"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Toplum kamu otoritesiyle ıslâh edilmez

29 Nisan 2019, Pazartesi
Bir toplumun kamu otoritesi eliyle ıslâh edilemeyeceğine toplumumuzun ikna edilmesi gerekiyor. Yani ülkeyi yönetenlerin bizi zorla dindarlaştıramayacağını, bizi zorla ıslâh edemeyeceğini kabul edersek, o zaman devleti gerçekten hürriyetlerimizi teminat altına alan yapı olarak telâkki edebileceğiz.

Avukat Kadir Akbaş Semineri (5)

***

Moderatör: Önemli bir tesbit yaptınız. Bugünkü kaotik ortamı ifade ettiniz. Bu kaotik ortamdan nasıl kurtulacağız? 1926 yıllarının şartlarına geri mi döndük?

Av. Akbaş: Hayır o kadar da geriye dönmedik. Bir Yeni Asya yazarı dün bir tesbitte bulunmuş ve “1946 yılı şartlarına geri döndük” demişti. Ben de aynı kanaatteyim. Türkiye henüz Avrupa Konseyinin bir üyesi. AİHM’in yargı yetkisini tanıyan bir ülke ve Batı blokunun bir parçası. Dolayısıyla 1946 hatta 1950’li yıllarda olduğumuz söylenebilir.

Buradaki temel problem şu: Geniş halk kitlelerinin demokrasi ile arasında oluşan soğukluğu kaldırmak gerekiyor. Tabiri hoş görün. İsrailoğullarının tapındığı bir altın buzağısı vardı. Türk dindarlığının, Türk muhafazakârlığının da aynen böyle erişemeyeceğini zannettiği bir devlet aygıtı, devlet aygıtının merkezinde olmak gibi tapındığı bir üstün gücü var. Dolayısıyla bunu korumak adına bütün mukaddesatını, bütün değerlerini feda edebileceği bir anlayış toplum tabanında yer ediyor. Bunun yanlışlığını topluma yeniden anlatmak gerekiyor.

TOPLUMUN ISLÂHI

Bediüzzaman Hazretleri’nin Münâzarât isimli eserini kaleme aldığı yıllardaki muhatapların düzeyini nazara alarak bu kavramları geniş halk kitlelerine yeniden benimsetmek, anlatmak gerekiyor. Bir toplumun kamu otoritesi eliyle ıslâh edilemeyeceğine toplumumuzun ikna edilmesi gerekiyor. Yani ülkeyi yönetenlerin bizi zorla dindarlaştıramayacağını, bizi zorla ıslâh edemeyeceğini kabul edersek, o zaman devleti gerçekten hürriyetlerimizi teminat altına alan, ama bunun ötesinde de başka bir ihsan beklenmemesi gereken bir yapı olarak telâkki edebileceğiz.

Türkiye’nin muhafazakâr kitlesi, tahribatın, iman zaafiyetinin kamu otoritesi eliyle gerçekleştirildiği gibi bir zanna sahip. Dolayısıyla ıslâhın da yine kamu otoritesi eliyle olursa suhuletle, kolaylıkla gerçekleştirilebileceğine inanıyor. Geçen on yedi yılda bunun mümkün olmadığını, aksine bütün kıstaslarda bir gerilemenin olduğunu vicdan sahibi herkes dile getiriyor. Bunu toplum olarak tam anladığımız zaman siyasete ve devlet aygıtına yaklaşımımız başka türlü olacaktır.

Yani insanlar “kanun içki içmeye izin veriyor” diye içki içiyor değiller ki “Kanun yasaklasın ki insanlar da içki içmekten vazgeçsin” diye düşünmek doğru bir yaklaşım olabilsin.

YAŞAYARAK ÖĞRENECEĞİZ

Moderatör: Türkiye’deki dindarlara birileri bürokrasiyi elde etmekle devletin ve böylece de milletin düzeleceğini söyledi. Senelerce dindarlar bu fikrin üzerinde yoğruldu. Bütün cemaatlerde bu fikir hâkim. Yani bir cemaate mahsus bir fikir değil. Siz insan haklarını, demokrasiyi, adaletperverliği, hakperestliği tabana indiremedik, dediniz. Said Nursî’nin ilk dönem eserlerinde bu hususlar çok kuvvetli bir biçimde yer alıyor. Nur Talebeleri bu mefhumları samimiyetle benimsedi. Ancak bu durum diğer cemaatler açısından böyle değil maalesef. Peki, bunu nasıl yapacağız, nasıl becereceğiz. Yani ta çocukluğundan başlaması gereken hakperestliği, adaletperverliği insan hak ve hürriyetlerini nasıl benimseteceğiz?

Av. Akbaş: Her şeyin başı eğitim diyeceğim, ama bu konuda en eğitimli olan kitlenin ortaya koyduğu tablo maalesef çok da umut verici değil. Bence yaşayarak öğreneceğiz.

Bakın bir grubun hareket noktası devletin hayatî müesseselerinde mevcudiyet ve bu mevcudiyeti her ne pahasına olursa olsun sürdürmekti. Elli yılın sonunda görüldü ki bu mevcudiyetin kıymet-i harbiyesi bir kararnamede yer almak kadarmış. Yani dolayısıyla birilerinin elli yıl emek verdiği bir iddia, bir yapı, üç günde yerle yeksan oldu. Demek ki yanlış bir metotla yanlış bir yatırım yaptılar.

28 ŞUBAT’IN TAHRİBATI

Toplumun diğer kesimleri siyaset eliyle toplumun ıslâh edileceği umudunun gerçekleşmeyeceğini artık görüyor, görmeye başlıyor. Ama diğer taraftan da bir kaygısı var. Belki 28 Şubat sürecinin en büyük tahribatı bu oldu. Ülkede serbest seçimlerle iş başına gelmiş bir Meclis vardı. Meclisin içinden çıkmış bir hükümet vardı. Meclis ve hükümetin arzu etmesine rağmen üniversitelerde başörtüsünün serbestçe kullanılabilmesine dönük bir karar alamama gibi bir durum oldu.

Bununla demokrasiyi işlevsiz kılan, meclisi güçsüz, acz halinde gösteren bir anlayış toplumun dindar kesimlerine adeta benimsetildi. “Bakın bununla olmuyor. Nasıl olur? Muktedir bir kişi çıkar ve o her şeye hükmeder, akabinde de bu sıkıntılar aşılır” dendi. Buradan hareketle gelinecek ve gelinen noktaya itiraz edilince de “senin demokrasi dediğin, parlamenter rejim dediğin dönemde biz bu sıkıntıları aşamadık. Bu dönemde biz sıkıntıyı aştık” deniyor.

Dolayısıyla Türkiye’de dün en temel hakların serbestçe kullanılmasına itiraz eden laik bir toplum kesimi vardı. Bu kesim bugün Halk Partisi ve onun etrafında kümelenen bir zihniyeti temsil ediyordu. Bu zihniyet bugün temel hakların benimsenmesi konusunda gösterdiği direncin ülkeye nasıl bir bedel ödettirdiğinin kısmen farkında.

Hatırlayalım, şimdiki CHP kamuda başörtüsü serbestisi söz konusu olduğunda buna karşı çıkmadı. Ve sık sık ta dile getiriyorlar ki “bizim cemaatlerle, dinî gruplarla bir problemimiz yok, bizim başörtüsü ile bir problemimiz yok”. Hatta bir adım öteye geçtiler, genel merkezde mescit açtılar, “bizim namaz kılanlarla bir problemimiz yok” diye göstermek istediler.

CHP eski tutumlarının ülkeye nasıl bir bedel ödettiğini, demokrasinin adeta yarı demokrasi bile denmeyecek vahim bir tabloya dönüşmesinde kendi paylarının var olduğunu gördü. Bence bu önemli bir kazanımdır.

Devam Edecek...

Okunma Sayısı: 1037
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı