç olmazsa onlar kurtulurlar. Rahat yüzü görürler. Bu sefaletten kurtulurlar.” Gül’ümden ve Hasret’imden ayrılacaktım. Bu benim için çok zor olacaktı. Yavrularımdan yetim ve öksüzlerimden ciğer parelerimden ayrılacaktım. Kardeşlerimi evlâtlık vermek istemiyordum, ama buna mecburdum. Sefalet

içindeydik. Hiç olmazsa onlar rahat yüzü görürler düşüncesiyle iki iyi aileye vermeye karar verdik. Kardeşlerime “Bundan sonra başka aileyle beraber yaşayacaksınız” dediğim zaman eteğimden tutup ağlamaya başladılar. “Sen bizim annemizsin bizi bırakma biz gitmek istemiyoruz” diye bana sarılıp bağrıştılar. Ben de onlara sarılıp ağladım ağladım…

İki goncamı bir daha görmemek şartıyla iki aileye verdik. İki dalım gitti, iki kolum koptu hiçbir şey yapamayacak hale geldim soldum hastalandım yüreğim yandı dağlanıp alevler içinde yanıp tutuştu kül oldu onlar için…

Aradan yıllar geçmişti. Hayatın ağır şartları beni yıpratmıştı beni yaşımdan daha olgun gösterip küçük yaşta evlilik yapmama sebep olmuştu. Eşim benden yaşça büyük olmasına rağmen iyi bir eşti. Yüreğimdeki acı izlerini unutturup yüzümde o unutulan gülümsemeyi bana hatırlatıp biraz olsun hayatı sevdirmişti. Bir erkek bir kız çocuğum olmuştu.

Çocuklarım büyüdü kızımı gelin, oğlumu da asker ettim. Oğlum yiğidim yolunu gözlediğim askerim sayılı günlerini sayıp duruyordum. Tıpkı çocukluğum da olduğu gibi… Annemin yolunu gözlediğim gibi. Oğlum da gelecekti. “Ben geldim” diye sarılacaktı bana. Ciğerparem de geldi, ama annem gibi geldi. Askerimi bir kurşunla yere serip benden ayırmışlardı. Bedenine şehit kanı dökülüp Al Yıldızlı Bayrağa sarılı bir şekilde kapıma geldi yavrum. Sıcacık avuçlarımı tabutuna dokundurup okşadım, sarıldım, ağladım. Uğurlar ola şehidim uğurlar ola…

 Not: Yaşanmış bir kadın hikâyesidir.

Okunma Sayısı: 1272
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı