"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Göçenler ve kalanlar

Faruk ÇAKIR
10 Mayıs 2022, Salı
Eskiden beri ülkemize göçmenler gelirdi, fakat komşumuz Suriye’de patlak veren ‘savaş ve kargaşa’ sonrası ortaya çıkan tablo çok farklı.

Başlangıçta 100 bin ya da 300 bin kişinin geleceği tahmin edilirken şartlar değişti ve 3 ya da 6 milyon kişi Türkiye’ye gelmek mecburiyetinde kaldı.

Suriye’deki savaş sebebiyle ülkemize gelenlerin nasıl isimlendirileceği gibi meseleleri ehil olanlara havale etmek lazım. Fakat bu ‘göç’ iyi idare edilebilseydi Türkiye için çok daha faydalı olabilirdi. 

Şunu hemen ifade edelim ki böyle meselelerde toptancılık anlayışıyla hareket etmek insanı yanıltır. Bütün göçmenleri zan altında bırakan anlayış kimseye bir fayda vermez. Göçmen olsun ya da olmasın her insan topluluğu içinde ‘iyi’ler ve ‘fena’lar vardır ve olur. Mühim olan hadiseye bu pencereden bakabilmektir. Aksini yapıp tamamını suçlamak ya da tamamını savunmak doğru olmaz.

Göçmen ya da gurbetçiliğin ne olduğu Türkiye’de yaşayanların bilmemesi mümkün değil. 1960’lardan sonra Almanya’ya işçi olarak gidenlerin orada çektiği sıkıntıları çoğu kişi bilir. Türkiye’nin hemen her köyünden ya mahallesinden Almanya, ya da komşu ülkelere işçi olarak gidenler olmuştur. Dolayısı ile ‘işçi’lerimizin gittikleri ülkede ne gibi sıkıntılar çektiklerini dolaylı olarak çoğumuz dinlemiş olabiliriz. Bu sebeple göçerek gelenleri anlayışla karşılamak ve onlara el açmak doğru olandır.

Burada en büyük iş, Türkiye’yi idare edenlere düşer. Hadisenin en başından itibaren açıklık, şeffaflık ve ‘istişare’ ile yol alınmış olsaydı muhtemeldir ki bu günkü tartışmalar yaşanmayabilirdi. Bütün dünyanın gördüğü üzere göçleri en aza indirmek ya da sona erdirmenin yolu dünyadaki bütün ülkelerin demokrasi ve hürriyet sistemiyle idare edilmesini teminden geçer. Bir ülkede doğan ve hür bir şekilde yaşanan insanların büyük riskleri göze alarak başka ülkelere gitmesi çok ihtimal dahilinde değildir. Mesela Suriye’de bir savaş patlak vermemiş olsa bunca insan yerini ve yurdunu terk eder miydi? Aynı şekilde Afganistan ya da Pakistan’dan binlerce kişi ölümü göze alıp Avrupa’ya doğru hareket eder miydi? 

Hadiseye bu pencereden bakmak ve barış ve sulhun bütün ülkelerin ve insanların hakkı olduğunu kabul etmek gerekir. Zaten Birleşmiş Milletler bu maksatla kurulmamış mıydı? Avrupa ya da Amerika ya da başka ülkeler ‘göçmen’lere sınırlarını kapatmak yerine her ülkenin insanının doğduğu yerde rahatça yaşayabileceği bir sistemi kurma ve destekleme politikaları ortaya koymalı. Bu yapılmadığı sürece bugün Suriye’den, yarın başka bir ülkeden milyonlarca kişi ‘göç’ etmenin yollarını aramayı sürdürür.

Bu umumi prensiplerin yanında Türkiye’nin yapması gereken şey; büyük bir ‘istişare masası’ kurmak ve bu meseleye hal çaresi aramaktan geçer. Belki de herkes aynı şeyi, farklı kelimelerle istediği için anlaşmazlık çıkıyor. Konuşarak ve konuşturarak bu mesele hallolur vesselam.

Okunma Sayısı: 1089
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    10.5.2022 10:40:22

    Bu ve bunun gibi derin meseleler, ortak akılla, iktidar ve muhalefetin ve de vatandaşların mümessilleri ile yapılması gereken ciddi istişare ve fikir birliği ve uzlaşısı ile ancak yapıcı ve kalıcı bir çare bulunabilir. Gerisi havanda SU DÖĞMEKTİR, vesselam.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı