"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nurcular komite değil, olamaz

22 Kasım 2019, Cuma
Hhiçbir cemiyette olmayan güçlerinin sırrı şu cümlede: “Nurcular cemiyet memiyet, hususan siyasî ve dünyevî ve menfî ve şahsî ve cemaatî menfaat için teşekkül eden cemiyet ve komite değiller ve olamazlar.”

DİZİ -3: Risale-i Nur Enstitüsü’nün Ankara Şubesi Dr. Ali Bengi’nin hürriyet konulu semineri - 3

***

Şu malûm kıssayı hatırlarsak yeter: Önceliğini sorusuna cevap bulmak için gelen âmâya değil de şeklen muteber birilerinin hidayetine veren Peygamber Efendimize (asm) yapılan İlâhî ikaz hadisesinde bile; ne niyette ve ne de amelde, herhangi bir problem yoktur. Problem sonuç odaklı davranılarak, müsbet harekete aykırı sergilenen metodoloji konusundadır. Bugün eşi benzeri daha önce hiç yaşanmamış hadiselere de bu Nebevî ve Kur’ânî yöntemle bakılmadığı müddetçe Murad-ı İlâhi’nin anlaşılamayacağını düşünmemiz lâzım.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Afyon hayatı döneminde kendisine mealen şöyle bir soru soruluyor: “Sizin bir cemiyet olmadığınız bunca yıllık araştırmalarımızla anlaşıldığı halde siz de nasıl bir sır var ki hiçbir cemiyette olmayan bir güce sahipsiniz?” 

Onun bu hayatî soruya verdiği en az onun kadar hayatî cevabın tek cümlesi bu konuya yeterince projeksiyon tutuyor diye düşünüyorum: “Evet, Nurcular cemiyet memiyet, hususan siyasî ve dünyevî ve menfî ve şahsî ve cemaatî menfaat için teşekkül eden cemiyet ve komite değiller ve olamazlar.”

Dolayısıyla burada cemaatin parti menfaati veya holding menfaatinin olamayacağı anlaşılıyor. En masumu gibi görünen cemaatî menfaate dahi kapıyı kapatan, her türlü menfaatten soyutlanan, tamamen ihlâs ve Rıza-i İlâhî odaklı bir misyon tanımı yapıldığı görülmektedir. Özellikle “cemaat adına” bir tavır konulduğunda, fertlerin ise sadece ve sadece şahısları adına meşrû olan her türlü teşebbüs hürriyetinden yararlanabileceğinde bir tereddüt bulunmamaktadır. Yine fertlerin kendi adlarına yürüttükleri faaliyetlerinden elde edilen maddî ve manevî faydalardan cemaat hesabına tasarrufta ve fedakârlıkta bulunmasında da herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

Sadece bir örnek olması açısından, Bediüzzaman Medresetüzzehra projesinin, mutlâkiyet, meşrûtiyet ve cumhuriyet dönemleri gibi birbirinden farklı üç ayrı dönemde de gündeme gelmesine rağmen, kurumsal surette gerçekleşmemesinin kaderî boyutta yorumunu yaparken de aynı yaklaşım içindedir: Bugün için umumun malı olan Risale-i Nurlar yoluyla dileyen herkesçe ve hiçbir prosedüre tabi olmadan yani tamamen sivil dairede yürütülen bir eğitim modeline dönüşmesini yine Murad-ı İlâhî olarak nitelendirmiştir.

Bu arada eserlerinin tamamına yakınında hep bir “cemaat” vurgusu yapan Bediüzzaman’ın “cemiyet” kavramına sadece ve sadece “manevî bir cemiyet” olarak kabul edip yer verdiğini görüyoruz:

“Evet, biz bir cemiyetiz. Ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon dahil mensupları var. Ve her gün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar. ‘İnnemel Mu’minune’ kudsî programıyla birbirinin yardımına, duâlarıyla ve mânevî kazançlarıyla koşuyorlar. İşte biz bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız. Ve hususî vazifemiz de, Kur’ân’ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ithamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz. Ve dört mahkeme, inceden inceye tetkikten sonra, o cihette bize beraat vermişler.”

“Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız evvelâ kendimizi, sonra milletimizi idam-ı ebedîden ve daimî berzahî haps-i münferidden kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhaya vesile olan zındıkaya karşı Risale-i Nur’un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafazadır.”

Diğer yandan, Bediüzzaman Hazretleri’nin tarif ettiği cemaat faaliyetinde, varlık sebebi zaten ortak menfaatlerin gözetilip kollanması olan ve hatta amaçlarına ulaşmak için gerektiğinde “sivil itaatsizlik” gibi dozu azaltılmış da olsa şeklen menfi hareketlere bile müsaade edilen günümüz sivil toplum anlayışından daha ileri gidilmekte, bu kavrama, ondan çok daha sivil, çok daha şeffaf ve müsbet bir anlam yüklenmektedir. Burada Risale-i Nur hareketinin hiçbir sivilliğin sağlayamayacağı bir şeffaflıkla tam bir Kur’ânî metodla bu konuda da müceddidiyetini gösterdiği anlaşılmaktadır.

Tıpkı Asr-ı Saadet’te ve devamında topuz karşısında nuru tercih eden ve nuranî bir saltanatı temsil eden Ehl-i Beyt ile topuzu yani maddî iktidarı temsil eden Emeviler arasındaki saflaşmadaki sır gibi.

Nitekim o tarihin akışı içinde adeta kaderî bir istihdamiyetle, maddî iktidar karşısında, onları “muvazeneye getirmek” üzere Ehl-i Beyt’in mübarek cemiyet-i nuranisiyle mühim bir hizmet icra ettirilmiştir. İşte o mübarek neslin bu manevî istihdamiyet misyonu bugün için Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin sözünü ettiğimiz bu müsbet hareket odaklı ve iktidarları muvazeneye getirici hizmetleriyle ifa edilmektedir.

Bunu teyit etmek üzere, Bediüzzaman’ın talebelerine söylediği “kardeşlerim elimizde nur var topuz yok” hükmüne karşılık, akla gelebilecek olan, “Ey Üstadım bir elimizde nur diğer elimizde topuz olsa olmaz mı?” sorusuna Bediüzzaman’ın verdiği cevapta ise aynı hassasiyet ve kudsiyet gözlemlenmektedir: “Yüz elimiz de olsa ancak nura kâfi gelir!” 

Böylece çoğunluğu ehl-i tahkik olmayan avamın “bizi elindeki nur ile kendine çekip, öbür elindeki topuzla başımızı mı ezecek?” korkusuyla dinden de diyanetten de soğuyacağı uyarısında bulunmuştur.

O halde denilebilir ki, dinî cemaatler için ve sivil toplumun bütün örgüt ve organizasyonları için geçerli olmak üzere; misyon, vizyon gibi kavramlar yanında, müsbet hareket temelinde metodolojinin de önemi artmıştır. 

Amaç kadar yöntemin de meşrû olması gerektiği prensibinin hem uhrevî alandaki hizmetlerde ve hem de dünyevî alandaki faaliyetlerde geçerli olduğu her türlü tereddütten uzak olarak kabullenilmesi gereken bir husus haline gelmiştir.

-SON-

Fotoğraf: Erhan Akkaya

Okunma Sayısı: 2179
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı