Bütün dünyada çocukları ve gençleri ‘sosyal medya musibetinden’ korumanın yolları aranmaya başlandı.
Bazı ülkeler sosyal medyaya erişim yasağı dahi başlattı. Bunlar çok önemli tedbirler olmakla birlikte tek başına yeterli olmadığını da görmek icap eder.
Çocukları ve gençleri belli noktalarda ‘yasak’ koyarak bir süreliğine muhafaza etmek mümkün olsa da yetişkinleri muhatap alan yalan ve dolanlarla nasıl başa çıkılacak? Ve sosyal medyadaki müfterilerle nasıl başa çıkılacak?
Sosyal medyada dolaşan yazılarda Üstad Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur aleyhindeki iftiralar da ön sırada yer alıyor. Belki 99 defa cevapları verilen bazı iddia ve dillendirilen iftiralar ısrarla ve muhtemelen bazı mahfillerce dönen dönem tekrarlanıyor.
En başta şunu ifade etmek gerekir ki, Üstad Bediüzzaman’ın hayatı meydandadır. Her dönemde ön saflarda yer almış, icap ettiğinde cephelerde savaşmış, memleket meseleleriyle meşgul olmuştur. Cumhuriyetin ilânından sonraki hayatı da zaten çoğu zaman tarassut, gözaltı, mahkeme ve hapislerle geçmiş. Dolayısı ile bilinmeyen, karanlıkta kalan bir hayat safhası yok ki temelsiz iddialar ve iftiralar zihinlerde yer bulabilsin?
Telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı da aynı şekilde yerli ve yabancı ilim ehlinin gözü önündedir. Her kademede insanın istifade ettiği eserler için ‘faydalı değil’ diyenler kimi inandırabilir. Tabiî ki müfteriler ‘faydalı değil’ demiyor, çok daha ağır iftiralarla Risale-i Nur’a ve eserlerin müellifi Bediüzzaman’a hücum ediyorlar. En hafif itiraz, bu eserlerin anlaşılmadığı iddiasıdır. Peki, anlaşılmayan bir eseri yüzbinler ya da milyonlarca kişi ısrarla okumaya devam eder mi? Eğer böyle düşünüyorlarsa anlaşılmaz eserler yayınlayıp neticesini ölçebilirler. İtiraz eden kişiler “Ben okudum, anlamadım” dese haklı olabilir. Elbette bu eserleri anlamayanlar da olabilir. Fakat burada kabahati müellife ve eserlere atmak yerine, okuyanlar kendilerinde de eksiklik görse daha uygun olmaz mı?
Son zamanlarda yine bildik iftiralar dolaşıma sokulmuş gibi görünüyor. Geçen yıllarda dile getirilen, fazlasıyla gerekli cevapları verilen konuları ‘yeni’ gibi dolaşıma sokanlar bilsin ki bu ve benzeri yalanlar ve iftiralar Risale-i Nur’a ve müellifine zarar veremez. Hele hele talebelerine, bilmana “Ben de sizin gibi Risale-i Nurun bir talebesiyim” ya da “Çünkü ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenâb-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş” (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektub, s. 329.) diyen bir âlimi “kendini beğenmiş âlim” olarak tarif etmek ve tanıtmaya çalışmak hiç başarılı olabilir mi?
Bütün müfterileri ve yalan yanlış bilgilerle insanları Risale-i Nur’dan soğutmaya çalışanları Allah’a havale ediyoruz.