Şahısların kusurlarına bakıp hakikatlerden, okumaktan vazgeçmemeli. İnsan hatadan, günahtan hâli değil. İnsan olma vasfını unutmamamız gerek. Zira şu düsturları da unutmayalım;
‘Hem o zat hem sizler biliniz ki: Ben, Risale-i Nur’un bir hizmetkârıyım ve o dükkânın bir dellâlıyım. O ise [Risale-i Nur] arş-ı a’zamla bağlı olan Kur’ân-ı Azîmüşşan ile bağlanmış bir hakikî tefsiridir. Benim şahsımdaki kusurat, ona sirayet edemez. Benim yırtık dellâllık elbisem, onun bâkî elmaslarının kıymetini tenzil edemez.’1
‘“Bâkî ve güneş gibi ve elmas misillü hakikatler, fânî şahıslar üzerine bina edilmez ve fâni şahıslar, o kıymettar hakikatlere sahip çıkamazlar.”‘2
‘Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.’3
İnsan kâinatta cereyan eden her olaydan müteessir oluyor. Her olayda ‘bir şey ya bizzat güzeldir ya da neticeleri itibariyle güzeldir düsturunu göremiyor’. Aslında bir şey zahiren yani mülk cihetinde çirkin gözükse bile melekut ciheti güzeldir. Binaenaleyh Risale- i Nurlar’a yapışan birisini kâinatta cereyan eden olaylar etkilemez, korkutamaz;
‘Evet, tam münevverü’l-kalp bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa ihtimaldir ki onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek.’4
Hem nasıl bir hizmette olduğumuzun farkına varmak adına Risale-i Nuru okuyan, hizmete devam eden birisi şunu unutmamalı, daima şevkli olmalı:
‘Ey maddî ve manevî yaralı olan genç kardeşlerim! Ve ey mürşid-i ekmele muhtaç olan ehl-i tarîkat kardeşlerim! Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî, Muhyiddin-i Arabî, Mevlana Hâlid radıyallahu anhüm, kuddise sırruhu Hazretlerinin derece-i kemalâtları, meratib-i imanları risalelerde ve Mektubat’ta vardır.’5
Şunu da unutmamak gerek. Risale-i Nurlar’ı okurken ümitsizliğe düşmemek adına Ayetü’l-Kübra’nın başında diyor ki; ‘Bu ehemmiyetli risalenin herkes her bir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil belki elleri uzun olanların hisseleri de var. 6
Hem sadece şahsî okumakla bağlı kalmayıp bir cemaate dahil olmalı ve sebat ve kanaat etmeliyiz. Ve irtibatı koparmamalıyız: ‘Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz.’7
‘İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur’an’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin azalarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârü’s-selâm’a ümmet-i Muhammediyeyi (asm) çıkaran bir sefine-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz.’8
Dipnotlar:
1- Kastamonu Lâhikası, s. 256.
2-14. Şua
3- 28. Mektup
4- 3. Söz
5- Barla Lâhikası, s. 176.
6- 7. Şua
7- Kastamonu Lâhikası, s. 93.
8- 21. Lema