İnsan, kendi zihninin sınırlarını en zor fark eden varlıktır.
Çoğu zaman meseleleri tarafsız değerlendirdiğini düşünür; fakat fark etmeden kendi mizacının içinden konuşur. Kendi tecrübesini ölçü, korkularını tedbir, alışkanlıklarını da doğruluk zannedebilir. Aklı güçlüdür; ama kendi içine kapanmaya da meyillidir.
Bu yüzden hayatımızın önemli kararlarında yalnız kalmak istemeyiz. Bir dostun fikrine başvurur, bir büyüğün tecrübesini dinler, bazen de sadece içimizi açacak bir muhatap ararız. Çünkü insan, kendi göremediği yeri başkasının nazarıyla görebilir. Meşveretin sırrı da burada gizlidir: O, yalnız fikir toplamak değil; insanın dar penceresinden çıkıp daha geniş bir ufka bakabilmesidir.
Bugün bu tabloya yeni bir unsur eklendi. Artık meselelerimizi yalnız insanlarla konuşmuyoruz. Bir metni yapay zekâya okutuyor, bir kararın risklerini ona analiz ettiriyor, eksiklerimizi ona bulduruyoruz. Hatta bazen insanlar arasında konuşulacak meseleleri önce bir algoritmaya açıyoruz.
Bu imkân küçümsenemez. Yapay zekâ dağınık ihtimalleri toparlayabilir, gözden kaçan noktaları gösterebilir, farklı bakış açılarını kısa sürede önümüze serebilir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir sınır var: Yapay zekâ meşverete yardımcı mı oluyor, yoksa meşveretin yerini mi almaya başlıyor?
Çünkü insan kolay olanı sever. Uzun konuşmalar yerine hızlı cevapları, zahmetli istişareler yerine net sonuçları tercih edebilir. Bir meseleyi saatlerce müzakere etmektense birkaç saniyede gelen bir cevaba yaslanmak rahatlatıcıdır. Ne var ki rahatlatıcı olan her şey insanı geliştirici olmayabilir.
İnsanlar bir masa etrafında toplandığında bazen karardan daha büyük bir şey ortaya çıkar: Birbirlerini dinlemeyi öğrenirler, farklı hassasiyetlerle karşılaşırlar, kendi fikirlerinin mutlak olmadığını görürler. Güven tazelenir, sorumluluk paylaşılır ve ortak bir mana oluşur.
Risale-i Nur’daki şahs-ı manevî anlayışı da burada önemli bir ölçü sunar. Şahs-ı manevî, tek bir zekânın büyümesi değildir. Farklı insanların ihlasla, sadakatle ve ortak bir gaye etrafında birleşmesiyle ortaya çıkan manevî bir kuvvettir. Birinin göremediğini diğeri görür; birinin aşırılığını diğeri dengeler; birinin eksik bıraktığını başkası tamamlar.
Yapay zekâ, bu şahs-ı manevînin hizmetinde faydalı bir araç olabilir. İnsanların daha hazırlıklı gelmesine yardımcı olur, unutulan soruları hatırlatır, riskleri görünür kılar. Fakat şahs-ı manevînin kendisi olamaz. Çünkü şahs-ı manevî yalnız bilgi alışverişinden değil; ihlastan, emniyetten, kardeşlikten ve ortak mesuliyetten doğar.
Gelecekte asıl tehlike belki de kararların yanlış alınması değil, insanların karar süreçlerinden yavaş yavaş çekilmesi olacak. Her şeyin analiz edildiği, her ihtimalin hesaplandığı bir dünyada insan, sorumluluğunu da algoritmalara devretmek isteyebilir. O zaman “Biz böyle uygun gördük” cümlesinin yerini “Sistem böyle söyledi” cümlesi alır.
Oysa meşveretin ruhunda kararın yükünü birlikte taşımak vardır. İnsan yalnız düşünen değil, aynı zamanda mesul olan bir varlıktır.
Teknoloji geliştikçe aklımızın erişim alanı genişliyor. Fakat asıl soru hâlâ yerinde duruyor: Akıl çoğalırken insan da büyüyor mu? Yoksa makineler cevap verdikçe, biz birlikte düşünme ve birlikte mesul olma kabiliyetimizi mi kaybediyoruz?