"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Aynı fikirde olmanın sarhoşluğu

M. Said BAYRAKLILAR
25 Temmuz 2026, Cumartesi
İnsan, kendisi gibi düşünen insanların yanında çoğu zaman rahat eder. Çünkü orada zihni yorulmaz, kendini savunmak zorunda kalmaz, kurduğu dünya modeli sarsılmaz. Hatta etrafındaki insanlar o modeli besler, güçlendirir ve tahkim eder.

Bu yüzden aynı fikirde olduğumuz insanlarla saatlerce konuşabiliriz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Çünkü orada hakikate yeni bir pencereden bakmaya çalışmıyor; daha çok mevcut kalıplarımızı birbirimize tekrar ediyoruzdur.

Fakat farklı düşünen biriyle karşılaştığımızda durum değişir. İçimizde görünmez bir gerilim oluşur. Karşımızdaki insan yalnızca farklı düşünen biri olmaktan çıkar; zihnimizin kurduğu modele yönelmiş bir tehdit gibi görünmeye başlar. Mesele artık sadece fikir değildir. İnsan, çoğu zaman fikrini kendisi zanneder. Bu yüzden bir fikre itiraz edildiğinde, hakikatte fikir tartışılmıyor; nefis kendisini savunmaya başlıyor olabilir.

İşte o anda insanın en kolay yaptığı şey, anlamaya çalışmak değil; karşı tarafı küçültmektir. Çünkü anlamak emek ister. Gerekirse eski kanaatleri tashih etmeyi, zihinde büyük zahmetlerle kurulmuş kalıpları söküp yeniden düzenlemeyi gerektirir. İnsan zihni ise konforu sever. Bu yüzden hakikati aramaktan ziyade, haklı çıkmayı tercih eder.

Karşımızdaki insanı “cahil”, “art niyetli”, “şuursuz” veya “meseleyi anlamayacak biri” diye etiketlediğimiz anda zihnimiz rahatlar. Çünkü artık onu anlamaya çalışmak zorunda değilizdir. Böylece mesele kapanır; enaniyet kurtulur, zihin yorulmaz.

Fakat bunun çok tehlikeli bir tarafı vardır. İnsan, kendi gibi düşünenlerle bir araya geldiğinde her zaman hakikati konuşmaz; karşı tarafı konuşmaya başlar. Bir süre sonra fikir alışverişi, yerini şahıs değerlendirmelerine bırakır. Böylece zihni savunma mekanizması, fark edilmeden gıybete dönüşür.

Üstelik insan bunu çoğu zaman “hak namına” yaptığını zanneder. Hâlbuki gıybet, sadece dilin bir günahı değildir; nefsin kendini rahatlatma yollarından biridir. Karşı tarafın hatalarını konuşmak, insana gizli bir üstünlük hissi verir. Kendi grubunun içinde psikolojik bir güven oluşur. “Biz doğruyuz” duygusu kuvvetlenir. Fakat tam o sırada manevî hayat derin bir yara alır.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “Nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a‘mâl-i sâlihayı yer bitirir.”  İnsan hakikati savunduğunu zannederken, hakikatin en temel ahlâkını kaybedebilir.

Bu yüzden insanın zor imtihanlarından biri, farklı düşünen birini dinlerken nefsini susturabilmesidir. Hakikati gerçekten seven insanın ilk hedefi haklı çıkmak değil, doğruya ulaşmak olmalıdır. Bunun ilk şartı da çoğu zaman şudur: Savunmada olan şeyin zihin mi, yoksa nefis mi olduğunu fark etmek.

Okunma Sayısı: 1639
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Çaloğlu

    1.08.2026 01:30:53

    Said kardeşim gazete dağıtım meselesi nden sebeb yazınızı geç okudum. Allah razı olsun, tamda zamanında yazılmış bir yazı. Cuk oturmuş bir başlık, sarhoşluk sadece müskirattan olmadığını anladık. Davamızı nasıl daha ilerlere taşırız, nasıl aç gönüllere ulaşırız yerine, şahıslarla neden böyle yaptı, bize zarar verebilir, bizi de diğerleri gibi değerlendirebilir ler gibi zanlarla fkirler sarhoş olmaya başladı. Dediğiniz gibi nefisler, enaniyetler, iftiralar, inatlar devreye girdi, şeytan ve avaneleri memnun oldu. Çünkü ittifak ittihad, tesanüt hem şeytanın hem zındıka komitelerinin baş düşmanlarıdır. (İnsanın ilk hedefi haklı çıkmak değil, doğruya ulaşmak olmalıdır) tavsiyeniz tam isabet. Tebrik eder yazılarınızın devamını dilerim. 🤲🤲🤲❤❤❤

  • Ekrem Başcı

    25.07.2026 17:23:59

    Kaleminize sağlık hocam..

  • Mehmet Said Bayraklılar

    25.07.2026 15:09:03

    Kıymetli yorumlarınız ve güzel katkılarınız için ayrı ayrı teşekkür ederim. Aslında yazının merkezindeki mesele de tam burasıydı: İnsan elbette kendisi gibi düşünenlerin yanında daha rahat eder; fakat hakikat arayışı bazen bu rahat alanın dışına çıkmayı da gerektirir. Farklı fikirlerle karşılaştığımızda mesele, birbirimizi zorlamak veya germek değil; nefsi devreye sokmadan anlamaya çalışabilmektir. “Bârika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar” ölçüsü de bu noktada çok kıymetli. Fikirler konuşulmalı, ölçüler tartışılmalı; fakat şahıslar hedef hâline getirilmemeli, kalpler kırılmamalı, uhuvvet zedelenmemeli. Asıl imtihan da belki burada: Haklı çıkmaya değil, hakikate razı olmaya çalışmak. Rabbim önce kendi nefsimizde bu ölçüleri yaşayabilmeyi nasip etsin.

  • Hasan

    25.07.2026 13:14:22

    İnsan, kendisi gibi düşünen insanların yanında çoğu zaman rahat eder. O yüzden rahat ettiği yere gitse zorlamasa karşısındaki insanları sa sıkıntıya sokmasa çok daha iyi olur. Negatif enerji oluşmaz.

  • Tekin Şahin

    25.07.2026 13:05:57

    Tebrikler. 👏👏👏

  • Bülent Bektaş

    25.07.2026 06:12:22

    Çok değerli bir konuya el atmışsınız Emeğinize sağlık gerçekten güzel bir yazı olmuş

  • Güler Aslan

    25.07.2026 06:11:12

    “Barika-i harikat, müsademe-i efkârdan doğar”

  • Ömer

    25.07.2026 06:10:44

    İnsan zihni ise konforu sever. Bu yüzden hakikati aramaktan ziyade, haklı çıkmayı tercih eder. Savunmada olan şeyin zihin mi, yoksa nefis mi olduğunu fark etmek. Kaleminize sağlık tebrikler hocam. 👏👏👏🌅

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı