İnsan hata yapabilen bir mahluktur. Bir Müslüman kardeşimizin bir kusurunu gördüğümüzde ona öfkelenmek yerine şefkatle yaklaşmalıyız.
Eğer ona kızar ve dışlarsak, onu daha büyük hatalara itmiş oluruz. Hakikî kardeşlik, onun hatasını düzeltmesi için ona dua etmek ve nazikçe uyarmaktır. Bediüzzaman Müslümanların fabrikadaki çarklar gibi olmasını ister. Çarklar birbirine ters döner ama hepsi aynı fabrikaya hizmet eder ve ortaya güzel bir ürün çıkarır. Müslümanların fikirleri tamamen aynı olmak zorunda değildir. Farklı düşünebilirler ama amaçları ve kalpleri her zaman bir olmalıdır.
Yirmi İkinci Mektupta sonuna derç edilen ve kardeşliği boğan en büyük tehlikelerden biri olan “gıybet” konusu da dikkat çeken bir husustur. Gıybet müslümanların aleyhinde ittifak etmiş yetmiş nevi düşmanın içimizdeki en önemli öncü kuvvetlerinden birisi olsa gerektir. Çünkü gıybet; içten çürütür. Dışarıdaki 70 çeşit düşman Müslümanlara dışarıdan saldırırken, gıybet Müslümanları içeriden birbirine düşürür. Kaleyi içten yıkar. Kıskançlıktan beslenen gıybet, genellikle kıskançlık ve inatçılık yüzünden yapılır. İnsan kendinde olmayan güzel şeyleri başkasında görünce onun arkasından konuşmaya başlar. Adalet-i mahza hakikatine de ters olan gıybet, bir insanın sadece kötü bir huyunu konuşup iyi yönlerini gizlemekle büyük bir haksızlığa sebep olur.
Dolayısıyla siyasî gıybet diye tarif edebileceğimiz, Müslüman ülkeler, İslam beldeleri, Müslüman toplumlar hakkında yapılan siyasî gıybetler de Müslümanlar arasında husumete sebep olur. Âlem-i İslâmı içeriden çürüten en çirkin günahtır. Bediüzzaman, gıybet yapmayı Kur’ân ayetinin manasına muvafık, “Kendi öz din kardeşinin ölü etini çiğ çiğ yemek” kadar iğrenç ve vahşî bir durum olarak tarif eder.
İç ve dış tehditler olarak tarif edilebilecek 70 nevi düşman, Müslümanların karşısındaki başta imansızlık cereyanları ile ifsad komiteleri, tarihten gelen İslâm düşmanları, şeytan, nefis, müslümanların içine düştükleri ümitsizlik hastalığı, gıybet gibi çeşitli büyük düşmanlar vardır. Dışarıda bu kadar çok düşman varken, Müslümanların içeride birbirleriyle kavga etmeleri evi savunmasız bırakmaktır.
Son söz Yirmi İkinci Mektup Uhuvvet Risalesinden:
“... belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kal’an, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kal’a-i İslâmiyeyi küçük adavetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.”