"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hürriyetçi parlamenter sistemi savunuyoruz

20 Mayıs 2021, Perşembe 00:03
Biz 28 Şubat’tan evvel de hürriyetçi parlamenter sistemi savunduk. 28 Şubat’tan sonra da savunuyoruz. Gerçek mânâsıyla demokratikleşene kadar da bunları savunmaya devam edeceğiz.

28 Şubat’ta Mehmet Kutlular - Basın toplantıları, soru-cevaplar - 3

***

TÜRKİYE, HUKUK DEVLETİ İSE...

Türkiye toplum olarak da, sivil toplum olarak da, fikir akımları olarak da henüz bunu başaramadı. Yavaş yavaş bu mesele başladı. Temel hak ve hürriyetlerde kim olursa olsun, şahsen benim düşmanım da olsa, o haksızlık yapılıyorsa ben diyebilmeliyim ki, “Bu yanlıştır, haksızlık yapılıyor, bunu yapmaya ne hakkınız var?” 

Madem Türkiye hukuk devleti, kanunların tatbikini isteriz. Biz kanunlara mugayir hiçbir iş yapmadık. Hiçbir iş de yapmayız. Kanunlara hep saygılı olarak geldik ve 70 seneye yakındır Said Nursî’nin talebeleri yaşıyorlar, hiçbir zabıta vak’aları olmamıştır. Sadece 163’den, birtakım siyasî düşünce farklılığından dâvâlar açılmış, ama adi suçlardan birşey olmadığı gibi, Nur Talebeleri 163 dâvâlarında da bir ikisi istisna mahkum olmamışlardır. Bu kadar geniş bir kitlenin en küçük adlî bir vak’ası yoksa, bunlar demek ki kanunlara saygılı, insan haklarına saygılı, kimsenin hukukuna tecavüz etmeyen, kimseyle kavgası olmayan ve insanları seven bir topluluktur.

BEDİÜZZAMAN VE NUR TALEBELERİ DEVLETE KIRILMAMIŞ VE KÜSMEMİŞTİR

Ben hep şunu söylüyorum. Eğer devlete kırılacak, küsecek bir topluluk varsa bunlar Nur Talebeleridir. İkibin sefer dâvâ açılmış. Bunlar hep büyük ölçüde beraatle neticelenmiş. Ama Said Nursî hiçbir zaman devlet düşmanı olmamış. Bölücü olmamış. Hiçbir zaman anarşiye prim vermemiş. Hiçbir zaman intikam duygusu taşımamış ve taşıtmamış. Bana göre bir insanın bu kadar vatanperverliği olur. Daha ne yapsın ki? Kendisine haksızlık da yapılmış, ama “Onlar doğruyu bilmiyor, hakikati göremiyorlar; onun için sabretmek lâzım” demiş ve sabretmiş. Eline bir çubuk almamış bir insan. Küsmemiş. 

Türkiye’de çok partili devreye geçildiği zaman da bizim ölçümüze göre, o şartlarda 1946-60 arası Demokrat Parti’ye oy vermiş Nur Talebeleri. 60 ihtilâlinden sonra Demokrat Parti kapatılmış, onun devamı olarak Adalet Partisi’ne oy vermiş. 80 İhtilâli ile AP kapatılmış devamı olan Doğru Yol Partisi’ne oy vermiş. 

Yani bizim demokrasiyi istediğimizin, bu konuda ciddî ve samimî olduğumuzun en güzel delili, –Said Nursî’nin tavsiyesi ve ölçüsüyle– kendimize göre mevcutların içinde biraz daha demokrat olanlara oylarımızı vermiş olmamızdır. Bundan daha güzel şahit olur mu? Bunların millet devlet tarafından da değerlendirilmesi lâzım.

ÇİZGİMİZDE KIRIKLIK YOK

- 28 Şubat sürecinden önce özellikle dinî kesimde demokratik hak ve hürriyetler gündeme gelmiyordu. Neden 28 Şubat’tan sonra bu kavramlar gündeme geldi?

Tabiî gelmiyordu. Benim teklifim şudur: Devlet, yahut kendisini devlet yerine koyan müesseseler hep Refah Partisi noktasında birtakım endişeler taşıyorlardı. Ama bu parti iktidara gelebilecek güçte değildi. 28 Şubat’tan evvel seçimde birinci parti haline gelmesi, sonra koalisyonla Başbakan olması bana göre birtakım çevreleri çok rahatsız etti. Rahatsız edince de, MGK’da kabul edilen kararlarla bunları hayata geçirmek için kendilerine göre dinî odaklara ve dindarları motive eden, yetiştiren müesseselere tedbir getirme ihtiyacını duydular. O güne kadar bunların fazla üzerinde durmuyorlardı. Dediler ki, “Bu birinci parti haline gelmişse yarın ikinci seçimde tek başına iktidara gelebilir. Tek başına iktidara gelirse birtakım rahatsızlıklar büyüyebilir.” Bence 28 Şubat’ın bir yönü bu.

- Özellikle neden kendi başlarına geldikten sonra demokratikleşmeyi öne çıkarmaya başladı sağ kesim?

Ben başkalarının avukatlığını yapmam. Ama biz 1946’dan beri hiç çizgimizi kırmadan, hep demokrasiyi savunarak geldik. Bu soruyu onlara soracaksın, bana değil. Niye daha evvel değil de, sonradan siz bunu savunmaya başladınız? Siz gazetecisiniz, siz sorun, onlar cevap versin. Ama ben diyorum ki, biz bu sorunun muhatabı değiliz. Çünkü bizim çizgimizde kırıklık yok. Biz 28 Şubat’tan evvel de hürriyetçi parlamenter sistemi savunduk. 28 Şubat’tan sonra da savunuyoruz. Gerçek mânâsıyla demokratikleşene kadar da bunları savunmaya devam edeceğiz. 

Sözlerimin arkasındayım

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular, bir günlük tutukluluk hâlinin ardından Ulucanlar Cezaevinden tahliye olduktan sonra Ankara Büromuzda bir basın toplantısı düzenledi.

Çok sayıda gazetecinin izlediği basın toplantısında Mehmet Kutlular’ın sorulara verdiği cevaplar, son zamanlarda medyada yer alan iddialara da bir cevap niteliği taşıyor.

TEVKİFİM YANLIŞTI, YANLIŞTAN DÖNÜLDÜ

- Tahliye kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Tutuklanmanız sizce yanlış bir karar mıydı? Sonunda adalet yerini buldu mu?

Mesele şudur: Eğer İstanbul’da yanlış bilgi almadıysam sayın İstanbul DGM Savcısı beni savcılığa dâvet ettiler. Gittim ve kendileri dediler ki, “Ankara’dan gelen tâlimat üzerine sizin ifâdenizi alacağız. Suç delili olarak da dosyanızda Sabah ve Milliyet gazeteleri var. Bu çerçevede size sual soracağım.” Kendileri soruları sordular. İfademi aldılar. Ben de cevaplarını verdim. İfadem bittikten sonra savcı tutuklanmam için mahkemeye talepte bulundu. 

Mahkemede hâkimin önüne çıktım. Hâkim savcılıkta verdiğim ifâdeyi okudu, bazı yerlerini sordu. Onlara da ben cevap verdim. Savcının tevkif talebine karşı ben şunu söyledim. “Bu tevkif talebi yerinde değildir, reddini istiyorum. Sebebine gelince, tevkifin Türk Ceza Kanunu’nda bir gerekçesi vardır. Ağır cezalık suçlarda, yahut da bir insan mekânsız olur, bırakıldığı zaman tekrar bulunmaz, onun için tevkif ederler. Veyahut da suç delillerini ortadan kaldıracak bir durum olur, onun için yaparlar. “Onun için dedim ki, bunların hiçbiri bende yok. Çünkü ben işi, yeri belli olan insanım. İkincisi de suç delilleri zaten dosyaya konulmuştur. 

Dosyaya konduğuna göre, ağır cezalık bir suç da değil. Neticede mahkemenin takdiri olup da ceza bile vermiş olsa 10 ay ceza verecektir. O zaman ben de bu tutuklama talebinin reddini istiyorum, dedim. Çıktık, kararı verdi, tekrar çağırdı, “Tevkifinize gerek görmedim” dedi. Yani, hâkim savcının talebini reddetti, beni serbest bıraktı. Tabiî savcının tekrar itiraz hakkı var. Tekrar savcılığa çıktık, savcı bey tekrar itirazını yaptı. O heyet de yine savcının talebini reddetti.

Sonradan da DGM Başsavcısı benim hakkımda orada bir dâvâ açma cihetine gitmedi. Suç mahalli Ankara olduğu için, “görevsizlik” kararı verdi.

Burada önemli olan mesele şu: Eğer bu böyle ise, burada sayın Nuh Mete Yüksel’in biraz hukuksuz, biraz hissî hareket ettiğine inanıyorum. Eğer böyleyse diye şartlı konuşuyorum. Çünkü benim İstanbul’dan Ankara DGM’nin tâlimatıyla ifâdem alınmışsa, onlar da beni tevkif etmeden serbest bıraktıysa, gayr-ı mevkuf mahkeme devam edecekse, bunu beklemesi lâzımdı. Ama, Ankara’dan iki ekibi gönderdi, İstanbul’da gözaltına alınıp polis nezaretinde DGM’ye getirildim. 

Ben netice itibarıyla bir insanım, içimde bir şüphe var. Niçin? Orada zaten tevkif talebiyle soruşturma açılmış, reddedilmiş. Burada dedim ki her halde onlar bu dosyayı beklemeden benim tevkifimi istiyorlar ki beni buraya getirdiler. Nitekim de, netice itibarıyla böyle bir durumla karşılaştım.

Dolayısıyla verilen tahliye kararı yerindedir. Tevkif kararım yanlıştı.

MUÂMELE HAKSIZ VE HİSSÎ İDİ

- Sayın Nuh Mete Yüksel’in son zamanlardaki vermiş olduğu kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Merve Kavakçı hadisesini de görünce, ona yapılan muameleyi efkâr-ı amme, Cumhurbaşkanı ve Başbakan da dahil, siyasîlerin de yerinde bulmayıp kınadıklarını ve hakkında soruşturma açıldığını da gördükten sonra, bana da yapılan muamelenin haksız ve hissî olduğu kanaati bende pekişti. Çünkü ona yapılan yanlışlık ve haksızlık gayet tabiî ki bana da yapılmış sayılır. Ben öyle değerlendiriyorum.

g Sizin ve Merve Kavakçı’nın aynı gün gözaltına alınması için harekete geçildi. Bu ikisinin aynı güne denk gelmesi sizce bir tesâdüf mü, yoksa plânlanmış bir şey mi?

Bunun plânlı olduğuna dair benim elimde bir bilgi yok. Böyle bir fikir yürütmek de benim yapıma ve karakterime uygun değil. Dolayısıyla bir maksatla ikisinin aynı günde bir araya getirilmiş olduğuna dair bir bilgim olmadığından onu bilemem, onun için bir şey söyleyemem. Böyle bazı “tesadüfler” plânlanmış da olabilir, ama elimde bir bilgim yok. Onun için bu hususta bir şey söyleyemiyorum.

—Devam edecek—

Okunma Sayısı: 1619
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı