"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bak hele!

Faruk ÇAKIR
24 Ekim 2021, Pazar
Konu, Basın İlân Kurumu’nun gazetelere resmî ilân verirken uygulamadığı ölçüler olunca acaba ‘Bak hele’ mi demek gerekirdi?

Basın İlân Kurumu’nun internet sitesinde ‘Hakkımızda’ şöyle yazılmış: “Basın İlân Kurumu 1961 yılında, 195 sayılı Kanun ile kurulmuş, kamu tüzel kişiliğini haiz bir idaredir. Resmî ilânların âdil bir şekilde gazetelere dağıtılması amacıyla kurulan Basın İlân Kurumu, bugüne kadar fikir ve içerik farkı gözetmeksizin yürüttüğü aracılık hizmetini başarıyla sürdürmüştür.” (bik.gov.tr, erişim: 22 Ekim 2021)

Bunca yıllık ‘resmî kurum’ olan BİK, acaba burada bahsedildiği gibi “fikir ve içerik farkı gözetmeksizin” aracılık hizmetini yürütüyor mu? Gerek BİK idarecileri ve gerekse BİK’in dolaylı olarak bağlı olduğu ‘devlet idarecileri’ bunu söyleyebilir mi? Eskaza söylese, medya dünyası buna inanır mı? 

Geçmiş yıllarda bu kritere büyük ölçüde uyulduğu doğrudur. Ancak ‘bizden olmayan hiç olsun’ anlayışına sahip idarecilerin yetkili olduğu son yıllarda bu hususa uygulamadığı gibi millete de yanlış bilgi verilmiş oluyor. Basın İlân Kurumu’nun yönetmelikle belirlenen vazifeleri vardır. Buna göre hak edene ilânlar verilir ve gazetelerin muhtevasına bakılmazdı. Son yıllarda önce gazetelerin fikrine bakılıyor ve iktidara muhalefet edenlere ilân verilmiyor ya da verilmemek için her türlü zorluk çıkarılıyor. “Yok, öyle değil” diyenler için başka bazı gazeteler yanında Yeni Asya’ya yapılan ayrımcılık inkâr edilebilir mi? 50 yılı geride bırakan Yeni Asya’ya ‘resmî ilân’ vermemek için didinenleri insafa dâvet edip, hukuka uymaya çağırmaktan başka ne yapılabilir ki?

Nitekim Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan da, BİK’in resmî ilân kriterlerini eleştirmiş. Arslan, “resmî ilân verilecek gazeteleri belirleme konusunda neredeyse sınırsız bir idarî takdir yetkisinin kapısının sonuna kadar açıldığını” kaydetmiş. AYM Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, üyeler Engin Yıldırım ve Celal Mümtaz Akıncı da benzer tesbitlerle karşı oy vermiş.

Bu haksız uygulamaların en sonunda hukuktan döneceği bellidir. Ancak bu sürenin uzaması gereksiz hak kayıplarına yol açmayacak mı?

BİK’in uygulamalarından bahsederken “İletişim Başkanlığı”nın keyfî olarak basın kartı vermeme kararlarını da hatırlatmak gerekmez mi?  

Burada da yüzde yüzbir keyfî uygulama yapılıyor. Yeni basın kartı almaya hak kazananlara hak ettikleri kartı vermemenin yanında, yıllarca çalışıp ‘sürekli basın kartı’ almaya hak kazananların kartlarını yenilememek suretiyle kartlarına fiilen el koymak hukukla açıklanabilir mi?

Gerek BİK ve gerekse TC Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak iş yapan “İletişim Başkanlığı” kesin olarak yanlış yapıyor. Bu yanlışlar er ya da geç hukuk yoluyla geri döner, ama bilerek yanlışta ısrarın bir izahı olabilir mi?

Lütfen, hukukun gereği yapılsın ve hem hak edenlere basın kartları verilsin hem de yenilenmeyen bütün sürekli ve ‘sarı’ basın kartları yenilensin...

Okunma Sayısı: 1654
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı