"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Korona ile nasıl bir sınavdan geçiyoruz?

09 Aralık 2020, Çarşamba 00:06
YÜCE YARATICI, KOVİD PENCERESİNDEN, SENİN MUSÎBETE KARŞI DİRENCİNİ, SABRINI, TESLİMİYETİNİ, TEDBİR İLE TEVHİD ARASINDAKİ DENGEYİ KORUYUP KORUMADIĞINI, İNANCINI, DİRAYETİNİ ÖLÇÜYOR.

MÂNEVİ DEĞERLERİMİZLE KOVİD-19 TERAPİSİ
HAZIRLAYAN: SÜLEYMAN KÖSMENE - 5

ŞER, BAŞINA BUYRUK DEĞİLDİR

Hiçbir şey kendi başına buyruk değildir. Her şeyin dizgini Allah’ın elindedir. Zerrelerden, virüslerden kürelere kadar ne varsa, Allah’ın izniyle, emriyle, iradesiyle, kudretiyle meydana çıkar ve hareket eder.  

Virüsler, mikroplar, bakteriler ve bizi hasta eden zerreler ve musibetler, tesadüfen meydana çıkmazlar, bizi gözü yumuk seçmezler, bize rastgele saldırmazlar; tamamen ve bizden daha itaatkâr biçimde Allah’ın izniyle, emriyle, iradesiyle, kudretiyle bizi tercih ederler ve bize gelirler. 

Bizim başına buyruk yaşadığımız kadar, onlar başına buyruk yaşamazlar. Emri alırlar, itirazsız ve hedeften şaşmadan gelirler. Bize onlara “hoş geldin!” demek düşer. Ona küsmek veya ondan korkmak yerine, ona şöyle hitap edersek rahatlarız.

 “Ey musîbet! Eğer O’nun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safâ geldin. Çünkü elbette bir vakit O’na döneceğiz ve O’nun huzuruna gideceğiz ve O’na müştâkız. Madem her halde bir zaman bizi hayatın tekâlifinden âzâd edecektir. Haydi, ey musîbet, o terhis ve o âzâd etmek senin elinle olsun, razıyım. Eğer benim emanet muhafazasında ve vazifeperverliğimi tecrübe suretinde sana emir ve irade etmiş, fakat sana teslim olmaklığıma izin ve rızası olmazsa, benim takatim yettikçe, emin olmayana, Malikimin emanetini teslim etmem” 35

Allah senin muhtaç olduğun her rızkı sana nasıl gönderiyorsa, bu zerreleri, bu virüsleri sana gönderen de O’dur. Senin aldığın tedbir o nedenle işe yaramadı. O nedenle korkun da işe yaramadı. Sen tedbirinle sadece sana düşeni yaptın. Sana düşeni yapmak senin vazifendi. Daha ötesini de yapamazdın. Yapmaya güç yetiremezdin.  

Bu virüsü, bu zerreyi ve netice olarak bu musîbeti seni seçerek ve aldığın tedbiri de geçersiz kılarak sana gönderdiğine göre, Allah seni özel seviyor, bu şer eliyle senin dereceni yükseltmek istiyor, senin günahını bağışlamak istiyor ve seni has kulları arasına almak istiyor.

Hiç endişe etme! 

Bu Kovid-19 senin için bir talih kuşudur!

Bu şer sana hayır getirecektir! Bu şer sana iyi olacaktır!

Bu şer sana şunu söylüyor: “Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla. Mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya niçin geldiğini öğren.” 36

Malik’ini tanı; bak, dünyan değişecek!

Bu şerrin sana manevî ibadet kazandırdığını fark et, yüksek sevabını düşün, başka şeyle ulaşamadığın mükâfatına ulaşmaya bak! Sana uzanan İlâhî eli tut! 

Ve bu şerden zevk almaya çalış! 

Başka fırsatların olmayabilir. Hayat kısadır. Ahiret hayatı ise uzundur ve sonsuzdur. “Eğer perde açılsa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel manaları bulursun.”  Bediüzzaman Said Nursî

Eğer Perde Açılsa  

Sana yaklaşan, seni hasta eden ve senin korktuğun bu Kovid-19, bir Kovid-metredir. Bu Kovid-metre ile Yüce Yaratıcı, Kovid penceresinden, senin musîbete karşı direncini, sabrını, teslimiyetini, tedbir ile tevhid arasındaki dengeyi koruyup korumadığını, inancını, dirayetini ölçüyor. 

 İmtihandasın. Sakın, sorulara lâkayt kalma! Sorular seni terfi ettirmek için soruldu. Bak, böyle sorularda Peygamberler nasıl davranmışlar. Sabır kahramanı Hazret-i Eyyüp Aleyhisselâm vücudundaki yara bere için yıllarca nasıl sabretti? Yarası büyük olduğu halde, ağrısı çok olduğu halde, bir defa olsun Allah’a sitem etmedi? Bir defa olsun kendisine hizmet eden şefkatli ailesine kızmadı.

Sen de Allah’a sitem etme! Sen de sevdiklerine kızma!

Bir terzi farz edelim. Ücretli bir model üstünde güzel bir elbisenin provasını yapacak. Elbiseyi modele giydiriyor. Modeli oturtuyor, kaldırıyor. Elbiseyi uzatıyor kısaltıyor. 

 Modelin, “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun.” demeye hakkı var mı? 37

İşte Yüce Allah bizdeki sanatını bu şer ölçeğiyle ölçüyor ve bize hissettiriyor. Muhtelif isimlerinin cilvelerini bu şer ölçeğiyle gösteriyor.  

Meselâ şifa Şafi isminden, rızıklar Rezzak isminden, sevgi Rahman isminden, şefkat Rahim isminden, ilim Âlim isminden geliyor. Rezzak ismini hissetmemiz için aç olmamız lâzımdır. Açlığımızın şiddeti derecesinde Rezzak ismini daha bir içten hissederiz. Şafî ismini hissetmemiz için hasta olmamız lâzımdır. Ve hastalığımızın şiddeti ölçüsünde Şafi ismini ve verdiği şifayı daha etkin hissederiz. 

 Rahman isminin sevgisini, Rahim isminin şefkatini hastalığımızda çok daha yakından tadarız. Yüce Mevlâ’mızın merhametini ve şefkatini üstümüzde hissederiz. Sevdiklerimiz ve yakınlarımız bize her zamankinden daha fazla sevgi ve şefkat gösterirler. Masumiyetimizle birden gözlerine girmeye, onlar tarafından daha bir canla sevilmeye başlarız. Elem ve acımız çok hafifler. Keza şerler, elem ve acısı üzerinde gösterdiğimiz sabırla bizi Sabûr ismine ulaştırırlar. Sabûr ismine ulaşmanın şerden daha etkili yolu yoktur. Sabûr ismine ulaşan kimseler ebedî mükâfat ve mutluluk ile müjdelenirler. 38 

Bu Kovid-19 sürecinde insan olarak bilimdeki eksiklerimizi de görmüş olduk. Bilimin ilahlaştırılacak değil, bilmediklerimizi öğrenerek yürünecek bir yol olduğunu gördük. Kovid-19 bilim dünyasına çok yeni bilgiler öğretti. Âlim isminin cilvesini böylece hayatımızın içinde hissettik. 

Bu şer bize öyle güzel nimetlere kapı açtı ki, eğer perde açılsa korktuğumuz ve dehşet aldığımız yüzey arkasında çok sevimli ve güzel manaları bulacağız. 39  “Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün. “Bu da geçer, yâ Hû” de, şekvâ yerinde şükret.” 

 Bediüzzaman Said Nursi

“Bu da geçer, yâ Hû” De! 

Kovid-19’a yakalandın. Herkes de seni çok büyük evhamlara soktu. Sanki hastalık onlara gelmeyecek! 

 Ama olsun!

Sen akıllısın. Hastalığa teslim olma! Kendini bırakma! Dinç ve dirayetli ol! Metin ve dayanıklı ol! Sabırlı ol, sıhhat bul! İnançlı ol ve hastalığı yen! 

Düşün; neler geçmemiş ki? Nice darlıklar gelmiş ki, geldiği zaman, insanı sıkıntıya sokmuş, ama geçtiği zaman sanki hiç gelmemiş gibi olmuş, insan yine huzura kavuşmuştur.  Şimdi de geldi sen istemeden! Zaten o biz istemeden gelir. 

 Darlıklar, hastalıklar, zorluklar Allah’tan ki, kalıcı olmuyor. Bir memur gibidir, emir alır, gelir, bizi bir süre üzer; vazifesini bitirince çekip gider. İzi bile kalmaz. 

“Bu da geçer ya Hu!” de! 

Bu da aynen öyledir. Vazifeyle gelmiştir. Ne kadar da yansan, ne kadar da ağlasan, ne kadar da başını taşlara vursan, olan sana olur! Ona bir şey olmaz. O kalacağı kadar kalır! Fazla kalmaz, az da kalmaz! Sonra gider.

 “Bu da geçer ya Hu!” de! 

Geçmiş elemli günlerini düşün! Ölümün elinden seni kurtaran kader değil miydi? Allah’a teşekkür etmiş miydin bunun için? Aylarca hasta yattığını, ağrıdan uyuyamadığını ne çabuk unuttun! Ama ardından Kerîm olan Allah sana şifa verdi. Ve sen, hiç hastalanmamış gibi oldun.

Şimdi o gözüne uyku girmeyen eski günleri düşündükçe “Elhamdülillah, şükür!” diyorsun ya…  Çünkü o günler geçmiş, ağrılar gitmiş, acılar dinmiş, uykusuzlukların geride kalmış… Elinde sevabı kalmış, hayrı kalmış, kazandığın İlâhî rıza kalmış! Bu kalanlar ahirette bulacakların hayırlardır. Eğer geçmiş günlerin hep haramda, sefahette ve eğlencelerde geçmiş olsaydı, şimdi onları hatırladıkça “nerede o günler?” deyip üzülecektin! Ama senin hamd edeceğin şeyler elinde kalmıştır. Hayırlar, sevaplar, hamdler, ahiretin zahiresi…  Bunlar elinde kalmış. Bunlara şükret!

Bu günkü acılarına da sabret! Eskisi nasıl geçti ve sevabını bıraktı gitti ise, bu da geçer ve sevabını bırakır, gider. Çünkü elem geçince lezzet gelir. Musîbet geçince huzur gelir. Hastalık geçince sıhhat gelir.  

 Bediüzzaman der ki: “Madem bir günlük gayr-ı meşrû lezzet bazen bir sene mânevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler mânevî lezzet, sevapla beraber, zevâlindeki halâs ve kurtulmaktan gelen mânevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün. “Bu da geçer, yâ Hû” de, şekvâ yerinde şükret.”  40

Musîbete boyun eğersen, gün gelir musîbet de sana boyun eğer. 

Lev Tolstoy

Dipnotlar: 

35- Lem’alar, s. 214. 36- Lem’alar, s. 330.

37- Lem’alar, s. 23, 328.

38- Bakara Sûresi: 155.

39- Lem’alar, s. 328. 40- Lem’alar, s. 329.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 2202
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı