"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman'la bahar geldi Barla'ya

İslam YAŞAR
06 Eylül 2026, Pazar
Barlalıların hallerine âşinâ oldu Bediüzzaman. Zikir menzili olan çınar ağacı, hitap kürsüsünü andıran katran ağacı, tenezzüh zemini olan çam ağacı hep ona kol kanat gerdi. O her gelişinde müşfik sineyi andıran dalları arasında yer verdiler.

Yüz yıl önceydi.

Memleketin her yerinde olduğu gibi Barla’da da kış mevsimi çok soğuk ve kurak geçmişti. Bahar yaklaştığı, cemreler havaya, suya düştüğü halde kış şartlarında bir yumuşama olmamıştı. Barlalılar baharı beklerken zemheri soğukları geri gelmiş, göl donmuş, hava buz kesmişti.

‘Mart’ın kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırdığı’ günlerde hava beyaz bulutlarla kaplanmış, gök gürlemeleri, şimşek çakmaları, rahmet yağmurları, ışık hüzmeleri, mehtap haleleri, yakamoz pırıltıları arasında güneyden gelen ılık esinti buzları çözmüş, karları eritmişti.

Eğirdir’den kalkan kayık iskeleye yaklaşınca etraftan gelen Barlalıların meraklı bakışları arasında sandaldan inen garip kıyafetli ihtiyar zat toprağa ayak bastığı zaman âdeta onunla birlikte cemre de toprağa düşmüşçesine hava yumuşadı, mevcudât hareketlendi.

Bu hale hayret ederek o zatın kim olduğunu soran Barlalılara, zemheri soğuğunu andıran sert bir sesle ‘Sürgün’ diye cevap verdi jandarma çavuşu. Yanındaki er onlara dönüp ‘Bediüzzaman’ diye fısıldayınca, şaşkın nazarlar bu garip kıyafetli, garip isimli zata döndü. Birbirlerine onu göstererek gülümsediler.

“Bediüzzaman’la bahar geldi Barla’ya.”

Bu mana vardı bakışlarında. Bediüzzaman onlara gülümsedi. Etrafında tam teçhizatlı, müsellah jandarmalar vardı. Mütegallibeler sürgün ettiklerini düşünseler, askerler zorla getirdiklerini zannetseler de o kendi isteğiyle vatan-ı aslîsine gelmiş gibi rahat, huzurlu, mutlu ve müsterihti.

Sıcak ve samimi bir sesle selâm verip Barla’ya doğru yürüyünce, hoşamedi etmek istercesine insanlarla birlikte koyunlar, kuzular, oğlaklar yerde; bülbüller, serçeler, şakayıklar dallarda; tavşanlar, keklikler, sincaplar çevrede, güvercinler, kartallar, şahinler, doğanlar kayalıklarda ona eşlik ettiler.

Barla’ya bahar o andan sonra geldi sanki. Göl pırıl pırıl, dağlar yemyeşildi. Derinliğine had konulamayan, genişliği hudut tanımayan masmavi gökyüzü, sık sık şekil değiştiren rahmet yüklü bulutlarla müzeyyendi. Çiçekler rengârenk, kuşlar cıvıl cıvıl, mevcudat kımıl kımıldı. Bu bahar, bir başka bahar olacağa benziyordu.

Mütefekkir nazarı hep bahar manzaralarına müteveccih olduğu için etrafında toplanan insanların tasalı tavırlarını, karamsar bakışlarını, kaygılı hallerini, endişelerini, elemlerini, kederlerini gizlemeye çalışan mütevekkil tebessümlerini ancak konaklama sırasında fark etti ve mahzunlaştı.

Çünkü mevsim bahardı ama insanlar kara kışı yaşıyor gibiydi. Sürgün sırasında geçtiği yerlerde böyle hazin manzaralarla, elim hallerle çok karşılaştığı için gördüklerine pek şaşırmadı. Onlara bir şey sormadı. Meraklarını tebessümle teskin etmek istercesine tekrar gülümsedi.

‘İnsanlar da baharı yaşamalı’ dedi içinden. Onlara yaşatmak için önce kendisinin yaşaması gerektiğinin farkındaydı. Geçici ikametgâhına yerleştikten sonra Barla Denizi’yle, Çam Dağı’yla, meyve bahçeleriyle, üzüm bağlarıyla, havasıyla, suyuyla cenneti andıran Barla’yı gezdi.

Bu dünya cennetinde zehirlemekten zevk alan yılan tıynetli, akrep fıtratlı, insan eşkâlli, haşerat-ı muzırra nevinden resmî sıfatlı kişiler de vardı ama o hep gül yüzlü, temiz kalpli, müşfik mü’minlerle muhatap olmak, görüşüp konuşmak istedi. Onların çekindiğini görünce kendi işine baktı.

Kendisinin “Şu Küçük Sözler’i bidâyette müsvedde olarak kendim ve kendi müşevveş hattımla yazmaya mecbur oldum. Çünkü o vakit herkes benden çekinirlerdi” sözleri ile de ifade ettiği gibi Barla’nın ilk meyvesi Küçük Sözler oldu. Onu Muhacir Hafız Ahmed, Sıddık Süleyman, Hafız Tevfik, Abdullah Çavuş, Şemi Güneş, Marangoz Mehmed, Hafız Halid, Hakkı gibi insanî meyveler takip etti.

Onların vesilesiyle kısa zamanda Barla şartlarına intibak etti, Barlalıların hallerine âşinâ oldu Bediüzzaman. Zikir menzili olan çınar ağacı, hitap kürsüsünü andıran katran ağacı, tenezzüh zemini olan çam ağacı hep ona kol kanat gerdi. O her gelişinde müşfik sineyi andıran dalları arasında yer verdiler.

Barla’da Nurların telifi, tenevvürü ve intişarı başladı

Bir süre sonra Hulusi Bey, Santral Sabri, Hafız Ali, Hüsrev, Re’fet, Hacı Hafız, Mustafa Gül gibi bahtiyarlar; Isparta, Sav, Kuleönü, İslâmköy, Bedre gibi beldeler de katıldı Bahtiyar Barla’nın ve Barla bahtiyarlarının arasına. Bediüzzaman söyledi, onlar yazıp çoğalttılar ve Barla’da Nurların telifi, tenevvürü ve intişarı başladı.

Otuz üçe kadar devam eden ‘Sözler’ serisi, ekseriyetle maddî meşakkatlerin dehşetini manevî kerametlerin hafifletmesi neticesinde sühuletle tamamlandı. Aralarda sorulan mühim sorulara verilen müessir cevaplardan müteşekkil Mektubat da telif edilince nurun intişarı hızlandı.

Dide-i huffaş, Barla’da parlayan fecir renkli, bahar âhenkli nurların parlak ziyasından rencide oldu ve tacizlerin, tahriklerin, takiplerin, tertiplerin ardı arkası kesilmedi. Fiilî, hissî, zecrî tazyikat tahammül hududunu aşınca Bediüzzaman kendi talebi üzerine Isparta’ya nakledildi.

Orada Nurların intişarının yanı sıra Lem’alar’ın lemean ettiğini gören zındıka komitesi Nuru zindana hapsederek söndürmeye kalktı ve Eskişehir Hapishanesine attı. Fakat nur zindanları da aydınlattı. Hapishane Sözler’in, Mektubat’ın tahkimine, Lem’alar’ın tekmiline, lahikaların tanzimine vesile oldu.

Tahliyeyi müteakip Kastamonu Denizli’nin, Denizli Emirdağ’ın yolunu açtı. Tek başına gittiği her yerde ‘aziz, sıddık, fedakâr, cefakâr’ talebeler yetiştiren Bediüzzaman oraları da Medrese-i Yusufiye haline getirdi ve Kur’ân nuru ile aydınlattı, iman huzuru ile memnun edip mesrur eyledi.

Barla’ya gelen Cennet-âsâ bahar!

Dinî, siyasî, içtimaî yönden bir nevi hürriyet ve demokrasi baharı sayılan ellili yıllarda Risâle-i Nur Külliyatı adını verdiği eserlerinin telifini tamamlayan, Nur Hareketi denen cemaatini tesis eden, Medresetü’z-Zehra sıfatlı Nur dershanelerini açan Bediüzzaman, bir bahar mevsiminde yine Barla’ya geldi. Bu sefer demokrasi baharı ile birlikte binlerce medrese meyvesi veren ve milyonlarca talebe çiçeği açan Nurun baharını da getirdi.

Bediüzzaman’la Barla’ya gelen, bir asırdır Barla’nın yanı sıra vatanı, milleti, âlem-i İslâmı, insanlığı tenvir eden; kıyamete kadar da tenevvür edecek olan maddî, manevî, renkli, âhenkli, dinî, içtimaî, cemaatî, umumî, küllî bir bahardı bu.

Cennet-âsâ bahar!..

Okunma Sayısı: 131
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı