Bugün, 28 Şubat postmodern darbesinin 29. yıl dönümüydü. 28 Şubat 1997 tarihinde Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında alınan kararlarla başlayan süreç, Türkiye’de siyasî, idarî, hukukî ve toplumsal alanlarda büyük izler bıraktı.
Bu süreçte sekiz yıllık kesintisiz eğitim düzenlemesiyle imam hatiplerin orta kısımları kapatıldı. Kur’ân kurslarına yaş sınırlaması getirildi. Batı Çalışma Grubu ile inanan kesimler fişlendi. Sermaye kesimi “yeşil”, “yeşil olmayan” şeklinde kategorize edildi. Başörtüsü yasağı sert bir şekilde uygulandı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun, “28 Şubat’ın etkisi 1000 yıl sürecek” sözü, aslında o dönemin zihniyetini özetliyordu. Demokrasiye balans ayarı yapılmak istenmiş, seçilmiş hükûmet istifaya zorlanmış, siyaset askerî-bürokratik vesayetin gölgesine itilmişti.
28 Şubat 1997; 27 Mayıs 1960 kanlı darbesi, 1971 muhtırası ve 12 Eylül ihtilâllerinde olduğu gibi Türk demokrasisinde büyük yaralar açtı. 28 Şubat, demokrasi tarihimizde kara bir lekedir.
Yeni Asya olarak demokrasiye, hak ve hürriyetlere, adalete ve hukuka sahip çıktığı için bütün darbe ve ara dönemlerde olduğu gibi bu tarihte de bedeller ödedik. Gazetemiz kapatıldı, gazetemizin imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular cezaevine adıldı, neredeyse bütün yazarlarımız yargılandı.
28 Şubat’ta en büyük zararı dindarlar gördü.
Başörtüsü yasağı 1997’de büyük bir zulüm olarak devam ederken üniversite kapılarında tartaklamalar, sınıftan atmalar, zorla baş açtırma teşebbüsleri yaşandı, ikna odaları kuruldu.
28 Şubat’ta bir postmodern darbe ile hükümetten düşürülen Refahyol’dan (RP-DYP) sonra kurulan hükümetlerde bu yasağı devam ettirdi. Başörtülü memureler, o dönemde olduğu kadar olmasa da görevlerinden atılmaya devam etti. Bu zulümleri gören millet, seçimlerde Anasol-M ve Anasol-D’yi oluşturan partileri Meclis dışında bıraktı.
2002 yılında iktidara gelen AKP, üniversitelerde bu yasağı iktidara gelişinden 8 yıl sonra (2010), kamuda da 11 yıl sonra, (2013) kaldırılabildi.
Dönemin YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, 27 Temmuz 2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi’ne bir şikâyet üzerine gönderdiği yazıdan sonra başörtüsü yasağında yeni bir dönem başladı. Aynı yıl bazı üniversiteler yasağı ya kaldırmış ya da hafifletmişlerdi.
2013 yılı Temmuz ayında çıkarılan bir kanunla “memura disiplin affı” geldi. Kılık kıyafetleri dolayısıyla son 23 yıl içinde devlet memuriyetinden çıkarılanlar, yeniden göreve dönebildiler.
Ne yazık ki, yasağın şu anda ne kanunî ne de anayasal bir güvencesi yok.
***
MAĞDURİYETLER HÂLÂ GİDERİLMEDİ
16 yıl sonra geri dönenlerin bazı özlük hakları bu tarihe kadar da verilmiş değil. Memureler, 29 yıl sonra haklarının tamamının verilmemesinden şikâyetlerini dile getirirken kanunî düzenleme yapılmasını bekliyor.
28 Şubat döneminin Başbakanlık Müşaviri Mesut Kınalı, (Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu eski ikinci Başkanı) 6 yıl önce düzenlediği basın toplantısında 28 Şubat sürecinde görülen yargılamaların tarafsız olmadığı açık delillerle ortaya konulmasına rağmen bu sürecin mağdurlarından büyük bölümünün hâlâ mağduriyetlerinin giderilmediğini söylemişti. Bugün mağduriyetler hâlâ giderilmedi.
***
ARADAN GEÇEN 29 YIL SONRA NE DEĞİŞTİ?
28 Şubat postmodern darbesi demokrasiye darbe vurdu. Bugün Türkiye kâmil manada demokrasiye kavuştu mu?
Genelkurmay’da hâkim ve savcılara brifing verilerek adalete darbe vuruldu, hukuk yerle bir edildi. Bugün Türkiye’de bağımız yargıdan şikâyet ediliyor.
28 Şubat basın özgürlüğüne darbe vurmuştu. Gazetecilerin, yazarların, aydınların birçoğu darbecilerin düdüğünü çalıyordu. Bugün hür bir basından bahsedilmiyor.
Bunun için daha fazla hürriyet, daha fazla hürriyet, daha fazla adalet demeye devam etmeliyiz.