İnsan çoğu zaman yanlış karar vermekten korktuğunu söyler.
Fakat biraz dikkat edilince, asıl korkunun her zaman yanlış karar olmadığı fark edilir. Bazen insanın en çok çekindiği şey, verdiği kararın sahibi olmaktır. Çünkü bir kararın sahibi olmak, onun yükünü de taşımayı kabul etmektir.
Bir iş seçerken, bir ortaklığa girerken, bir insan hakkında hüküm verirken veya bir sözü paylaşırken insan yalnızca seçenekler arasında tercih yapmaz. Aynı zamanda o tercihin neticeleriyle arasındaki bağı da kabul eder. Karar dediğimiz şey sadece bilgi meselesi değildir; içinde niyet, değer, korku, vicdan ve en önemlisi mesuliyet vardır.
Belki bu yüzden insanlık tarihi boyunca insanlar kendi yerlerine karar verecek otoriteler aramıştır. Kimi zaman çoğunluğa, kimi zaman geleneğe, kimi zaman lidere veya uzmana sığınmıştır. Bugün bu zincire yeni bir halka ekleniyor: yapay zekâ.
Artık birçok meselede ona danışıyoruz. Bir yazının nasıl geliştirileceğini, hangi seçeneğin daha uygun olduğunu, hangi risklerin gözden kaçtığını soruyoruz. Çoğu zaman gerçekten fayda da görüyoruz. Dağınık bilgileri toparlıyor, alternatifleri sıralıyor, acele hükümleri yavaşlatıyor. Fakat tam burada insanın unutmaması gereken bir ayrım beliriyor: Danışmak başka, teslim olmak başkadır.
Bir hekime danışmak, kişinin kendi sağlığına dair mesuliyetini ortadan kaldırmaz. Bir âlime sormak, insanı anlama ve amel etme sorumluluğundan kurtarmaz. Bir dostun fikrini almak, kararın bütün yükünü ona devretmek anlamına gelmez. Yapay zekâ da böyledir. İnsana ihtimalleri gösterebilir; fakat insanın yerine mesul olamaz.
Bu çağın en ince imtihanlarından biri burada ortaya çıkıyor. İnsan “Ben böyle düşündüm” demek yerine “Sistem böyle söyledi” cümlesinin arkasına saklanabilir. Hata yaptığında kendi niyetine, dikkatsizliğine veya zaafına bakmak yerine, kararı bir algoritmanın tavsiyesine havale edebilir.
Hâlbuki imtihan, insanın karar sahibi olmasını gerektirir. Bediüzzaman’ın dünyayı bir imtihan meydanı olarak okutan yaklaşımı burada derin bir ölçü verir. Dünya yalnızca ne bildiğimizin değil, bildiğimizle ne yaptığımızın ortaya çıktığı yerdir. Sabır, adalet, merhamet, sadakat, cesaret ve ihlâs; bilgi depolandığında değil, tercih anında görünür olur.
Bu yüzden yapay zekâ insanın yerine imtihana giremez. Daha fazla bilgi sunabilir, daha çok ihtimal gösterebilir, daha güçlü analizler yapabilir. Fakat bütün bunlardan sonra insanın önünde hâlâ bir tercih durur. Ve o tercih, insanın kim olduğunu gösterir.
Belki yapay zekâ çağının asıl sorusu makinelerin ne kadar zeki olacağı değildir. Asıl soru şudur: İnsan, elindeki bütün bu bilgiye rağmen kararlarının sahibi olmaya devam edecek mi?
Çünkü sonunda herkes aynı noktaya gelir. İhtimaller sunulmuş, deliller gösterilmiş, tavsiyeler alınmıştır. Fakat insan yine kendi kalbiyle baş başa kalır. Ve kıyamet günü ona sorulacak soru, “Sana ne söylendi?” değil; “Sen neyi seçtin?” olacaktır.