"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ve “yargıya direktif süreci”

Cevher İLHAN
24 Haziran 2020, Çarşamba
Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili Erdoğan’ın Başbakan olarak 19 Mart 2011 günü AKP’nin Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında, “Yargıya zaten gerekenleri söyledik, yargı da gereğini yapıyor” ifadesiyle, peşinden 4 Nisan 2014’te Twitter’a erişim yasağının kaldırılmasıyla ilgili, “Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına saygı duymak zorunda değilim” çıkışıyla “yargıya tâlimatlar” devam etti.

Haklarında hiçbir soruşturma açılmayıp yargı kararı olmayan seçilmiş vekillerin gerçekliği ispatlanmamış iddialarla dokunulmazlıklarının kaldırılıp tutuklanmalarına dair Cumhurbaşkanı’nın “Bunların yargı ile süreçleri çok yoğun işleyecek, yeni yeni dosyalar her an gelebilir, yargıya söyledik, yargı gerekeni yapacak, biz de Meclis’te gerekeni yapacağız” sözleriyle tescillendi.

Akabinde 15 Ocak 2016’da “barış bildirisi”ni imzalayan akademisyenler hakkında “Bütün yargı makamlarını göreve davet ettim“ ikrarı geldi. 28 Şubat 2016’da tutuklanan gazetecilerin tahliyesine ilişkin “AYM’nin verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” dedi. 4 Mart 2016’da yeniden “Yerel mahkeme kalkar da kararında diretirse AYM’nin verebileceği hiçbir karar yoktur, AİHM’ye gidebilirler, devlet de o tazminatı öder” çıkışıyla aleni olarak yargı kararlarının dinlenilmemesini yineledi. 

YARGI “SİYASETİN SOPASI” HALİNE GETİRİLDİ

Ardından 18 Ocak 2017’de önceki dönemlerde “yargıya müdahale edemedikleri”nden yakınan Cumhurbaşkanı, “adalet yürüyüşü”nü yapan ana muhalefet lideri için 17 Haziran 2017’de “Yargı yarın sizi de davet ederse şaşmayın” tehdidinde bulundu. 

Devamında “Bu fakir bu görevde olduğu müddetçe o teröristi alamazsın!” dediği, casusluk iddiasıyla ve 35 yıl hapis talebiyle yargılanan Rahip Brunson’ı Trump’ın attığı “ekonomiyi tahrip tweetleri” sonrası teslimi ve 5 Mart 2017’de “Bu adam terörist, gazeteci değil, ben bu görevde, bu makamda olduğum sürece asla vermeyiz, hiçbir suretle iâde edilmeyecek” restini çektiği Deniz Yücel’in Merkel’in talebiyle alelacele cezaevinden çıkarılıp Almanya’ya iâdesi olayları yaşandı.

Yine bu vetirede, 8 Temmuz 2017’de haklarında hiçbir yargı kararı olmadan, daha iddianâmeleri hazırlanmadan Demirtaş’la tutuklu vekillere “teröristler” ifadesini kullanıp tutuksuz yargılama yerine tutukluluklarını savundu. En son 19 Ocak 2020’de- Korgeneral İyidil’in beraati hakkında “Yargı için çok üzücü bir adım, anlamak mümkün değil, bunların hepsinin tâlimatını verdik!” sözü geldi.

Özellikle 15 Temmuz Hâdisesi’nden sonra OHAL KHK’larıyla, hiçbir hukuk devletinde geçerli olmayan yine “gizli istihbarat raporları”ndaki indî isnadlarla beş bine yakın hâkim ve savcının yargısız ihraçla toplu tasfiyesiyle kalınmadı. “70 puan şartı” kaldırılarak staj süreleri kısaltıldıktan sonra büyük bir kısmı AKP teşkilâtlarında görev alan, çoğu iktidar partisinin referanslarıyla alınan hâkim ve savcı atamalarında açığa çıktığı gibi iktidar partisi yöneticilerinin savcı ve hâkim olarak atanmasıyla yargı tamamen “siyasetin sopası” haline getirildi. Yargıçlar iktidardan gelen “emirleri” yerine getirdiler. 

“YARGININ SİYASETE BİAT ETTİRİLMESİ”YLE…

Özetle, düşülen vartada AYM Başkanı “Kimse yargıya tâlimat veremez” diye konuşurken, “tâlimatlı yargı” süreci devam ediyor. Yargının önündeki davalarda iktidarın hoşuna gitmeyen kararlar veren mahkeme heyetleri değiştiriliyor, HSK üzerinden “direktifler”le hâkimler ve savcılar sürülüyor.

Ve bütün bunlar, demokratik sistemin esası olan “kuvvetler ayrılığı” hiçe sayılarak yürütmeye bağımlı hale getirilen yargının siyasetin direktifleriyle harekete zorlandığını ortaya koyuyor. 

Bundandır ki hukukçular, “Hâkimler üzerinde büyük baskı var. HSK görevini sağlıklı yapamıyor, gece yarısı hâkim değiştiriliyor” vahametine dikkat çekiyor. Anamuhalefet lideri, “HSK üyelerine sesleniyorum, Saraydan tâlimat alıp karar verecekseniz o görevden ayrılın, ‘Hâkimler Saray Kurulu’ olmayın!” çağrısında bulunuyor.

Bediüzzaman’ın dikkat çektiği “adâlet müessesesi, hiçbir cereyana kapılmaz, hiçbir tarafgirliğe girmez; hâkim ve mahkemenin tarafgirlik şâibesinden uzak ve gayet bîtarafâne bakması birinci şart-ı adâlettir” hakikatinin hilâfına “adâlet nâmına pek çok zulümler işleniyor.” (Tarihçe-i Hayat, 201-2)

Hulâsa, tepeden “tâlimat”la “siyasallaştırılıp” siyasete biat ettirilmesiyle yargıya güven sıfırlandı, hukuk ve adalet tahrip edildi, ediliyor. 

Okunma Sayısı: 2080
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı