"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Barla mektuplarında Risale-i Nur

04 Eylül 2020, Cuma
Cumhuriyetin ilânından sonra tesis edecekleri müstebit rejimde önlerinde engel istemeyen zamanın idarecileri, yakından tanıdıkları Bediüzzaman Said Nursî’yi ıssız bir belde olan Barla’ya sürdüler.

Orada münzevî yaşasın, kimseden yardım görmesin düşüncesiyle, baskı ile tehdit ile susturmaya çalıştılar.

Böyle düşünenler yanıldıklarını anladıklarında çok geç kalmışlardı. 

Adeta, orada Üstadın gelmesini bekleyen cefakâr, fedakâr, samimî insanlardan oluşan vardı. Ama bunu kendileri dahi bilmiyorlardı.

Hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadıkları kişiden, ilk defa duydukları iman hakikatlerinin neşri için öyle bir teslimiyet içindeydiler ki; Üstad “Yaz Kardaşım” dediğinde hiç tereddütsüz yazıyorlardı. 

Hatta bazıları “Üstad bunları yazdırıyor, ama bu dağ başında bunları kim okuyacak?” diye serzenişlerde bulunsalar da yazma hizmetinden hiç taviz vermediler.

Çünkü o kahramanlar; “Risale-i Nur, Hakikat-i İslâmiye ve Kur’âniyeyi müsbet ve müdellel bir şekilde insanlığın nazar-ı tahkikine arz ve ifade etmektedir” diyen Üstad’larının söylediklerine inanmışlardı.

Nasıl ki; güneş doğup yükseldikçe, doğmadan önceki karanlık gider, her taraf aydınlanır, eşyaların ne olduğu, ne işe yaradığı şekil ve renkleriyle görünüyorsa; yazılan eserler de çoğaldıkça yazanların kalpleri aydınlanıyordu. Aydınlandıkça da memleket üzerine çöken karanlıklı zulümat dalgaları, yerine ümit, şevk ve hizmete bırakıyordu.

Fakat güneş, nasıl ki yeryüzüne binler faydası olduğu halde, bunları yaptığından haberi yoktur. Nur Talebeleri de aynen güneş gibi yaptıkları hizmetin nerelere ulaşacağından haberleri yok idi.

Onun için yazdıkları lâhika mektuplarının da neşredileceğini dahi bilmediklerinden, samimî, tasannusuz, halisane yazmışlar. “Şu risale (Yirmi Yedinci Mektup) bir meclis-i nuranidir ki, Kur’ân’ın şu mü- barek ve münevver şakirtleri içinde birbiriyle manen müzakere ve müdavele-i efkâr ve yüksek bir medrese salonudur….” (Barla Lâhikası. 50)

Barla Lâhikası’nda, baştan sona kadar Risale-i Nur’a medh-ü sena eden mektuplar vardır.

Hulusi Abi, eserleri okurken duyduğu heyecanı şu sözleriyle ifade ediyor: “Nurlu Sözleri cemaate okumak nasip olduğu zamanlarda, bende bazı hissiyat hâsıl oluyordu.” (...) “Evvelce arz ettiğim vecihle ben artık bir şey için yaşadığımı zannediyorum. O da, Üstadım olan dellâl-ı Kur’ân’ın vazife-i memure-i maneviyesini ifada kendilerine pek cüz’î bir yardım ve Kur’ân hesabına cüz-î bir hizmetkârlıktan ibarettir” (Barla Lâhikası) sözleriyle de hayatını Risale-i Nur hizmetine adadığını ifade ediyor.

Okunma Sayısı: 1417
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Oğuz Yiğiter

    4.9.2020 04:27:12

    Tebrik ve dualar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı