"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hukuk işlerse 28 Şubatlar olmaz - Post-modern darbenin 29. yılı

28 Şubat 2026, Cumartesi 02:23
DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİNİN HEDEF ALINDIĞI 28 ŞUBAT SÜRECİ DERİN TRAVMALARA YOL AÇTI. YENİ ASYA OLARAK BİZİM DE AĞIR BEDELLER ÖDEDİĞİMİZ ASKERÎ VE SİVİL VESAYETLERİN ÇÖZÜMÜ HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞINDA YATIYOR.

Yeni Asya - Nurseza Parlakloğlu - Mehtap Y. Yükselten

MİLLÎ İRADEYE SAVAŞ AÇILDI

Post-modern darbe olarak anılan 28 Şubat sürecinin üzerinden 29 yıl geçti. 28 Şubat 1997’de toplanan MHK'da alınan kararlarla başlayan süreç, seçilmiş hükümet üzerinde askerî ve bürokratik baskı kurdu; başörtüsü yasağı başta olmak üzere din ve vicdan hürriyetini hedef alan sert uygulamalar, fişlemeler yapıldı. Demokrasiye "balans ayarı" denilen müdahale, siyasî ve toplumsal hayatta derin izler bıraktı.

VESAYETLER HUKUKLA AŞILIR

Cumhurİyet tarihinde yaşanan darbeler sonucunda, insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti anlayışında açılan yaralar hâlâ tam olarak sarılamadı. Müdahaleler, hükümetlerden çok, millet iradesine ve temel hak ve hürriyetlere zarar verdi. Darbe tecrübeleri, bu anlayıştan uzaklaşıldığında demokrasinin zarar gördüğünü ortaya koydu; çözümün ise hukuk devleti ve işleyen bir demokrasi olduğu görüldü.

Yeni Asya da ağır bedeller ödedi

28 Şubat sürecinde “inanç hürriyeti” ve “hukuk devleti” vurgusu yapan yayınlar hedef alındı; baskı iklimi derinleşirken fikir ve ifade hürriyeti ciddî biçimde daraltıldı.

Yeni Asya olarak müessesemiz de bu süreçte ağır bedeller ödedi. En büyük mağduriyetlerden birini Gazetemiz İmtiyaz Sahibi merhum Mehmet Kutlular yaşadı.

Kutlular 276 gün hapis yattı; gazetemiz bir ay süreyle kapatıldı ve Basın İlân Kurumu tarafından resmî ilanlarımızda kesintiye gidildi.

***

Yaralar hâlâ tam olarak sarılabilmiş değil

Post-modern darbe olarak anılan 28 Şubat’ın üzerinden 29 yıl geçti; ancak hukuk, adalet ve demokrasi alanında açılan yaralar hâlâ tam olarak sarılabilmiş değil.

28 Şubat süreci, insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti zemininde derin yaralar açtı; yaşanan tecrübeler vesayetin ancak adalet, meşveret ve kanun hâkimiyetine dayalı bir düzenle engellenebileceğini bir kez daha hatırlattı. Post-modern darbe olarak anılan 28 Şubat sürecinin üzerinden 29 yıl geçti. 

28 Şubat 1997’de toplanan Millî Güvenlik Kurulu’nda alınan kararlarla başlayan süreç, seçilmiş hükümet üzerinde askerî ve bürokratik baskıyı arttırmış; başörtüsü yasağı başta olmak üzere din ve vicdan hürriyetini hedef alan uygulamalar yaygınlaşmıştı. 

Demokrasiye “balans ayarı”

Demokrasiye “balans ayarı” yapıldığı iddiasıyla yürütülen müdahale, siyasî ve toplumsal hayatta derin izler bıraktı. 28 Şubat 1997’de yapılan yaklaşık 9 saatlik MGK toplantısında, dönemin Refah-Yol hükümetine bir dizi karar dayatıldı. “İrtica ile mücadele” başlığı altında alınan kararların uygulanması için hükümete baskı yapıldı, süreç fiilî bir muhtıraya dönüştü. Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı olan Çevik Bir, süreci “balans ayarı” olarak nitelendirmiş; Sincan’da tankların yürütülmesi hafızalara kazınmıştı. Bu görüntüler, demokratik düzene müdahalenin sembolü hâline geldi.

Medya ve sermaye desteği

Süreç boyunca ana akım medya organlarının attığı manşetlerle askerî müdahale iklimi güçlendirildi. Bazı gazeteler ve televizyon kanalları da brifingli yayınlarla kamuoyunu yönlendirdi. Bir kısım sermaye çevreleri de açıklamaları ve tutumlarıyla sürece destek verdi, ekonomik ve sosyal baskı siyasî baskıyla birlikte yürütüldü.

Başörtüsü yasağı derin yaralar açtı

Süreçle birlikte üniversitelerde başörtüsü yasağı sert biçimde uygulanmaya başladı. Öğrenciler okullara alınmadı, ikna odaları kuruldu. Kamuda görev yapan başörtülü memurların görevlerine son verildi; çok sayıda kamu görevlisi “irtica” gerekçesiyle fişlendi. İmam-hatip liselerine yönelik katsayı uygulamasıyla öğrencilerin yükseköğretime erişimi kısıtlandı. Sivil toplum kuruluşları ve vakıflar üzerinde de yoğun denetim ve baskılar kuruldu. 

28 Şubat’la hesaplaşıldı mı?

28 Şubat davası, 2012’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatıldı; 2013’te iddianamenin kabulüyle yargılama süreci başladı. 2018’de aralarında üst rütbeli askerlerin de bulunduğu sanıklara müebbet hapis cezaları verildi ve kararların önemli bir bölümü 2021’de Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti. Ancak 2024’te Resmî Gazete’de yayımlanan kararla bazı hükümlülerin cezaları “sürekli hastalık ve kocama hâli” gerekçesiyle kaldırıldı. Bu gelişme, kamuoyunda 28 Şubat’la tam anlamıyla hesaplaşılmadığı ve adalet duygusunun zedelendiği yönündeki değerlendirmeleri gündeme taşıdı.

Kuvvet kanunda olmalı

Cumhuriyet tarihinde yaşanan darbeler sonucunda, insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti anlayışında açılan yaralar hâlâ tam olarak sarılamadı. Müdahaleler, hükümetlerden çok, millet iradesine ve temel hak ve hürriyetlere zarar verdi.

Gerçek Cumhuriyet’i; kuvvetin şahıslarda değil kanunda toplandığı, adalet ve meşveretin esas alındığı bir idare olarak tarif eden Bediüzzaman Said Nursî’nin “Cumhuriyet ki, adalet ve meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir” tespitinin ehemmiyeti bir kez daha ortaya çıktı. Darbe tecrübeleri, bu anlayıştan uzaklaşıldığında demokrasinin zarar gördüğünü ortaya koydu; çözümün ise hukuk devleti ve işleyen bir demokrasi olduğu görüldü.

***

28 Şubat’la hesaplaşılamadı

HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, 28 Şubat Darbesi’nin 29. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu. “HAK-İŞ Konfederasyonu olarak, 28 Şubat darbesinin 29. yıl dönümünde, demokrasimizi hedef alan tüm antidemokratik müdahaleleri bir kez daha nefretle lanetliyoruz. 28 Şubat darbesine destek veren bütün kesimlere, kurumlara, aktörlere yargı önünde hesap sorulmadığı, sorulamadığı için 28 Şubat darbesi ile tam olarak hesaplaşılamamıştır.” 

Arslan, 28 Şubat’ın, Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçtiğini ifade etti. “Tam da 28 Şubat’ın yıldönümünde, 28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden bir kurumun da içinde yer aldığı kimi çevreler tarafından yapılan açıklamalar ve yayınlanan bildiriler maalesef 28 Şubat’ın karanlık ve baskıcı vesayet dönemlerini hatırlatmaktadır. Bugün yeniden benzer tartışmaları körükleyenler, 28 Şubat’ın karanlık iklimini hatırlatmakta ve demokratik Türkiye idealine zarar vermektedir.” ifadelerini kullandı.

Ankara - Mehmet Kara
[email protected]

***

Otoriterleşme hayatımızı zehirliyor

Karar Gazetesi yazarı Taha Akyol, “Otoriterleşme ve CHP” başlıklı yazısında, Türkiye’de son yıllarda artan baskı ortamının hukukun üstünlüğü ilkesini zedelediğini ve bunun hem siyaset hem ekonomi üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Akyol, bir yanda dinin kamusal alandaki görünürlüğünü reddeden laikçilik, diğer yanda ise dinin istismar edilerek devlet eliyle dayatılmasını ifade eden siyasal İslâmcılığın siyasetin rasyonelleşmesini engellediğini belirtti. Toplumsal hayatın bu iki uçtan ibaret olmadığını kaydeden Akyol, esas sorunun ister din ister laiklik adına olsun özgürlüklerin baskı altına alınması olduğunu ifade etti. “Elbette sosyal hayat bu iki kavrama sığmayacak kadar çeşitlidir ve çok renklidir fakat bu iki kavram ‘koyu renk’leri ifade eder.” diyen Akyol, Ramazan ayında toplumda ortaya çıkan manevî atmosferin de özgürlük alanı içinde değerlendirilmesi gerektiğini yazdı.

Haber Merkezi

Okunma Sayısı: 218
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı