"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İktidar erki, İslâmiyet ve sıkışan akıl-2

Hakan Özlen
25 Temmuz 2026, Cumartesi
Devletin aslî vazifesi; adaleti, mutlak manada tesis etmek ve kamusal güvenliği sağlamaktır.

Acaba bugünkü iktidar bu aslî vazife yerine yukarıdan aşağıya bir nizam aşılamaya ve sosyolojiyi kendi ideolojik kalıplarına göre yeniden dizayn etmeye mi çalışıyor? 

Toplumumuzda İslâmiyet’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in adalet anlayışını hakkıyla yaşamak yerine beliren bir taklitçilik ve edilgenlik hali mevcuttur. Acaba insanlar, kendi adalet sorumluluklarını devlete devrettikleri için mi inançlarını ahlakî derinlikten yoksun, pasif bir taklit olarak yaşamaktadırlar?

Kamusal düzende liyakat ve hakkaniyet gibi kriterlerin yerini kabileci reflekslerin alması, toplumun bir kesimini sisteme yabancılaştıran temel bir saiktir. 

Bu aksaklık sebebiyle emeğinin meşru karşılığını alamayan fertlerin yaşadığı huzursuzluk ve bunun doğurduğu sert tenkitler, çıkış noktası itibarıyla göz ardı edilemeyecek bir hakkaniyet boyutu, rasyonel bir haklılık payı barındırmıyor mu? 

Ortaya çıkan bu hırçın eleştirileri sadece bir edep meselesi olarak tasnif edip tecrit etmek yerine; o eleştiriyi besleyen asıl menbaı, yani zedelenen hakkaniyet zeminini tetkik etmek daha âdil bir yaklaşım olmaz mı?

Normal bir demokraside toplumun kamusal erki şekillendirmesi beklenirken, mevcut vasatta devlet ve iktidarın toplumu şekillendirme temayülü baskındır. Bu dönüşümün en mühim vasıtası, zihinlerin “memurlaşması” değil midir? 

Kamusal ve ekonomik bir güvenceye sığınarak amirin iradesine boyun eğen akılların, zamanla en temel insanî melekelerden olan “gerektiğinde muhalif olma ve daima hakikati arama kabiliyetini” kaybetmesi gerçeği karşısında ne söylenmelidir?

Yani, hayatını ve geleceğini devletin sunduğu güvenli konfora bağlayan bir fert; bu konforu kaybetmemek adına, yanlış gördüğü şeylere ses çıkarma ve gerçeğin peşinden gitme cesaretini zamanla yitirmekte midir? Bu zihni uyuşma, sistemin sunduğu rahatlığın kaçınılmaz bir bedeli midir; yoksa insanın kendi ahlâkî mesuliyetinden gönüllü bir vazgeçişi midir?

Burada net bir mantık çizgisi çekmek ve iki mefhum arasındaki aslî farkı nazara vermek icap eder: 

Tabiatı gereği dünyevî ve nisbî bir sanat olan siyaset, ancak öznesi olan aktörlere yöneltilen tenkit fırçasıyla rasyonel bir muhteva ve değer kazanır; zira siyaset eleştiriyle beslenir. 

Buna mukabil İslâmiyet, bütün veçheleriyle değişmez bir hakikat manzumesidir; dolayısıyla yersiz ve haksız tenkitler onun mutlak değerinden hiçbir şey eksiltmez. 

Mesele, dinin değerinin düşmesi değil; bu haksızlıklar karşısında dengeli bir ahlâkî duruşun sergilenememesi ve bazı dindar kesimlerce hakikatin hatırının siyasî öfkeye feda edilmesidir. 

Tam da bu noktada şu suali sormak icap eder: 

Müslümanlık şuuruna sahip olduğunu iddia eden her bir ferdin, nefsin ve aklın en yüksek mertebeleri olan hikmet (doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyeti), iffet (şahsî şehvet ve menfaatin aşırısından arınma) ve şecaat (hakikati haykırma cesareti) üçlemesini amelî birer adalet refleksi olarak hayata geçiremediği bir vasatta, dile getirilmeyen her haksızlığın faturası nihayetinde İslâmiyet’in bizzat kendisine ciro ediliyorsa, buradaki asıl sorumluluk kime ait sayılmalıdır? 

Mutlak bir şekilde hakikati tebliğ eden İlâhî kelam mı -haşa-, yoksa o kelamı hayatına rehber ettiğini iddia edip de zulmeden ya da zulüm karşısında sükût eden ve böylelikle dinin özünün sorgulanmasına bilerek yahut bilmeyerek zemin hazırlayan özne ve özneler mi asıl mesuldür?

Şimdi yine ve yeniden düşünelim!

Okunma Sayısı: 242
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı