AKP iktidarında, yürütmenin yanı sıra yasama ve yargıyı da kendi uhdesinde toplayan “tek kişilik hükümet” sistemi altında, en az 100 bin insanın hayatını kaybettiği 6 Şubat depremlerinde yalnızca “âfette siyaset” değil, aynı zamanda “âfette rant” fırsatçılığının da devreye sokulduğu görülmektedir.
Başta dört gökdelenin olduğu İstanbul’da parkların, askerî alanların ranta açılmasıyla kalınmayıp Marmara depremi sonrası oluşturulan 943 “deprem toplanma alanı”nın dörtte üçünde çirkin yapılaşmayla avm, rezidans, kule, plaza olarak 300’e yakın gökdelenin dikilmesi olmak üzere “deprem toplanma alanları” yapılaşmaya açıldı, sığınılacak arazi bırakılmadı.
Bu konudaki eleştirilere “İstanbul’da on binlercesi var” tepkisini veren Cumhurbaşkanı, yüksek binaların arasındaki boşlukları, kavşakları, küçük parkları, cami avlularını, okul bahçelerini, kamu binalarını “deprem toplanma alanı” göstermekle kaldı.
“ÂFETTE SOYGUN”UN HESABI VERİLMİYOR…
Öncelikle iktidardakilerin deprem bölgesine ziyaretleri devlet televizyonlarıyla bütün kanallarda propaganda edilirken, muhalefetin destekleri kasten görmezden gelindi.
Bu arada yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkı âdeta kayırıldı. “Rant yasası”yla meslek odalarıyla belediyelerin “inşaat denetim yetkileri” bütünüyle Şehircilik Bakanlığı’nca gasp edildi.
Keza deprem kuşaklarında, fay hatlarında zemin etüdü raporlarıyla riskli alanların belirlenmesi için kurulan Ulusal Deprem Konseyi kaldırılırken, Kandilli Rasathanesi’nin yetkileri, siyasî iktidarın direktifiyle ancak depreme müdahale eden AFAD’a verildi.
Yine on kez çıkarılan “imar barışı” affıyla çürük binalar “sağlam” gösterildi; on milyon yapıdan en az yedi milyon ruhsatsız yapıya “ruhsat” verildi. Sadece deprem bölgesinde 300 binden fazla birikmiş “kaçak yapı stoku”na “yapı kayıt belgesi” çıkarıldı.
Fay hatları üstünde denetimden kaçırılan, malzemeden çalınan yasadışı yapılar yasallaştırıldı. Seçim kampanyalarında partisinin propagandasını yürüten partili Cumhurbaşkanı’nın “müjdesi”yle “imar barışı” paravanında “imar affı”yla “kentsel dönüşüm”, “kentsel rant”a dönüştürüldü.
Ancak en büyük rant vurgunu, toplanan deprem yardımları ve bağışlarında yapıldı, yapılıyor. Hâlâ vatandaşlara IBAN numarası verip âfeti para toplama kumpasına çeviren siyasî iktidarın, yüz milyarlarca liralık “deprem paraları”nın akıbeti bilinmiyor.
Cumhurbaşkanı’nın da katıldığı 213 televizyonla 562 radyoda yayınlanan “tele-şov”da bağışlanan 115 milyar liranın akıbeti gibi, 2002’den bu yana toplanan 71 milyar dolar deprem vergisinden kalan-harcandığını söyledikleri 40 milyarın dışındaki- 31 milyar doların nereye harcandığıyla ilgili hiçbir cevap verilmedi, verilmiyor.
Dibe vuran liyâkatsizliğin, yetersizliğin, plânsızlığın, tedbirsizliğin, ihmalin, sorumsuzluğun, “deprem ihaleleri” kıyağının, âfette soygunun, yüzlerce milyarlık rantın rantçıları korunup kollandı, kollanıyor.
YARDIMLAR BORCA, FAİZE, İSRAFA GİTTİ!
Aslında Cumhurbaşkanı’nın “gereken yere harcadık, hesabını vermeye zamanımız yok!” çıkışı, Maliye Bakanı’nın “duble yollara, bütçe açıklarına harcadık” geçiştirmesi, deprem paralarının çarçur edildiğinin ikrarı.
Talâna, şâibelere, istifhamlara karşı muhalefetin deprem paralarına dair Meclis’te verdiği bütün araştırma ve soruşturma önergelerinin AKP-MHP oylarıyla reddedilmesi vakıanın örtülü itirafı.
Belli ki milletten toplanan deprem vergileri ve bağışları, borç ve faizde buharlaştırılmış. “Yandaş şirketler”in yüzlerce milyarlık vergi borçlarının silinmesine, peşkeş çekilen kredilerine gitmiş. Saraylara, Sarayın uçak filosuna israf edilmiş. Seçim propagandasında sarfedilmiş.
Özetle, iktidarın, topyekûn muhalefetle, bütün belediyelerle, sivil toplumla birlikte deprem yaralarını sarmak yerine, günübirlik sığ siyasî sâiklerle “deprem âfeti” rantta istimal ediliyor.
Bundandır ki deprem paralarının nereye harcandığının şeffafiyetle bir an evvel millet iradesinin temsilcisi olan Meclis’in denetimine açılması gerekiyor.