"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Konstantiniyye elbet fetholunacaktır”

29 Mayıs 2019, Çarşamba 00:54
Sultan Mehmed, kanaatini öğrenmek için hocası Akşemseddin’e bakmıştı. O da, “Hünkârım, Peygamber Efendimizin, (asm) Konstantiniyye’yi Mehdi’nin ilimle ve mânen fethedeceğini söylediğine dair bir rivayet vardır. Lâkin o rivayet bu fethe mani değildir” demişti.

İslâm Yaşar - İstanbul'un Manevi Fethi

“Konstantiniyye elbet fetholunacaktır. Onu fetheden emir ne güzel emir, onu fetheden asker ne güzel asker.”

Peygamber Efendimiz (asm) böyle diyerek vermişti müjdeyi. Bu kudsî kelâm sadece bir tebşir, bir teşvik ifadesi değil, aynı zamanda bir tavzif, hatta emirdi. Konstantiniyye’nin fethedilip İslâmbol mânâsı taşıyan İstanbul yapılması emri. 

Hadis-i şeriften müjde ile birlikte emri de alan Arap orduları feth-i mübîni gerçekleştirip Peygamberimizin (asm) verdiği ‘güzel emir, güzel asker’ sıfatına mazhar olmak maksadıyla harekete geçtiklerinde aralarında on beş kadar sahabe-i güzîn ile birlikte ordunun mânevî komutan mesabesinde, Eyyüb El-Ensarî sıfatı ile iştihar eden Halid bin Zeyd Hazretleri de vardı.

Çöl sıcağına alışkın olan askerlerin, sefer sırasında sık sık değişen ve gittikçe soğuyan farklı iklim şartlarına ve dağlık arazilere, taşlı topraklı yollara intibak edememeleri, malzeme ve iaşe ikmal imkânlarının zorlaşması gibi maddî sebepler yüzünden yapılan seferlerde feth-i Konstantiniyye gerçekleşmemişti. 

Fakat o uzun, zor, meşakkatli seferler büsbütün neticesiz de kalmamış, yolculuk sırasında ve muhasara esnasında vefat eden binlerce asker şehid makamına yükselmiş, bir o kadarı yaralanıp gazi olmuş, sağ kalanlar ve sefere katılanların yakınları da cihad meşakkatine katlanmanın sevabını almışlardı. 

Birinci seferde fetih müyesser olmayınca ikinci sefere de katılan ve şehid olduğu takdirde, fetih askerlerinin ulaştıkları surlara en yakın yere defnedilmeyi vasiyet eden Eyyub Ensarî Hazretleri bir hücum sırasında şehid düşüp vasiyeti yerine getirilince makberinin bulunduğu Eyüb Sultan mahallî âdetâ fetih güzergâhında yapılan ilk hisar olmuştu.

Mânevî hisar… 

O kudsî vazifeyi, asırlar sonra Anadolu’da ve Balkanlarda yıldırım hızıyla fütuhata başlayan Sultan Bayezid almıştı. Vatanın bağrında bir ur gibi duran şehri karadan defalarca muhasara ettikten sonra, fethin sadece kuşatma ve surlara yapılacak kuvvetli hücumlarla gerçekleşmeyeceğini anlamış ve Konstantiniyye’nin ikmal yollarını kesmek maksadıyla Boğaz’ın Anadolu yakasına Anadolu Hisar’ını yaptırmıştı.

Anadolu’yu talan edip şehirleri yağmalayan Timur’un, Sultan Bayezid ile yaptığı Ankara Savaşı’nı kazanarak onu esir alması, kafes içinde halka teşhir etmek istemesi yüzünden Sultanın yüzüğündeki taşın içine gizlediği tesirli zehiri içerek ahirete irtihal etmesi yüzünden gerçekleştiremediği fetih hedefini; kardeş kavgaları ile kargaşalarla, karışıklıklarla geçen Fetret Devri’ni müteakip Edirne’de tahta geçen oğlu Musa Çelebi devralmıştı. 

Fetret Devrin’inin devlet üzerindeki tahribatı tamamen geçmediği ve taht mücadelesini netice veren kardeş kavgaları bitmediği için hem saltanat mücadelesinde kardeşi Süleyman’a destek veren Konstantiniyye kralını cezalandırmak, hem de fethi gerçekleştirmek maksadıyla şehri kuşatmışsa da yeterli hazırlıkları yapmadan harekete geçtiğinden bir süre sonra kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştı.

Ondan sonra tahta geçen ve Osmanlı Devleti’ni yeniden ihya ve inşa ettiği için Osmanlı’nın ikinci kurucusu sayılan Sultan İkinci Murad, iç karışıklıkları büyük ölçüde bitirip sükûneti sağlayarak devlet işleyişini rayına oturttuktan sonra, otuz bin kadar askerle Konstantiniyye’yi kuşatmasına rağmen dessas Bizans Oyunları yüzünden o da bir netice alamamıştı. 

Osmanlı Devleti’nde tıpkı saltanat gibi babadan oğula intikal eden kudsî fetih vazifesi, genç yaşta tahta geçen Sultan Mehmed’in de yüreğini sarmıştı. Lâkin o ecdadı ve babası gibi acele etmemiş, şehri kuşatmadan önce askerî, siyasî, içtimaî ve istihbarî sahalarda hazırlıklar yaparak işe başlamıştı. 

Rumeli Yakası’na yaptırdığı hisar da fetih hazırlıklarından biriydi. Dedesinin yaptırdığı Anadolu Hisarı’nı tamir ve tahkim ettirmiş, karşısına Boğazkesen Hisarı’nı yaptırmış, büyük toplar döktürmüş, gemileri karadan çektirerek Haliç’e indirmiş, kral İkinci Teodoros’un yaptırdığı yirmi kilometre uzunluğundaki yirmi metre yüksekliğindeki surları dört bir yanından kuşatarak mehter eşliğinde hücuma geçmişti.

“Allah, Allah, Allah…”

Bu tekbir naralarının coşkusu ile fasılalar hâlinde günlerce devam etmişti hücumlar. Her seferinde Ejderha namı verilen toplar gürlemiş, surların boyunu aşan muhasara kuleleri hareketlenmiş, lağımlar kazılmış, yaylar gerilmiş, kılıçlar çekilmiş, yüz binlerce asker dört bir yandan surlara doğru hücuma geçmişse de muhkem Şehr-i Konstantiniyye surları bir türlü aşılamamıştı. 

Muhasaraya muhalif olan bazı paşalar, defalarca yapılan kuvvetli hücumlara rağmen fethin müyesser olmadığını görünce, kuşatmayı kaldırması için padişahı ikna etmenin çaresini aramaya başlamışlar, huzuruna çıkıp çeşitli mülâhazalar ileri sürmüşlerse de çoğunun torunu yaşındaki Sultan Mehmed’i ikna edememişlerdi.  

Hazret-i Muhammed’in, (asm) Konstantiniyye’nin Mehdi tarafından fethedileceğini rivayet eden hadis-i şerifini hatırlatmıştı paşalardan biri. Sonra da şehrin askerî muhasara ve mücadele ile maddeten değil, ilimle fethedileceğini söyleyerek onca askerin boş yere telef olmaması için kuşatmanın kaldırılmasını istemişti.

Şehrin maddî fethini müjdeleyen hadis-i şerifi çok iyi bilmekle birlikte, muhtemelen böyle bir rivayetin vardığından haberdar olmayan Sultan Mehmed, mevzu hakkındaki kanaatini öğrenmek için hocası Akşemseddin’e bakmıştı. O da oturduğu yerde kısa bir murakabeye daldıktan sonra müşahedesini heyetin huzurunda padişaha arz etmişti.

“Hünkârım, Peygamber Efendimizin, (asm) Konstantiniyye’yi Mehdi’nin ilimle ve mânen fethedeceğini söylediğine dair bir rivayet vardır. Lâkin o rivayet bu fethe mani değildir.”

“Neden Lala?”

“Çünkü bu maddî fetih o mânevî fethin mukaddimesi mahiyetindedir.” 

Bu hususta yapılan müzakereler ve serdedilen mütalâalar neticesinde, bir kere daha fetih kararının isabetli olduğunu anlayan Sultan Mehmed, ‘Ya ben bu şehri alırım, ya da bu şehir beni alır’ diyerek kararlılığını ifade ettikten sonra karadaki ve denizdeki bütün birliklerine topyekûn hücum emri vermişti.

Mazgallarındaki topları Boğaz’a çeviren hisarlar, Konstantiniyye’nin ikmal yollarını kesip imdat ümitlerini bitirmiş, ejderhalar yeniden ve daha güçlü gürlemiş, yaylar son raddesine kadar gerilmiş, kılıçlar kınından sıyrılmış, hendeklere köprüler atılmış, ziftli deri ile kaplanmış kuleler hareketlenmiş, Marmara’daki, Haliç’teki gemiler demir almış ve dört bir yandan hücum başlamıştı.

Akşemseddin’in keşfi ile mânevî hisar mahiyetindeki Eyüb muhitinde medfun Eyyub Sultan’ın ruhaniyetinin de muaveneti ile muhkem surlar yıkılmış, fetih ordusu şehre hâkim olmuş, Ayasofya camiye tebdil edilmiş, ilk Cuma namazı kılınarak fetih mânen de tescil edilmiş ve 857 sene sonra da olsa tebşir-i Muhammedî gerçekleşmişti. 

Fakat o kudsî vazife henüz bitmemişti. Zîra fetih sadece kaleleri yıkmak, surları aşmak, kapıları açıp şehre girerek, mekâna hâkim olmak ve silâhla hâkimiyeti sağlamak değildi. Onlar fethin bir nevi besmelesi idi. Yani fetih yolunda ilk olarak yapılması gereken işler, aşılması icap eden merhalelerdi.

Asıl fetih ondan sonra başlardı. Zîra fethin mütemmimi gönülleri kazanmaktı. O da sükûneti sağlamakla, halka adâletli muamele etmekle, şehri mamur hâle getirmekle, hayatı kolaylaştırmakla, imkânları paylaşmakla, yani mimarisi, sanatı, musıkîsi, âdâbı ve sair bediî dalları ile her yönden yepyeni bir medeniyet hamlesi yapmakla mümkündü. 

—DEVAM EDECEK—

Okunma Sayısı: 2555
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı