"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Keramet aranmaz

01 Eylül 2021, Çarşamba
Risale-i Nur hizmeti şahsa dayalı bir hizmet olmadığından, bir şahsın çok bilgili olması hatta bazı kerametlere sahip olması dahi Nur Talebesinin fazla ilgilendiği bir mevzu değildir. Şahsa münhasır bazı haletler kişinin kendisine aittir.

Bediüzzaman Hazretleri dikkatleri kendisine değil de daima Risale-i Nur’a çekmesi ve “zaman şahıs zamanı değil cemaat zamanıdır” demesindeki hikmet de bundandır.

Üstad Hazretleri Risale-i Nur için “Kur’ânın mu’cize-i maneviyesi” (Emirdağ 840) ifadesini bu yüzden kullanır.

Çünkü Risale-i Nur Külliyatı, bu eserlerle iştigal edenlerin yakalanıp hapse atıldığı yıllarda, Allah’ın yardımı ile elle yazılıp, altı yüz bin nüsha çoğaltılarak memleketin her tarafına ulaştırılmıştır. 

Bu, Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi değil de nedir?

“Evet, velâyetin kerameti olduğu gibi niyet-i halisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Samimî tesanüdün dahi kerameti vardır.” (Mektubat 372)

Bununla ilgili yaşanmış bir olay: Bir kardeşimiz (ismini vermeden yazılmasına izin verdi), uzun zaman derslere gelemeyen arkadaşını ziyaret etmek için yola çıkar. Ancak önüne o kadar çok işler çıkar ki, çok istemesine rağmen bir türlü ziyareti gerçekleştiremez, evine döner.

Akşam Risale-i Nur dersine gider. Bakar ki ziyaretine gidemediği arkadaşı derse gelmiş ve kendisine şöyle der: “Derse gelmemi istedin, bak geldim.” Oysa kendisini görememiş ve konuşamamıştı.

On Dokuzuncu Mektup, Yirmi Dokuzuncu Söz gibi Risalelerde anlatılanları bilen Nur Talebesi için kerametlerin pek ehemmiyeti yoktur.

Son şahitlerden Avukat Kemal Taner anlatıyor: “Hapishaneye yanına görüşmeye gitmiştim. Namazı kılmış tesbih çekiyordu. Kendilerine dedim ki; ‘Efendim size birçok keramet gösterir diyorlar. Hâlbuki ben sizde hiç harika hal ve vaziyet görmedim. Eğer böyle bir şey gösteriyorsanız bana da gösterin, meselâ şu elinizdeki tesbih kendi kendine yürüsün.

“Bediüzzaman bana şu hikâyeyi anlattı: ‘Bir adam çok sevdiği oğluna pahalı ve değerli bir mücevherat almak için kuyumcuya götürür. 

Kuyumcu da dükkânın tavanını rengârenk balonlarla süslemiş. Çocuk dükkâna girince babasına, mütemadiyen tavandaki balonlardan istediğini ısrarla söyler. Babası daha değerli hediye alacağını söylese de çare etmez. İllaki balon isterim diye ağlarmış. ‘Ben Kur’ân’ın elmas ve mücevherat dükkânının bekçisiyim, dellâlıyım. Ben baloncu değilim. 

Benim dükkânımda, benim pazarımda. Kur’ân’ın ebedî ve ölümsüz elmasları var. Ben bunlarla meşgulüm. Ben Kur’ân’ın nurunu ilân ediyorum. Balonculuk yapmıyorum dedi.”

Bediüzzaman’a talebe olanlar onun yazdığı elmas değerinde hakikatlerle meşguller. 

Çünkü kerametler balon gibidir, sönerler. 

Hakikatler ise, kıyamete kadar değerinden bir şey kaybetmezler. 

Okunma Sayısı: 894
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı