“Otoriter rejim”de, başta yargının “tâlimatlandırılması”yla ayyuka çıkan haksızlıklar ve hukuksuzluklar olmak üzere içteki bir yığın sorun, âdeta askıya alınan “süreç”le dışta Suriye’deki kırılgan ateşkes ve ABD’nin İran’a saldırısıyla tetiklenen ekonomik yıkım âdeta karambola getirildi.
Vakıa şu ki “tek kişilik hükûmet”te düşmekten, toplumun demokratik direncinden korktukça, baskılar arttıkça, demokrasi dışılık ve hukuksuzluk dayatıldıkça, hak ve hürriyetler darbelendikçe ekonomi daha da batıyor.
Bu panikle sırf dövizi tutmak için 128 milyar doların hebâ edilmesinde, 19 Mart siyasî operasyonlarına 160 milyar dolar kaynağın harcanmasında açığa çıkan haliyle ekonomi daha da çöküyor.
Millet iradesinin temsilcisi Meclis’in hiçbir tâdil yetkisinin olmadığı Meclis’e ısmarlanan “bütçe”yle resmen tescilleniyor.
Bütün bakanlıklardaki yatırımların toplamına 1.4 trilyon ayırırken, Meclis’ten kaçırılan ve bütün ikaz ve çağrılara rağmen noktasına, virgülüne dokunulmayan “Saray bütçesi”nde daha baştan yatırımların iki katının, -dokuz Bakanlığa ayrılan paradan daha fazla- faize 2 trilyon 740 milyarın ödenmesi, bütçenin “Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizli en faizci bütçesi” olması, birkaç sene önce alınan 20 milyar borca 270 milyar faizin verilmesi ekonomin tükenişini belgeliyor.
Keza kat kat altında kaldığı “yoksulluk sınırı” bir yana, otuz milyon vatandaşın “açlık sınırı”nın altında kalan emekli maaşına ve asgarî ücretliyle “kaynak yok” denilerek emekliye 60-70 milyar lira vermeyen siyasî iktidarın, dolar garantili, Londra mahkemeleri tahkimli, “5’li çete”den 44 “yandaş şirket”in 37’sinin “sıfır vergi”yle tek kuruş vergi vermediği vartada, zaten 100 milyarlarca vergi indirimi, tahsil edilmeyen kredi, “teşvik” ve benzeri kıyaklarla palazlandırılan “yandaş şirketler”e 768 milyar verilmesi, alınması gereken 3.6 trilyon verginin alınmasından vazgeçilmesi vaziyeti ele veriyor.
Ve partili Cumhurbaşkanı ile iktidar sözcüleri, hâlâ “emekliyi, asgarî ücretliyi enflasyona ezdirmedik” diye konuşuyor…
TESBİT
Ekonomik çöküşün ifşası
Tesbit şu ki 27 Avrupa ülkesinde toplam 13 milyon işsize karşılık, Türkiye’de ümidini kesip iş aramaktan vazgeçenlerin, ya da İş Kur’a başvuruda bulunmayanların hesaplanmadığı “işsizler ordusu”nun 13.5 milyonu iktidarın “işsizlik vaadi”ni boşa çıkarırken, başta “büyüme” ve “kişi başına millî gelir” olmak üzere gösterilen “hedefler”in hiçbiri tutturulamıyor; hepsinde kat kat geride kalınıyor.
Aslında en düşük emekli maaşıyla 8 çeyrek altın alınmasına karşı 2 çeyreğe, 7 çeyrek alabilen asgarî ücretlinin 2.5 çeyreğe düşmesi, memur maaşının ortalama 14.5 çeyrekten 5.5’a, Cumhurbaşkanı’nın her fırsatta övündüğü öğrenci kredisinin 1.5 çeyrekten yarım çeyreği bile bulmaması, gerçeği ortaya koyuyor.
Türkiye’nin hâlen Avrupa’da ve 38 OECD ülkesi arasında enflasyonda birinci, dünyada ikinci olması, gıda enflasyonunda ikinci olması, iktidardakilerin “bizi kıskanıyorlar” dedikleri Avrupa ülkelerindeki yüzde 2, savaş halindeki Rusya ve Ukrayna’da yüzde 8 ile 12 arasındaki enflasyona karşı, aynı sepeti kullanan ENAG’ın aylık bazda yüzde 211, yıllık yüzde 56.14 olarak TÜİK’in kimsenin inanmadığı aylık enflasyonun yüzde 0.89, yıllık enflasyon yüzde 39.89 gösterilmesi, gıda enflasyonunun yüzde 50’lere varması, olması çöküşün boyutunu gösteriyor.
Bu arada bankaların yüksek faiz politikası ve ekonomik kriz sebebiyle toplam borç, 5.6 trilyon TL’ye dayanması; kişi başına borcun dört asgarî ücreti aşması, milyonlarca vatandaşın borç batağında kalması ekonomik yıkımın bir diğer tezâhürü.
Bundandır ki milyonlarca insan borç batağında. Bireysel kredi kartı ve kredi borcu Kasım 2025’te önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 49 artarak 5 trilyon 671 milyar TL’ye çıkarken, kredi kartlarının borç bakiyesi 2 trilyon 828 milyar liraya çıkması, 40.7 milyon kişinin kredi kartı borçlusu olması vahameti ifşa ediyor.
Müflis bütçeyi ve fiyaskolu ekonomiyi ortaya koyuyor...