"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vatandaş hür değilse, adalet yoktur

03 Temmuz 2019, Çarşamba
Demokrasi şuna inanır ki, vatandaşları hür olmayan bir devlet muhiti içinde adalet yoktur ve olamaz. Çünkü devlet eliyle adalet her vatandaşa lâyık ve müstehak olduğu muameleyi yapmak, hak ettiği mükâfatı veya mücazatı vermektir. Bu ise vatandaşın hür, yani fiil ve hareketlerinin bizzat sahibi ve mesulü olmasını icabeder. Hür olmayan kimse, kendi fiil ve hareketlerinin sahibi değildir ki, mükâfat veya cezaya lâyık olsun.

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in “DEMOKRASİ YOLUNDA” isimli kitabından satır başları - 5

***

Demokrasinin Üç temeli: Hürriyet-Müsavat-Adalet (23 Mayıs 1961 tarihli kudret gazetesinde yayınlanmıştır.)

Niçin yüz elli seneden beri, dünya milletleri, suların yamaçtan enginlere doğru akması gibi, demokrasiye akmakta ve bu rejimi cemiyet hayatının bir ideali görmektedir? On sekizinci asırda İngiltere’de kemalini bulan demokrasi niçin her renk ve ırktan milletleri cazibesi altında tutmaktadır? Sovyetler dünyası gibi demokrasiden en çok uzak yaşayan memleketler bile, onu inkâr edecekleri yerde demokrasi rejiminde olduklarını ilân edip övünmektedir? Bu akış bir siyaset modası, bir yenilik hevesi ve bir geçici fantezi midir? Yoksa bu rejimin cevap verdiği hakikî ihtiyaçlar mı vardır?

Aşağıda, bu noktalar üzerinde duracak ve demokrasideki cazibenin tılsımını çözmeye çalışacağım.

Demokrasi, insanlığın özlediği ideal bir devlet rejimidir; çünkü, nerede ve ne durumda olursa olsun, her insanın hayat yolunu şeref ve haysiyetinin sahibi olarak yürümeye ve benliğinin efendisi kalmaya müsavi surette ihtiyacı vardır. Demokrasi bu insan ihtiyacına ve bu gönül akışına en iyi cevap veren rejimdir. 

Bu rejim insanı, her türlü sıfat ve etiketten soyarak, sırf insan olarak alır ve onun en şerefli bir varlık olduğuna, değerler üstü bir değer taşıdığına inanır. Demokraside hükümet ve vatandaş münasebetleri bu inanca dayanır.

DEMOKRASİDEN BAŞKA REJİMLER

(...) Demokrasiden başka olan rejimlerin ahlâkî hayatında, bizatihi değer olarak, insan ve vatandaş yoktur; tabi (boyun eğen, itaat eden), metbu (kendine uyulan), efendi-uşak vardır ve uşaklar zümresi, efendiler zümresini yedirip beslemek için çalışır ve yaşar. Demokraside ise, kanun ve nizamların çizdiği hudutlar içinde herkes, zengin, fakir, kuvvetli, zayıf hülâsa herkes şahsının sahibi ve benliğinin efendisidir.

Demokrasi, ideal bir devlet rejimidir, çünkü insan tabiat ve yaratılışına en uygundur. Cemiyet içindeki her insan, inkişaf etmek, benliğinde taşıdığı kuvvet ve kabiliyetleri yolunca geliştirmek, hülâsa mesut yaşamak için üç manevî gıdaya muhtaçtır. Bunlar: Hürriyet, müsavat, adalettir. (s. 84)

İnsan havaya ve ışığa muhtaç olduğu kadar ve o derecede hürriyete de muhtaçtır. Hava ve ziyadan mahrum olan çiçek nasıl solar, dökülürse, hürriyet güneşinden mahrum olan insan da öylece söner, mantarlaşır… Bunun içindir ki, terakki ve yüksek medeniyet hür cemiyetlere mahsus bir nimettir ve hürriyet mahrumu insanlardan mürekkep cemiyetlerin nasibi, siyasî olmazsa, muhakkak iktisadî köleliktir.

(...) Umumiyetle baskı rejimleri, hürriyeti sakınılması gereken bir tehlike görürler ve halkı buna inandırmak için –sanki hürriyet anarşi demekmiş gibi- anarşinin zararlarını sayıp dökerler. Bütün tarih şahittir ki, asıl tehlike bu despotik telâkkidedir.

Demokrasi yalnız hürriyetçi değil, hem de müsavatçıdır. Bütün insanların insanlık şeref ve haysiyetinde müşterek ve insanlık cevherinde müsavî surette hisse sahibi olduklarını kabul eder.

Garp tipi demokraside müsavat sırf hukukîdir; maddî ve iktisadî sahayı aşmaz. Hukukî müsavat da kanun önünde eşitlik demektir. (s. 85)

Demokrasi ve adalet  

Demokrasinin cemiyet nizamı yalnız hürriyetçi ve müsavatçı değil, hem de bilhassa adaletçidir. Bu rejim cemiyet meselesine “Adalet devletin temelidir” hakikatinden hareket eder.

Demokrasi felsefesinde vatandaşın hürriyeti ve eşitliği birer gaye-prensip değildir. Bunlar içtimaî hayatta adalet ülküsünün bilfiil tahakkuk edebilmesi için sırf birer vasıta prensiptir. Başka bir deyişle, vatandaşın hürriyeti ve eşit muamele görmeye olan hakkı, adaletin yerine gelmesinin vasıtası ve temel şartıdır.

Demokrasi şuna inanır ki, vatandaşları hür olmayan bir devlet muhiti içinde adalet yoktur ve olamaz. Çünkü devlet eliyle adalet her vatandaşa lâyık ve müstehak (hak etmiş) olduğu muameleyi yapmak, hak ettiği mükâfatı veya mücazatı (bir suç ve kabahate karşı verilen ceza) vermektir. Bu ise vatandaşın hür, yani fiil ve hareketlerinin bizzat sahibi ve mesulü olmasını icabeder. Hür olmayan kimse, kendi fiil ve hareketlerinin sahibi değildir ki, mükâfat veya cezaya lâyık olsun. (s. 87)

MÜSAVAT OLMAYAN YERDE ADALET YOKTUR

Demokrasi şuna da inanır ki, müsavat olmayan yerde de adalet yoktur. Çünkü, yine devlet eliyle adalet, vatandaşlar arasında mükâfat tevziinde herkese liyakat, hizmet ve yararlılığına; mücazat tevziinde de suçuna ve suçluluğunun derecesine göre eşit muamele etmektir. Bu ise, demokratik müsavatın kendisidir. Filhakika demokratik müsavat tamamiyle nisbî ve izafîdir, fakat asla, ikinin ikiye eşitliği gibi mutlak ve matematik değildir ve demokrasi bu türlü müsavatı reddeder. Zira aşikâr ki, insanlar arasında matematik bir eşitlik yoktur; bilâkis tabiî olarak çok acı ve açık müsavatsızlıklar vardır: İnsanların kimi faal ve zeki, kimi uyuşuk ve ahmak, kimi hassas ve çalışkan, kimi vurdum duymaz ve hantaldır. Kuvvet, kabiliyet, hizmet ve liyakatta eşit olmayan insanlar arasında, sun’î olarak eşitlik oluşturmak, hem aczi ve tembelliği mükâfatlandırmak, hem de hizmet ve liyakat sahipleri aleyhine daha acı bir müsavatsızlık oluşturmaktır.

(...) Başka bir deyişle, demokratik müsavat sırf hukukîdir ve ifadesini kanun önünde beraberlikte bulur.

İlâve edelim ki, demokrasinin cemiyet nizamında adaletin de üstünde “ihsan (acıma, şefkat) ve atıfet (iyilik, bağışlamak)” yahut, bir kelime ile “iyilik” vardır. (s. 88)

İyilik, en yüksek içtimaî bir fazilettir ve adaletten de üstündür. Çünkü iyiliği mükâfatlandırmak adalet olduğu gibi, kötülüğü cezalandırmak da adalettir. İyilik ise mükâfat ve mücazat gibi bir karşılık beklemeyen, ilâhî bir haslettir ve bu sebeple içtimaî nizamın en derin temelidir. Söylemeye lüzum görmem ki, bu hakikatleri genç nesil, evvelâ aile ocağında, ana baba görgüsünden sonra da bilhassa mektepte hocalarından öğrenir. Fakat mektep bu insanî vazifesini hakkıyla başarabilmek için, hüküm süren politikaya karşı tarafsız yani hür olmak lâzımdır. (s. 89)

Hürriyet terbiyesi ve hür mektep

Demokrasi herşeyden evvel bir ruh ve zihniyettir, dedik. Bu ruh ve zihniyet hürriyet terbiyesinden doğar. Bu terbiye ise, ferdin bedenî ve fikrî hayat ve münasebetlerinde, kendi aklı ve iradesi ve kuvvetiyle, kendini bizzat sevk ve idare etmesi ehliyet ve sanatından ibarettir. Zira tekrar edelim ki, demokrasi kendilerini i’zan ve muhakemeleriyle idare etmesini öğrenmiş ve bu terbiye ile yetişmiş insanlardan mürekkep camiaların hükümet rejimidir.

Bu sanat ve terbiyenin ilk ve en feyizli yuvası, şüphe yok ki, her derecesiyle mekteptir. Gerçi bu hususta aile daha evvel gelir ve daha ehemmiyetli gibi görünürse de; iyi düşünürsek, zamanımızda ana babaları da yetiştiren mektep olduğu için, bugün ailenin terbiye bahsindeki rolü, mektebe yardımcı bir duruma düşmüştür. (s. 91)

Yalnız şuna dikkat edelim ki, mektebin sağlam bir hürriyet terbiyesiyle genç nesli yetiştirmesi ve bu yoldaki vazifesini hakkıyla yapabilmesi için, herşeyden evvel, yürekleri sırf hakikat ve memleket aşkıyla çarpan şahsiyet ve karakter sahibi hocalara ve idarecilere sahip bulunması, yani mektebin hür bir müessese olması lâzımdır. Ta ki bu sayede, hükmeden bir otoritenin emir kulu ve politikanın esiri haline düşmesin. Ancak bu şartladır ki, mektep genç neslin feyiz ocağı ve millî varlığın kuvvet kaynağı ve istinat noktası olur. (s. 92)

Mektebin genç nesle ve memlekete karşı mukaddes bir vazifesi vardır. Bu vazife günün politika havasını çalmak değildir; memleket çocuklarını, ilmî ve objektif hakikatler üzerinden, hür bir ruh ve metotla terbiye edip yetiştirmektir. Bu ruh ve hakikatler ise, hükümet emri ile ve uydurma bir dil ile yazılan, muayyen bir politikanın menfaat ve ihtiras gözlüğünden bakışlarını çerçeveleyen kitaplardan çok yüksek ve uzaktır. (s. 95)

SON

Okunma Sayısı: 1163
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı