Bediüzzaman Said Nursî’nin Barla’ya gelişinin 100. yılı, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden çok sayıda davetlinin katıldığı programla yâd edildi.
İkinci Bölüm: Üstadımızın selâmını sizlere iletiyorum
HABER-FOTOĞRAF: İSTANBUL / YENİ ASYA - ERHAN AKKAYA
Büyük İslâm Alimi ve Mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursî’nin Barla’ya gelişinin 100. yılı, düzenlenen özel programla yâd edildi. “100. yıl Barla’da buluşuyoruz” başlığıyla düzenlenen program, önceki gün Barla Yeni Asya Vakfı Tesisleri’nde yapıldı. Yeni Asya Medya Grubu Bediüzzaman’ın bölgeye gelişinin 100. yılını özel bir organizasyonla karşıladı.

100. yıl için hazırlanan program, sabahın erken saatlerinde alana gelen misafirlere yapılan çorba ikramıyla başladı.

Ali Tel Kur'an tilavetinde bulundu
Ardından saat 11.00’de Barla Düğün Salonu’ndaki ana ikram programına kadar geçen sürede Nur menzilleri gezildi; Barla Kabristanı, Nur’un ilk medresesi, Cennet Bahçesi, Muj/Mûş Mescidi ve Nur’un ikinci medresesi gibi hatıralarla dolu menziller gruplar halinde ziyaret edildi.

Tohumlar çınar oldu
Program, 2020 yılı Kur’ân-ı Kerîm’i güzel okuma dünya birincisi Ali Tel’in gerçekleştirdiği Kur’ân-ı Kerîm tilavetiyle devam etti. Sunuculuğunu Mesut Karabacak’ın yaptığı programın açılış konuşmasını Yeni Asya Gazetesi Yönetim Kurulu ve Yeni Asya Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Avukat Adem Şahintürk yaptı. Şahintürk, “Ahirzaman insanına Allah’ın lütfu olarak Kur’ân hazinesinden gönderilen ve ikram edilen Risale-i Nurların ilk telifatının üzerinden geçmiş olan bir asırlık zaman dilimi içerisinde on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insan manevî hastalıklarına tedavi bulmuş manevî buhrandan çıkmış ve Allah’ın izniyle imanını kurtarmıştır inşallah. Bizler bugün burada bir asır evvel toprağa atılmış Çınar tohumunun zamanla neşv ü nema bulmuş muhteşem Çınar ağacının altında serinlemekteyiz çok şükür. Bu sebeple tüm Nur talebelerinin öncelikle kenetlenerek birlik ve bütünlük içerisinde tüm Müslümanların ittifak ve ittihadına hizmet etme mecburiyetleri vardır.” ifadelerini kullandı.

SAİD NURSİ’YE SAHİP ÇIKTILAR
Hiç şüphesiz burada toplanış gayemiz Kur’ân hizmetine ilişkin ve mademki bütün bahisler Kur’ân’a temas edecek, o zaman bu konuşma da Kur’ân’dan sayılır, o da güzel sayılır.” diyen Şahintürk şöyle devam etti:
“Yeni Asya Vakfımızın himayesinde, Ege Bölgesi’ndeki illerimizin organizasyonuyla gerçekleştirilen Üstadımızın Barla’ya teşriflerinin 100. sene-i devriyesinde tertip edilmiş olan bu program çok manidardır. Burada toplanmamızın gayesi sadece meseleleri konuşmak değil; aynı zamanda kucaklaşmak, uhuvvetimizi ve muhabbetimizi temin etmek. Üstadımızı bundan 100 sene önce, 1927 yılının Şubat ayında, ilk cemrelerin düştüğü zamanda karşılayan; ona hanelerini, kucaklarını açan, ulu bir çınar ağacının dalları arasında Allah’a tazarru ve niyaz etmesini temin eden Barla sıddıklarının torunlarına; İslâmköy’e, Sav’a ve etraftaki Isparta kahramanlarının çocuklarına ve torunlarına da bu fevkalâde nezih davetleri için ayrıca teşekkür ediyorum. Dolayısıyla onlar, bugün buraya gelmiş olan bu heyete sahip çıktıkları gibi, 100 sene önce bu davanın mimarı olan Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî’ye de sahip çıkmışlardır.”

Emevî Camii’nden yükselen ses
1911 yılında Şam’da Emeviye Camii’nde yüzlerce ehl-i ilim bulunan, 10 bin kişiyi bulan muhteşem bir cemaate vermiş olduğu bir hutbe Üstadımız bir meseleyi tespit ederken, şimdi biz yaklaşık 115 sene sonra o meseleyi tekrar gözden geçirmeyi bu açılış konuşmamız açısından uygun ve kıymetli görüyorum.” diyen Şahintürk şunları kaydetti:
“Üstadımızın o hutbede tespit ettiği meselelerden biri yeis, yani ümitsizliktir. Yeis ve ümitsizliğin hayatımızda, içimizde hayat bulup dirilmesi bizim en büyük problemlerimizden biridir. İkincisi sıdkın, hayat-ı içtimaiye ve siyasiyede ölmesidir, diyor Üstad. Üçüncü nokta ise adavete muhabbet beslememek. Bizim yürüdüğümüz bu yolda Üstadımızın bir çınarın dalları arasında, dergâh-ı İlâhîde yapmış olduğu niyazla dikmiş olduğu bir çınar tohumunun 100. yılının dalları arasında şimdi biz de Allah’a buradan niyaz ediyoruz.”
Gençlerimize yatırım yapmak mecburiyetindeyiz
Şahintürk, “Üstadın Münazarat’ta, asrın başında durarak 13. asırdan sonra, tâ kıyamete kadar başkaca herhangi bir şahıs veyahut müceddid gelmeyeceğine inanmış olmamız hasebiyle bize bırakılmış olan Risale-i Nur Külliyatını hareketimize rehber etmek mecburiyetimiz var.” ifadelerini kullanarak şunları söyledi: “Ahirzamanda ümmet-i Muhammed’i sahil-i selâmete çıkaran geminin hademeleri hükmünde olan bizlerin; kendi aramızdaki meseleleri savsaklayacak gürültü, kavga ve ihtilaflardan uzak durarak, mutlak surette birleşmek ve bütünleşmek suretiyle bu meseleyi tanzim ederek yolumuza devam etmemiz mecburiyetimiz var. Eğer biz bunu sağlarsak göreceksiniz ki Anadolu’nun rengi değişecek. Anadolu’nun rengi değişince âlem-i İslâm’ın da rengi değişecektir. Ve hakeza bu, böyle halka halka ve hâle hâle dağılır. Her şeyden evvel kendi nefsimizin muhasebesini yaparak, oradan da gençlerimize yatırım yapmak suretiyle çocuklarımızı koruma altına alarak, gençlerimiz için yatırım yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde gençliği olmayanın geleceği olmadığını biliyoruz.”
Şahintürk, konuşmasının sonunda programın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese istisnasız teşekkür etti.

Selamın kurduğu bağ
Adem Şahintürk’ün konuşmasının ardından Bediüzzaman Beşlemesi yazarı İslâm Yaşar, Bediüzzaman ve Barla konulu bir konuşma gerçekleştirdi. “Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû ebeden dâimâ” selamına dikkat çeken İslam Yaşar, “Selâmlaşma, dualaşma, kardeşleşme, kaynaşma ve ebedî hayatı bütünüyle hayatın içine taşıma vardı. Bir yerde bir el uzandı, selâmla insanların arasındaki bağ kesildi. Yalnız insanların arasındaki değil, bütün bir İslâm âlemi ile millet arasındaki bağın da koparılması hedeflendi. O zaman Müslümanları istedikleri gibi yönlendirebileceklerini zannettiler. Eğer o dönemde bir ses yükselmemiş olsaydı, belki de bunu başaracaklardı. Fakat bir ses çıktı. O ses yükseldi ve insanlara yeniden hakikati hatırlattı.” dedi.
PEYGAMBERİMİZDEN ALDIĞI MANEVİ İŞARETLER
Bu sesin ortaya çıkışının bir anda olmadığını ve bunun bir hazırlığının olduğunu belirten Yaşar şunları söyledi: “1878’de, önceki müceddidin doğumundan tam yüz yıl sonra dünyaya gelen Said Nursî, daha çocukluk yıllarından itibaren insanlara ümit veren bir ses, bir hareket ve bir tarih içerisinde karşımıza çıktı. ‘Buraya gelişimin ilk adımı nedir?” derseniz, bunun ilk adımlarından biri Peygamber Efendimiz’in şanını rüyasında görmesidir. Onu rüyasında görüyor, ondan bir mânevî müjde alıyor. Böyle bir müjde karşısında bir ruh durur mu? İlim öğrenir. İlimle bu ses yükselecek ve kâinata ses verecek. O ses kâinata yayıldığında ümmete de yükselecek. (...) Ve çareyi ortaya koyar. Onun meşhur ifadesiyle bizim düşmanlarımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak cihetiyle mücadele edeceğiz.

Fakat başka bir şey daha olur. Abdülkadir Geylânî Hazretleri onun mânevî dünyasına girer. Demek ki Said Nursî, Peygamber Efendimiz’den aldığı mânevî işaretlerle ve gördüğü müjdelerle daha o yaşlarda mânevî bir yükselişe hazırlanıyor. Böylece Said Nursî’nin ileride ortaya çıkacak şahsiyetinin ana çizgileri beliriyor. Bir tarafta ilim, bir tarafta cesaret; bir tarafta mâneviyat, bir tarafta mücadele…”

MANEVİ CİHAD VE ASIL DÖNÜŞÜM
Bediüzzaman’ın yirmi yaşlarında bir delikanlı iken hedefinin İslâm’ı dünyaya hâkim kılmak olduğunun altını çizen Yaşar, “Bunun için Kur’ân’ı tefsir edecek, talebeler yetiştirecek ve Medresetü’z-Zehra gibi din ilimleriyle fen ilimlerinin beraber okutulacağı bir medrese kuracaktır. Demek ki asrın ihtiyacı budur. Asrın ihtiyacı buysa, Abdülhamid’le görüşmek için İstanbul’a gider. Görüşme gerçekleşmez. Geri döner. Sonra savaş çıkar. Esir düşer. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da onun hayatındaki manevî dönüşüm devam eder. İstanbul’a gelir. İslâm’ın mukadderatıyla ilgili meselelerde fikrini beyan eder ve kendisine manevî bir vazife verildiğini kabul eder. Ankara’ya gelir. Ankara’daki dehşetli zevata karşı dinin, namazın hukukunu müdafaa eder. Ve yeni bir yol açar: Mânevî cihad.

Van’a gider. Sürgünler başlar. Fakat mânevî kimliği artık mayalanmaya başlamıştır. Sonunda Barla’ya gelir. Ve asıl büyük dönüşüm burada gerçekleşir. Bugün Barla’ya baktığımız zaman, devletin nazarında küçük bir köy olarak görülen bu yerin, Said Nursî’nin şahsiyeti ve Risale-i Nur sayesinde nasıl dünyaca tanınan bir merkeze dönüştüğünü görüyoruz.”

KADINLARIN GAYRETLERİ BÜYÜK
Hafız Tevfik ile eşi Zehra Hanım arasındaki muhavereyi aktaran Yaşar, “Risale-i Nur hizmetinin temelinde kadınların da büyük emekleri vardır, büyük gayretleri vardır.” ifadesini kullanarak şöyle devam etti: “Risale-i Nur’un temelinde büyük bir fedakârlık vardır. Ve bu temel Barla’da atılmıştır. Risale-i Nur’un ilk medresesi, ilk vatanı olarak Barla’nın anılmasının sebeplerinden biri de budur. Siz buraya nasıl geldiniz zannediyorsunuz? Said Nursî’nin Barla’ya yaptığı duaların bir tezahürü olarak buradasınız. Burası boş bırakılmaz. Burası İslâm âleminin merkezlerinden biridir.
Bizim nazarımız da böyle olmalı. Öyle olmasa bu gayreti göstermezdik. Demek ki Barla, Risale-i Nur hizmetinin önemli merkezlerinden biridir.”

Program sunucusu Mesut Karabacak
İŞTE SORUMLULUĞUMUZ
Yaşar konuşmasının son bölümünde ise şunları kaydetti: “Bu eserler bize kolay gelmedi. Bu eserlerin arkasında yüzlerce, binlerce insanın göz nuru, emeği, fedakârlığı ve duası var. Onun için bu eserleri korumak, aslına sadık kalmak ve gelecek nesillere doğru şekilde ulaştırmak bizim sorumluluğumuzdur. Allah gözünüzün nurunu gönlünüze, gönlünüzün nurunu kabrinize, kabrinizin nurunu mahşere, mahşerdeki nurunuzu ebedî saadete götürsün. Üstadımızla beraber cennet ve Firdevs cennetinde, Cenab-ı Hakk’ın rü’yetiyle ebediyen beraber olmayı nasip eylesin.”

Programda ayrıca Barla Belgeseli gösterimi yapıldı. Program, marşlar, şiirler ve dua ile sona erdi.
—Devamı Yarın—