"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adalet düşmüşse, hakkı tutup kaldırmak bir emirdir

15 Haziran 2019, Cumartesi
Adalet ve hakkaniyet inancının yara almasına izin vermememiz lazım. “Ey inananlar Allah için adaleti ayakta tutan ve hakkı gözeten şahitler olun” meÂlindeki Âyet de bize aslında susmamak gerektiğini gösteren bir emirdir. Adalet düşmüşse hak zayi olmuşsa hakkı tutup kaldırmak bir emirdir.

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi Doç. Dr. Hüseyin Kurt Semineri - 4

***

Moderatör: Adalet ve liyakat Kur’ân’ın sadece Müslümanlara bir emri midir?

Doç. Dr. Kurt: Elbette Kur’ân bütün insanlığa rahmettir ve bu emirler de bütün insanlık içindir. Ama biz Müslümanlar bunu inancımızın bir gereği ve ibadet olarak yaparsak hem dünyada ve hem de ahirette karşılığını almayı umarız. Bilhassa adalet-i mahza denilen masumu korumaya öncelik veren adalet vicdanın da bir emridir. Bunu bugün Batılılar biz Müslümanlara nazaran daha iyi tatbik ediyorlar. 

Onlara imrenmekle yetinmemeli ve biz de tam adaleti tatbik eden bir hukuk düzeni ve sosyal düzen kurmalıyız. Aksi halde biz Müslümanlar İslâm’ın güzelliklerini gösteremediğimiz için Kur’ân’ın adaletinin parlamasına ayna ve vesile değil perde ve engel olmuş oluyoruz. Dolayısıyla vebalimiz artıyor.

Bizler yani ahirete inanan kitap ehli mü’minler, adaletin bu dünyada tecelli edemeyen kısmı için ahiretin varlığını da bir ümit vesilesi olarak görüyoruz. Bu güzel. Ama asıl, adalete engel olduğumuzda ahirette bunun hesabını veremeyeceğimizden de korkmamız lâzım. 

Yani ahirete iman bizi hakkımızı alacağımızdan emin ettiği kadar bizden hak isteyenlerin ve alacak olanların varlığından yani hesap gününden korkmamız da lâzım ve en önemlisi de Allah’ın da Mutlak Adil olduğunu bilerek yaşamamız lâzım.

LAİK ÇEVREDEN BİR SORU

Moderatör: Laik çevrelerde sık sorulan sorulardan ve belki dindarlara yöneltilen eleştirilerden biri şudur: Onlar diyorlar ki “Ahirete inanan insanlar ‘hakkımızı nasıl olsa ahirette alacağız’ diyerek bu dünyada adil bir düzen kurmaya çalışmak konusunda yeterince istekli olmuyorlar. Hatta zulme de bu şekilde kapı açıyorlar.” Bu doğru mudur?

Doç. Dr. Kurt: Elbette bu yanlış bir bakış açısından doğan yanlış bir tesbit. Ama biz dindarların da demek ki bu bakış açısının doğmasına sebep olan bir yanlış duruşu var. Hakkını aramayıp “seni Allah’a havale ediyorum” demek dindarca bir tutum değil. Adil bir düzen kurmaya çalışmamak da aynı şekilde nefsimize ve inancımıza zulmetmemize sebep oluyor. Allah insanı hür yaratmış. Hürriyeti ve hakkı elinden alınan insanın durumu düzeltmek için gayret etmesi de dinin bir emri ve şartıdır. Aksi halde bu, yanlış bir hürriyet ve yanlış bir tevekkül olur.

İnsan bu dünyaya Allah’ın isimlerini tecelli ettirmekle görevli olarak gelmiştir. Adl ismini tecelli ettirmeye çalışmayan bir insan vicdan denilen sermayesini doğru kullanmamış demektir ve hesabını vermesi elbette zor olacaktır.

HAKLI ADAM İNSAFLI OLUR

Moderatör: O zaman bu yanlış görüntünün sebebi nedir?

Doç. Dr. Kurt: Müslümanlar hakkını nasıl arayacağını bilemediği ya da zulme karşı durmanın doğru yolunu bulamadığı için yanlış bir tablo ortaya çıkıyor. Meselâ “bazen hak ehaktan ehaktır” prensibini ve “haklı insan insaflı olur” gibi enstrümanları doğru kullanabilmemiz lâzımdır.

Bunun devlet yöneticilerinden kaynaklanan bir tarafı da var. Haksızlığı hak zanneden yöneticilerden hak istemek hakka karşı bir hürmetsizlik sayılıyor ve bazen de bu yüzden hak aramayan kişiler haline geliyoruz. Hâlbuki bunun manası başkadır.

Adalet ve hakkaniyet inancının yara almasına izin vermememiz lâzım. “Ey inananlar Allah için adaleti ayakta tutan ve hakkı gözeten şahitler olun” mealindeki âyet de bize aslında susmamak gerektiğini gösteren bir emirdir. Adalet düşmüşse hak zayi olmuşsa hakkı tutup kaldırmak bir emirdir.

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin” âyeti de toptancılığı yasaklarken aslında yine adaleti toplum düzenine feda etmemeyi de emrediyor.

Soyluları affedip sıradan kişileri cezalandıran adalet gerçek bir adalet değildir. “Kızım Fatıma da suç işlese cezasız bırakmazdım” mealindeki hadis de aslında adaletin imtiyazla birleşemeyeceğini gösteriyor.

Servetin eşit ve adil dağıtımında da adalet kendisini gösteriyor. Sosyal barışı ve adaleti sağlayacak zekât gibi mekanizmalar hakkıyla işletilmediği ve bu emirler tam tatbik edilmediği için haksızlıklar ve sağlıksız bir toplum yapısı ortaya çıkıyor. Servetin bankalar vasıtasıyla ve zekâtı verilmeden belli ellerde yığılması toplumun adalet duygusunu sarsıyor. Sosyal devleti Hak namına tatbik eden bir toplumda zenginlerin servetinin zekâtını vermesi bile fakirliği azaltmaya ve hatta bitirmeye yeterlidir. Buna Batılılar “denkleştirici adalet” diyorlar ve tatbik etmeye de çalışıyorlar.

Adalet, RAHMAN VE RAHİM İSMİNİN ADALET BOYUTUNDAKİ TECELLİSİDİR

Moderatör: Kur’ân’ın dört esasında biri olan adalet ile ibadet arasındaki ilişki nedir?

Doç. Dr. Kurt: Öncelikle adalete hizmet etmenin kendisi ibadettir. “Bir saat adaletle hükmetmek bir sene nafile ibadet etmeye eşdeğerdir” denilmiştir. Adalet Rahman ve Rahim isminin adalet boyutundaki tecellisidir.

İkincisi adalet ibadete ve ibadet de adalete kapı açar. Yani hakkıyla ve adaletle yaşayan kişi ibadet için de uygun vicdanî ruh halini tesis etmiş olur. Aynı şekilde ibadetin hakkını veren adalete de değer verir hale gelir.

Üçüncüsü ibadetin içerisinde adalet talebi vardır. Fatiha’da Allah’tan “bizi doğru yola ilet” yani “bizi doğru yolda ve istikamet üzerinde tut” diye duâ edip istememizin sebebi de budur. Zaten adalet, seminerimizin başında da söylediğimiz gibi ifrat ve tefritten uzak ve vasat yani istikamet üzere gidebilmektir.

O halde namazda ve başka her zaman Fatiha’yı okumamıza rağmen adaleti tatbik etmiyorsak demek adaletle ibadet arasındaki ilişkiyi doğru kuramıyoruz.

DEVLET, KİŞİLERE KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLARI AFFEDEMEZ

Moderatör: Adalet ile merhamet ve affın ilişkisi nedir?

Doç. Dr. Kurt: İslâm hukukuna göre devlet kişilere karşı işlenmiş suçları affedemez. Devlet sadece adaletle hükmetmekle vazifelidir. Kamu düzenini bozan suçlarda ise kendi düzeni içinde af yetkisi kullanabilir. Ama bu suç kişilere de zarar vermişse af yetkisi devlette değildir. Kişi kendisine karşı işlenmiş bir suç için “kısas istiyorum, benim intikam duygumu devlet tatmin etmelidir” diyebileceği gibi affetme hakkına da sahiptir. Zira Allah’ın Adl ismini anlamamıza yardımcı isimlerinden biri de “El Müntakim” yani “hakkıyla intikam alıcı” olmasıdır ve Allah bu şe’ninden bir parçayı da insanlarda tecelli ettirmiştir. İntikam duygusu ve kısas ihtiyacı insanda bu sebeple vardır. Önemli olan devletin adalet namına ceza vererek intikam duygusunu hakkıyla tatmin edebilmesidir. Suçtan zarar gören kişi “ben intikam istemiyorum, affediyorum” derse kişinin hakkını almak yönünden devletin görevi bitmiştir. Kamu düzenini koruma yönünden görevi ayrıdır, o devam eder.

Demek ki kısas istemek de adalet istemektir, ama bilhassa iman sahibi suçlu tövbe ve istiğfar etmişse suçtan zarar gören de “ben hakkımdan vazgeçiyorum” deyip de affederse adaletin en güzel aşaması olan merhametle hükmedilmesini sağlamış olurlar. Böylece Allah’ın Rahman ve Rahim ismini de tecelli ettirmiş olurlar.

“Kör hissiyat” veya “mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanesi” denilen şey devleti devreye sokmadan yani doğru yerde adalet aramadan kişinin kendi hakkını bizzat almaya kalkmasıdır ve elbette hem bugünkü hukuk sistemleri ve hem de Kur’ân bunu yasaklar.

SIDK VE ADALET

Moderatör: Adalet ile sıdk arasındaki ilişkiyi biraz daha açar mısınız?

Doç. Dr. Kurt: Güzel bir soru. Adalet sıdkı gerektirir, zira sıdk ve istikamet ibadetin de özü ve esasıdır. Sıdk ve ihlâs halini de ibadet ve dolayısıyla adaletle ilişkilendirmek gerekir. Sıdk, vicdana ve vicdanın kaynağı olan vahye sadâkattir. Sıdk aynı zamanda Allah’ın isimlerini tecelli ettirmek hususunda ruhlar âleminde “Kâlû belâ”da verdiğimiz söze sadâkattir. Zira Allah’a “senin bütün isimlerini ve Adl ismini senin arzında tecelli ettirmeye söz verdim” diyerek verdiğimiz söze böylece sadık kalmış oluruz.

Moderatör: Kur’ân’ın adalet prensiplerini güncele nasıl tatbik edebiliriz? Halimiz nasıldır ve nasıl olmalıdır?

Doç. Dr. Kurt: Elbette adalet emrinin tatbik edilmesi lâzım, kitap kapağının arasında kalmaması lâzım. Bunun için de haklarımızın hürriyetlerimizin farkında olmamız lâzım. “Bir millet cehaletle hukukunu bilmezse ehl-i hamiyeti müstebit eder” denilmiştir. Yani yöneticiler hamiyetli insanlar bile olsalar haklarını bilmeyen ve koruyamayan korkak cahilleri yönetirken bir de bakarsınız istibdat uygulayan yöneticiler haline gelmişler. Demek “millet irşad ve tenvir edilmelidir” hükmünün manası, milletin fertlerini, hakkını hukukunu bilen fertler haline getirmektir.

Bir de hakkımızı nasıl arayacağımızı bilmemiz lâzım. Usûl hatası yapmamamız lâzım. Hak arayalım derken başkalarının hakkını ihlâl etmememiz lâzım. Buna da Bediüzzaman Hazretleri “müsbet hareket etmek” diyor.

Adalete ulaşmamıza engel olan en önemli hususlardan biri servet hırsı ise diğeri de iktidar hırsıdır. İktidara gelme ya da iktidarda kalma hırsıdır. Bazen denir ya. Hutbede “adaletle hükmet” emri her hafta erkeklere okunuyor, ama erkekler kadınlardan daha fazla zalim. Belki burada da üzerinde düşünmemiz lâzım gelen bir mana var. Yani erkekteki hükmetme sevdası zulme de kapı açıyor. Kadındaki merhamet ise zulme engel oluyor.

BİR İNSAN DİNDARSA ÂDİLDİR

Moderatör: Adalet hizmetinde liyakati tesbit etmenin yolu ne olmalı?

Doç. Dr. Kurt: Bir insan dindarsa adildir. Âdil değilse dindarlığı gösterişten ibarettir. Bir insan dindar ve adilse ve işinin ehli olduğunu objektif sınav sistemiyle anlayabiliyorsak en lâyık yani en liyakatli odur ve onu görevlendirmek gerekir.

Ama hem gerçek anlamıyla dindar ve dolayısıyla âdil ve hem de işinin ehli kimseler yeterince yoksa, ki yok, kaht-ı rical denilen bu kıtlık görünüyor, o zaman görünüşte dindar olanı değil işinin ehli olanı görevlendirmek gerekir.

Aynı durum adalet hizmeti veren uzmanlarda da kendisini gösterir. Adaleti tatbik eden hem dindar hem adilse mesele yok. En güzeli de bu. Zira adaleti Allah namına tatbik edecek. Mana-yı harfi ile adalet asıl adalettir. Ama hâkim, savcı dindar değilse de adil ise yine mesele yok. Neticede adaleti tatbik etmiş olacak. Buna karşılık hâkim, savcı dindar da görünse eğer adil değilse zulmeder.

Bediüzzaman da salâhat-maharet meselesinde kanaatimce bunu dile getiriyor.

Okunma Sayısı: 1590
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı