"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkiye ve kendine münhasır İslamofobisi

Fatmanur Öztürk
27 Şubat 2024, Salı
Son zamanlarda tüm dünyanın ırk ve din ayrımı yapmadan ayağa kalktığı Filistin meselesinde, hayvan haklarından tutun da suni tartışmalarla gündeme gelen pek çok konuda tepki göstermekten geri durmayan Türk elitiziminin sessizliği, beni bu konuda düşünmeye sevk etti. Zira, İslamofobi zannedilenin aksine sadece Batı medeniyetine münhasır bir mesele değil; aksine İslam ülkelerini de içine alan ithal bir ateş çemberi. Tunus, Mısır, Cezayir gibi kolonyal tecrübe yaşamış yahut tepeden inmeci ve katı bir laik çizgi ekseninde Batılılaşmış Müslüman ülkelerin toplumsal travmaları ne yazık ki günümüzde de etkisini sürdürüyor.

Bir algı yönetimi ile başlayan “Ortadoğu Bataklığı”nda kendi dinine kasten küstürülmüş, özküçümseme ile şekillenmiş dindar ataların seküler çocukları, katı batılılaşma politikalarına kayıtsız kalmamış ve kendi toplumlarının içerisinde bir “öteki” inşa edilmesini tetiklemişlerdir. Haliyle, sadece kendi kültür ve dinine düşman olarak Batılılaşan elitin, Türkiye’de İslam ve Müslümanlığa karşı duyulan ideolojik parametrelerinden biri haline gelmesi, her geçen gün sosyal medya gibi çeşitli mecralarda kendini hissettirmektedir. 

Özellikle Twitter üzerinde, suni biçimde, dindar vasıflı bilinen kişi ve kurumların yaşamış olduğu tekil negatif olaylar, umum dindarlığa ve İslamiyet’e mal edilmektedir. Bu durum, mukaddes değerlerin hakaret kampanyasına alet edilmesine ve mizah yoluyla dinin itibarsızlaştırılmasına yönelik faaliyetlere sebebiyet vermektedir. Henüz üzerinden yirmi yılın dahi geçmediği ve ülke gündemini uzun bir dönem işgal etmiş başörtüsü gibi tartışmaların halen mevcut olması, yakın zamanda yaşanan olayların etkisiyle dindarlara yönelik kasıtlı oluşturulan çekinceler de toplumsal ayrışmayla neticelenmekte ve hoşgörüyü zedelemektedir.

Sonuç itibariyle, toplumsal travmalarla tetiklenen, tefrikanın yaygınlaştığı ve bizi birbirimize bağlayan nurani rabıtaları unuttuğumuz bu ortamda, tahammül seviyesinin ve toleransın giderek azalmakta olduğu aşikardır. Bu durumda, kötü maksatlı çevrelerce körüklenen yapay manipülasyonlarla başa çıkmak için güçlü kurumlar, devlet yöneticilerinin söylemlerindeki hassasiyete ve dezenformasyona karşı bilgilendirici faaliyetlere ihtiyaç duyulmaktadır. En mühimi ise Müslümanlara, dinin sosyal hayattan ayrıştırıldığı seküler bir anlayış yerine; hayatın her biriminde ‘Müslümanca’ yaşamak ve hakkaniyetli bir temsil vazifesi düşüyor.

Okunma Sayısı: 855
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mustafa Said Kara

    27.2.2024 09:29:26

    Bu güzel yazı için teşekkür ederim. "ortadoğu bataklığı" kavramı da batılı sömürgecilerin ürettiği bir kavram. Ortadoğu batının işgaline kadar güllük gülistanlıktı. Bizatihi ortadoğu kavramının kendisi bile geçerli bir kavram değil. Batıya göre islam ülkerini kapsayan her alan ortadoğudur. Ortadoğu da olmasına rağmen ermenistan, gürcistan, israil gibi devletler ortadoğulu değildir. Fas ve mısır ortadoğuya dahildir. Afganistan pakistan da dahildir. Batıya göre Müslüman olan herkes ortadoğuludur.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı